Senaryo yazarken merak ettikleriniz…

SORU 1: Karakterlerin kıyafet tarz ve şekillerine değinilir mi? Değinilirse, hangi aşamada değinilir? ( Sinopsis, Tretman, Senaryo)

CEVAP: Her şey kurduğunuz öykü ile ilgili. Eğer öykünüzü, mesela karakterinizin duygu durumunu, karakter gelişimini vs. anlatabilmek için seçtiği kıyafetlerin değişimini gözetiyorsanız kıyafetler yazılır. Yoksa hiç bir gerekçesi olmadan karaktere bir kıyafet giydiriliyorsa bunu yazmaya gerek yoktur. Sanat Yönetmeni’nin görevi bu gibi durumlarda tercihler yapıp karalara varmaktır. Bu sebeple yazar gerçekten anlamlı bulduğu kıyafetleri yazmalı. Senaryo ve tretman aşamasında.

Senaryo yazarken merak ettikleriniz

Senaryo yazarken merak ettikleriniz

SORU 2: Jenerik te, filmin önemsediğimiz bölümlerinden ipucu veren görüntüler verebilir miyiz?

CEVAP: Verebilirsiniz ama filmin sırlarını açık etmeyiniz.

SORU 3: Senarist film müziğine ne derece tavsiye ve müdahalede bulunabilir?

CEVAP: Fazla detaya girmeden her türlü tavsiyede bulunabilir. Filmde özellikle kullanılmasını istediği parçalar varsa senaryoya yazabilir. Ama bu istekleri yazarken işi sadece müzik olan filmin müzik sorumlusuna da iş bırakmalı. Herkesin kendi işini yapması önemlidir. Senaristin işi öyküyü iyi kurmaktır. Bir müzisyen kadar müzik dünyasına hakim olmayabilir. Olsa da isteklerini son söz olarak senaryoya yazmamalıdır. İşin profesyonellerine de çalışma alanı bırakmalıdır. Zaten film yapım aşamasına geldiğinde senaristin fazla müdahil olduğu noktalar varsa yetkili kişiler tarafından devre dışı bırakılacaktır.

SORU 4: Tretmanda, bir maddede anlattığımız (iç-dış) görüntüyü, senaryoda ayrı ayrı sahnelere ayırabilir miyiz, yoksa bir Tretman her maddesi bir senaryo sahnesi olmak zorunda mıdır?

CEVAP: Tretmanı sahne sahne yazmak zorunda da değilsiniz. Size kalmış. Sahne sahne yazmak işinize yarayacağı için öyle önerilmiştir. Yoksa bu konuda herkesçe kabul edilmiş bir standart yoktur.

SORU 5: Tretman ile senaryonun açıklama kısmı arasındaki farklar nelerdir?

CEVAP: Senaryodaki açıklama kısmında (aksiyon, devinim), mizansen adını verdiğimiz, sahne içinde karakterlerin davranışlarının tasviri bulunur. Bu tasvir tretmanda senaryoda olduğu kadar detaylı olmak zorunda değildir. Tretmanda asıl amaç dramatik yapının detaylı bir şekilde kurulmuş olmasıdır. Senaryoda ise film bittikten sonra, perdedeki halinin nasıl olacağına karar vermektir. Bu anlamda tretman daha içeriksel, senaryo daha biçimseldir.

SORU 6: Aynı sahnede uzak ve yakın çekimler aynı sahne başlığı altında mı olmalı, yoksa ayrı sahne ve başlık mı kullanılmalı?

CEVAP: Sahneleri ayırmak için asıl belirleyici şey mekandır. Mekan değişmediği sürece bir sahne içinde çok sayıda farklı çekim ölçeği kullanılabilir.

SORU 7: Filmin başında diyalog başladıktan sonra kisiler akmaya devam edebilir mi?

CEVAP: Ülkemiz sinemasında başlangıç jeneriğinin olması-olmaması ya da biçimi ile ilgili sınırlandırmalar ve standartlar yoktur. İstediğiniz gibi bir açılış tasarlayabilirsiniz.

SORU 8: Toplu ekiplerle oluşan sahnelerde her kişiye ayrı ayrı isim vermemiz gerekir mi? Yoksa diyalogda bulunacak olan önemli kişilere mi isim vereceğiz? Komutan, Doktor, Hoca gibi…  Örnek: Olay yeri inceleme ekibi, sağlık ekibi gibi.

CEVAP: Birden fazla sayıda insanın tek bir diyaloğu hep bir ağızdan söylemesi çok sık rastlanan bir durum değildir. Böyle bir durumda (mesela bir futbol stadyumunda taraftar kitlesi) kitleyi tek bir karakter gibi yazmalısınız. (mesela, TRİBÜNLER: Gooooool!) Birden fazla insan farklı farklı diyalogları aynı anda seslendiriyorlarsa buna tiyatro ve sinemada RABARBA adı verilir. Rabarba söz gürültüsü demektir. Tek seslilik değil çok sesliliktir. Rabarba arasında duyulmasını istediğiniz kelimeleri sıkıştırabilirsiniz. (mesela, TRİBÜN:  Rabarba; Gooool! Yuuuuh! Helaaal! Yaşaaa!) Ancak farklı karakterler, kimin ne söylediği belli olacak şekilde hep bir ağızdan konuşuyorlar ve hepsinin de seyirci tarafından duyulması gerekiyorsa, karakterler tek tek yazılıp, diyalogları da diğer karakterler gibi uygulanır.

SORU 9: Bir otomobilin arka koltuğunda oturan iki kişi diyalogda bulunacaksa, bu durum da şoföre de yer vermemiz gerekir mi? Gerekirse hangi aşamada yer veririz. Tretman, Senaryo…

CEVAP: Şoförün kurguda görülmesini istiyor musunuz? Şoförün hikayenin akışında bir yeri var mı? Şoför hikeyede hiç önemi olmayan sıradan bir şoför ise hiç bir aşamada yazmanıza gerek yok. Yönetmen isterse şoförden detay alır ve kullanır. Hikayede yeri var ise, onun orada olmasının bir anlamı var ise tretman, senaryo hatta duruma göre sinopsiste bile yazmalısınız.

SORU 10: Doğrusal zaman gerçek zaman akışına çok yakın ise, mesela olaylar 3-5 ay veya 2-5 yıl da, başlar biterse bu değerli midir?

CEVAP: Zamanın ileri ya da geriye doğru kesintiye uğraması (Flashforward ya da Flashback) bir filmi kendi başına değerli ya da değersiz yapmaz. Nasıl kullandığınız önemlidir. Her iki şeklin pespaye kullanımları olabileceği gibi son derece estetik (yani değerli) kullanımları olabilir.

SORU 11: Doruk noktası birden fazla olabilir mi? En son da olabilir mi?

CEVAP: Olabilir, şöyle ki: Senaryonuzda birden fazla öykü ekseni varsa her eksen için ayrı bir doruk notası olabilir. Bazı eksenlerin ucu açık da kalabilir. Doruk noktasının yeri değişkendir en sonda da olabilir. Bu, öyküyü nasıl kurguladığınıza bağlıdır.

SORU 12: Anlamının, herkes tarafından bilinmeyeceğini düşündüğümüz, kelimeleri ve nesne isimlerini kullanmak risk midir? Mesele: Kelik, azık vb.

CEVAP: Karakterlerin diyaloglarında, gerekiyorsa kullanmanızda hiç bir sakınca yoktur. Ancak sadece yapımcı yönetmen ve oyuncular gibi, film insanlarının okuyacağı, aksiyon yazdığınız kısımlarda kullanırsanız, herkes anlamayacağı için sakıncalı olabilir.

SORU 13: Olaylar eğer bir köy veya yörede geçiyorsa, karakterleri o yörenin ağzı ile konuşturmak, daha gerçekçi olur mu? Her karakterin İstanbul Türkçesi ile konuşması gerçekçi olur mu? Eğer yöre ağzı tercih edilecekse bu senaryoya nasıl yansır. Nasıl telaffuz edilecekse öyle mi yazılır?

CEVAP: Bu konuda bir uzlaşı yok. Piyasada her iki türlü senaryoya da rastlayabiliyoruz. Ancak doğrusu senaryo metninde karakterlerin diyaloglarının düzgün bir dille yazılmasıdır. Aksiyon, açıklama kısımlarında ise sözgelimi şöyle bilgiler yazılmalıdır: “Hasan Adana yöresine has bir aksanla konuşmaktadır.” Bunu okuyan oyuncu, canlandıracağı karakterin aksanının hangi yöreye ait olduğunu öğrenecektir. Konuyla ilgili gerekli bilgiye sahip değilse araştırır ve öğrenir. Aksanlı konuşan bir karakterin diyalogları düzgün bir dille yazılırken karakterin olmadığı bir karaktere dönüşmesi de önemli bir risktir. Sözgelimi eğitimsiz bir karakter eğitimli bir karakter gibi görünmemelidir. Bunun için diyalogların düzgün bir türkçeyle ama karaktere uygun bir tarzda yazılmaları gerekir.

SORU 14: Figüranlara nasıl yer verilir? Mesela: Sınıfta başka öğrenciler de vardır, olayı çok sayıda meraklısı izlemektedir, düğünde çok sayıda davetli vardır gibi mi olmalıdır?

CEVAP: Sahne başlığına FGR harflerini ilave etmeniz durumunda sahnede arkaplanda sorudaki gibi yardımcı oyuncuların var olduğunu belirtmiş olursunuz. Aksiyon yazdığınız yerlerde de bu FGR’nin kim olabileceğine dair bilgi olmalıdır. Dolayısıyla sahne başlığına yazacağınız FGR sadece kolaylık sağlamak içindir. Yazmasanız da yapımcı sahneyi okuyunca sahnede FGR olduğunu anlayabilmelidir.

SORU 15: Jeneriğin detayları yazılır mı? Yazı karakteri, akış şekli gibi.

CEVAP: Yazabilirsiniz ama riskini göze alıyorsanız. Çokbilmiş bir senarist gibi görülebilirsiniz. Jenerik yazıları başka uzman kişilerin sorumluluğundadır. Ancak özel bir font seçtiyseniz ve bunun öykü için bir anlamı varsa bir öneri olarak bunu belirtmenizde sakınca yoktur.

SORU 16: Önemsediğimiz bir sözümüzü, örneğin kendi sinema tanımımızı, nereye yazabiliriz, senaryonun başına, sonuna…

CEVAP: Sinema hakkındaki görüşlerinizi filminizin başında sonunda bir özdeyiş olarak sunmanız doğru olmaz. Bunun yeri filminiz değildir. Ancak alıntı sözleri istediğiniz her yerde kullanabilirsiniz.

SORU 17: İntihara teşebbüs eden bir karakteri anlatırken, bir, (Irmağın – denizin- oto yolunun …)  kenarında düşünceli bir şekilde bekler. Diyebilir miyiz, yani; ırmak, nehir, yol vb. seçenekleri yazarsak çekimin duruma göre kolay olması açısından iyi olur mu?

CEVAP: Senarist olarak karakterin nasıl intihar edeceği tercihini siz yapmalısınız. Aksi takdirde en ucuz intihar yöntemi tercih edilir ve bu da doğal olarak iyi sonuç vermez.

Sorular İbrahim Özer’e cevaplar bana ait. Güzel şeyler yazın!

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Senaryo yazarken merak ettikleriniz… için 286 cevap

  1. tülin der ki:

    Merhaba hocam , benim kafamı karıştıran karakterim sürekli anıları ile flashbackler ile bir şeyleri anlatması gerekiyor ama çok fazla olması beni boğdu. farklı yollar ile yaparak bunu düzeltebilir miyim? karakter bir fotoğrafa bakıyor anıya geçiyoruz, karakter günlük okusa o okurken anılar görünse gibi düşüncelerim var fakat en az ile nasıl oturtacağımı anlayamadım. Ara ara kendi kendine konuşabilir mi? Zaten çok normal bir karakter sayılmadığı için. En fazla ne kadar flashback yapabiliriz ? Çok kafa karıştırmadan. Benim karakterin tersten başa doğru gidiyor anıları.

    • Gökhan der ki:

      Çok Flashback yapmak seyircinin ilgisini toplamasını zorlaştıracağı için risklidir. Seyirci, ancak çetele tutarak filminizi izlerse anlayabilsin, istemezsiniz. Hikayenizin zaman akışıyla ne kadar az oynarsanız o kadar geniş kitlelere hitap edersiniz. Zaman akışını tersine çeviren ya da altüst eden filmler de ilgi çekebilirler ama sadece meraklı seyircinin… Bu da genel seyirci kitlesinin yanında az bir oranda kalır. Ne kadar flasback’ten sonra seyircinin ilgisi kaybolur sorusuna cevap vermek mümkün değil. Anlatılan hikayeye göre değişir. Gişeyi umursayan çok sayıda filmin uyguladığı formülü düşünebilirsiniz: Filminizin doruk noktasından hemen önceki bir zaman dilimini filmin en başına koyarak merak uyandırmak, sonra olayların ilk başladığı zamana geri gitmek ve bu noktadan sonra zamanın doğrusal akarak seyirciyi doruk noktasına kadar taşıması. Doruk noktası ve sonrasında da yine sadece ileri doğru zamanın akması. Bu yaygın formül seyirci tarafından da iyi bilinir ve benimsenmiştir. Ama anıların her biri için geri dönüş yapacak olursanız seyircinizi büyük oranda kaybedersiniz. Ezel dizisi böyleydi. 2 sezon yayınlandı. Aynı dönemde yayınlanan Yaprak Dökümü dizisinde zaman düz-ileri akıyordu, uzun süre devam etti. İki diznini seyirci profilleri de birbirinden farklıydı. Size önerim öykünüzü olayların kronolojik sırasına uygun anlatmaya çalışmanız yönünde. Bazı kilit zamanlara geri dönüşler yapabilirsiniz. Kendinizi seyirci yerine koyun; kağıt kalem olmadan filmi takip edemez hale geliyorsanız durum fena…

      • Tulin der ki:

        Teşekkürler hocam. Evet kendim bile ne yapıyorum şimdi dedim 🙂 Yetişkinlik anıları ve belli noktaları anlatmam gerekiyor. Çocukluk en son olmalı. Yetişkinlikten çocukluğa doğru bir sıralama olması gerekiyor. Çocukluk noktası ile beraber olaylar netleşirken, yetişkinlikte yaşadıklarının nedenleri anlaşılmış olacak. Seyircinin yetişkinlikte yaşadıklarına neden sorusunu sorduğunda cevaplar çocukluk ile cevaplanacak. 3 aydır beynim her dakika bununla meşgul normal hayatım kalmadı. Yazma sürecinde bu normal dimi ? 🙂 Psikolojik ve biraz gerilim tarzı senaryo.

        • Gökhan der ki:

          Normal, ama çok emek vermeniz lazım unutmayın.

          • tülin der ki:

            Merhaba hocam, bazı insanlardan yorum almak için senaryoyu okutuyoruz. bazen yapıcı eleştiriler iyi oluyor. ama bazı tipler oluyor ki al o senaryoyu önünde parçala istiyorsun. 🙂 aslında herkese sormamak gerekiyor. insanın çalışma hevesini kırıyorlar. Soruma gelince karakter sayısı olayı. Benim senaryoda karakter sayısı az. Karakter sayısının çok fazla mı olması gerekiyor? İki karakterle yapıldığında basit mi kaçıyor? tabi ki olaylarda kişiler oluyor asıl olay iki kişi arasında geçiyor. ( bir yorum geldi de onun üzerine kafam karıştı)

            • Gökhan der ki:

              Her şeyin değeri rakamlara indirgeniyorsa halimiz harap. İki karakter gerektiren bir öykü gayet iyi bir öykü olabilir. Tek karakteri olan ve çok sevilen öyküler var. Karakter sayısı ile öykünün kalitesi arasında hiçbir ilişki yok. Öte yandan senaryonuzun gişe rekorları kırması isteniyorsa karakter sayısının çok olmasını bir yapımcı belki isteyebilir. ‘Seyirciye sirk benzeri gösteri zevki veren filmler çok gişe yapıyor’ algısının sonucu bu. Olabilir, ama şahsen benim çok umurumda olmaz. İyi öykü iyi öyküdür, kaç karakter ihtiva ettiği önemli değil.

              • tülin der ki:

                Teşekkürler hocam. Bu da bana bir hikayeyi hatırlattı. ( biraz uzun ama kısa yazacağım)
                Bir usta öğrencisine artık hazır olduğunu ve en güzel resmini yapıp sokağa asmasını, yanına da bir kalem koyup “beğenmediğiniz yerlere işaret koyun” yazısı yazmasını istiyor. Öğrenci heyecanlı şekilde gidiyor, günlerce uğraşıyor en güzel resmini yapıp sokağa asıyor. Bir kaç gün sonra resmini almaya gittiğinde resminin her yerinde işaretler görüyor. Ustaya gidip kimsenin beğenmediğini ve resminin kötü olduğunu dile getiriyor. Usta bu sefer yine bir resim yapmasını fakat bu sefer resmin yanına boya ve fırça koymasını istiyor. not olarak da
                “resimde beğenmediğiniz yerleri düzeltin” yazmasını istiyor. Öğrenci en güzel resmini yapıp sokağa asıyor notu ve boya, fırça koyuyor. Bir kaç gün sonra gidiyor resmine bakıyor hiç kimse dokunmamış. Öylece resmi duruyor. işte böyle bir şey işin sonucu “yaratmayan insan yok edici olur.”
                Herkese heyecanlanıp yaptıklarımızı göstermemek gerekiyor. Yorumların yanlış olduğunu bile düşünsek kafamıza giriyor ve çalışmamızı etkiliyor. Tekrar teşekkürler hocam:)

  2. Neşat der ki:

    Senaryoda epizodik yapı, gerilme, Doğrusal zaman ve dramatik yapı nedir? Bunları kavram olarak açıklayabilirmisiniz?

    • Gökhan der ki:

      Bu kavramları hakkıyla açıklamak istesem bir kitap hacmi tutardı. Burada kısaca tanım benzeri açıklamalar yapabilirim:
      * Epizodik yapı bütün filmin öyküsünün daha küçük öykülerden oluşması durumudur. Bu öykülerin birbiriyle bağlantılı olması ya da olmaması gibi bir şart yoktur.
      * Gerilme yerine gerilim lafını tercih ediyorum(z). Genellikle kahraman (filmin ana karakteri) ile iç/dış dünya arasındaki çatışmayı, uçurumu, temsil eden bir kavramdır. Kahramanı takip eden seyirci bu gerilimi kendisi de hisseder. Çünkü kendisini kahramanın yerine koyar.
      * Doğrusal zaman bir filmde zamanın ileri doğru akmasıdır. Yani geridönüş (flashback) olmayan durumlardır. Zamanın ileri sıçraması çoğunlukla kaçınılmazdır. Bu zamanın doğrusallığına engel değildir. Karakterin yarım saat boyunca otomobiline park yeri aramasını göstermek istemediğimiz için araba kullanırken görürüz, sonra pat diye evin içinde görürüz, zaman ileri sıçramıştır aradaki gereksiz ayrıntıları görmemişizdir. Ama bu örnekte zaman yine doğrusaldır. İleri akmaktadır. Eğer arada bir sahnede 3 gün, 1 ay, 5dk önceki bir sahneyi izleseydik, zaman; doğrusal akmamış olurdu.
      * Dramatik yapı Aristo’dan bu yana uygulanan giriş-gelişme-sonuç formülüdür. Bu akışta her şey yerli yerindedir. Ve işittiğimiz, izlediğimiz, okuduğumuz öykülerin büyük çoğunluğu (biz bunlara klasik öykü de diyoruz) bu yapıya uygundur.

      Ucuz Roman (Pulp Fiction) filmi epizodik bir senaryoya sahiptir. Vincent, Butch, Vincent ve Jules öykücüklerinden ve bunları birbirine bağlayan küçük parçalardan oluşur. Filmin zamanı doğrusal değildir. Mesela Vincent’ın öldüğünü gördükten sonra ölmediği başka bir sahneyi izleriz. Filmin bütünü dramatik yapı analizine tabi tutulamaz. Ancak her episodun birer dramatik yapısı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yani her episod (bölüm) giriş-gelişme-sonuç çizgisine uygun yazılmıştır.

  3. Selim der ki:

    Senaryoda,filmde farklı zamanlarda ortaya çıkıcak ancak uzun süreli bi işlevleri olmayacak karakterlerim var.Mesela 5 polis memuru.Onlara özel isim vermem saçma görünür diye düşünüyorum ancak diyaloglarıda olucak bazılarının.Onları yazarken nasil belirtmeliyim.polis 1,polis2 felan diyemi?

    • Gökhan der ki:

      Diyaloglarda ismi geçiyorsa karakteri ismiyle yazmalısınız. Diyaloglarda isimleri geçmiyor ve az görünüyorlarsa 1.Polis, 2.Polis vs. gibi yazabilirsiniz.

  4. Fatih Ates der ki:

    Merhabalar hocam benim size bir sorum olacaktı. Televizyonlarda çoğunlukla tutan iş alan/iş yazan senaryo ekiplerinin/senaristlerin ekiplerine asistan olarak girmek için genç senarist adayını öne çıkaracak yöntemler ve önerileriniz ne olur? Ben şu an 2.sinif Reklamcılık öğrencisiyim. Sektörden isimler ile konuştuğumda kısa filmler yazmak, ödüller almak vs. pek bakılmıyor bunlara dendi. Bağlantı varsa, örnek olarak yazdığı bir senaryoya bakıldığına tekniğe/yapıya az çok hakimse, ihtiyaç da varsa alınıyor deniliyor. Ama açıkcası ben ihtiyaç yokken de alınayım istiyorum. Burada beni öne çıkaracak şey nedir? Sektörel bağları kuvvetli kişilerin düzenlediği workshoplara katılıp tabiri caizse oradaki o isimlere kendini/yeteneğini pazarlamak mı, tiyatro oyunları/sinema filmleri yazıp festivallere göndermek mi, kısa filmler yazmak ödüller almak mı…
    Bunlardan hangisi en çok avantaj sağlar? Sizin tanıdığınız tutacak işler alan/yazan ekipler ve senaristler asistan almak istediğinde en çok neye dikkat ederler, ihtiyaçları olmasa dahi yazarlığa aday kişinin isteği ve ısrarı doğrultusunda o genç adayın potansiyeli nasıl olmalı ki geri çevirmemeliler? Şimdiden
    öneriler için teşekkür ediyor, iyi çalışmalar diliyorum.

    • Gökhan der ki:

      Bütün iş kollarında olduğu gibi senaryo yazarlığında da çevre çok önemlidir. İnsanlar havalı rezumelere güvenmektense tanıdıkları bizzat güvendikleri insanların önerilerine inanmayı tercih ederler. Çünkü rezume dediğimiz şey şişirme olabilir. Reklamı yapılan şeyin reklamdaki haline genellikle benzemediğini siz daha iyi biliyorsunuz. Bu sebeple işinizde iyi olacaksınız bir sonraki adım olarak da çevre edineceksiniz. Okulların en büyük faydası, belki de verdiği eğitimden de fazla, kazandırdığı çevredir. Diyelim ki ülkemizde bir üniversitede senaryo yazarlığı bölümü var ve siz o bölümü bitirdiniz. Düşünsenize, bütün okul arkadaşlarınız mezuniyetten sonra bir yerlerde işe girecekler, onlar sizi tanıyor olacak, siz de onları. Genellikle işler çevre (network) ile yürütülür. İşverenler yakın çevrelerinde insan kaynağı bulunamadığı durumlarda, çaresiz kalınca ilan verirler. Nasıl çevre edineceksiniz sorusu bu sitenin ve benim dışımda bir alan. Ama hep söylediğim şeyi tekrarlamış olayım: işinizde iyi olun, devamlı üretin, yarışma/festival gibi alanınızla ilgili etkinlikleri mutlaka sıkı takip edin.

  5. Emre can der ki:

    Merhaba,ben internetten indirdiğim bazı senaryoları inceliyorum ancak karşılaştığım bazı şeyler var ve ne kadar araştırdıysamda ne olduklarını öğrenemedim.
    Örneğin dikkatimi en çok çeken 5A 6A 6B 6C 7A gibi numaralandırmalar var ve anladığım kadarıyla bunlar mevcut olduklarında sahne başlıklarının yanlarında oluyorlar,
    Ayrıca çok fazla sayıda kesme -tire işareti kullanılmış ve birçok sayfanın en sağ kısmında * yıldız işaretleriyle karşılaştım.
    Bunlar ne anlama geliyor bunlarla indirdiğim birçok senaryo örneğinde karşılaştım ancak ne olduğunu öğrenemedim.Sanırım çekim senaryosu indirdim diye düşünüyorum.

    • Gökhan der ki:

      Evet, sahne numaralarının yanına A, B,C gibi ilave harfler genellikle çekim aşamasında verilir. Çekimler sırasında oluşan gerekliliklerden ötürü zaman zaman sahneler bu şekilde bölünür. Tire ya da yıldız gibi işaretlerin kullanılışının özel bir anlamı olacağını sanmıyorum (ben böyle bir uygulamaya rastlamadım). Dediğiniz gibi çekimler sırasında yaratıcı ekibin kendilerinin anlayacağı şekilde yaptığı düzenlemelerdir muhtemelen.

  6. Ali der ki:

    Türkiye’de dizi / film yapımcıları yazılan bir senaryonun okunurluğuna mı izlenirliğine mi daha çok dikkat ediyor? Yani izlenirlik açısından tutacak potansiyelli olan ancak okunduğunda gerek teknik gerek incelik bakımından pek esprisi olmayan (kip kullanımları, sahne betimlemeleri pek incelikli /süslü olmayan sade ve net yazılmış) senaryo mu? Okundugunda incelikle yazılmış, tekniği, mizanseni, betimlemeleri ve üslubu kusursuz ama izlenirliği düşündürücü olan bir senaryo mu satar sizce?

    • Gökhan der ki:

      Bir senaryonun format, dilbilgisi, noktalama işaretleri vs. açısından düzgün yazılmış olması yazarın özenli, dikkatli, yazma işinde tecrübeli ya da en azından bilgili ve ayakları yere basan bir yazar olduğunu gösterir. Sadece bu bir senaryonun satılmasına yarar mı, elbette hayır. Senaryo filme çekildiğinde de seyirciyi ekran/beyazperde önüne bağlayabiliyor mu? Dediğiniz gibi biçimsel olarak kötü/özensiz bir senaryonun öyküsünün çok iyi olduğunu yani film olursa seyirciyi 12’den vuracağını varsayalım. Kötü dilbilgisi, özensizlik gibi basit sebeplerden ötürü bu senaryonun hiç okunmama ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. Senaryo okuyan ve değerlendiren insanlar için senaryonun düzgün ve temiz yazılmış olması ilk kriterdir. Bakkal defteri gibi ya da dilbilgisi hatalarıyla dolu bir senaryo acemi ya da hevesli bir yazar var demektir. Bunlar senaryonuzun okunmadan elenmesi için bir sebep olabilir. Ben bir yarışma jürisi olarak senaryonun başlığında doğru yazılmayan bir -de -da gördüğümü hatırlıyorum. Senaryonun kalanı adına çok kötü bir puan. O an okumayı bıraksam hiçbir meslektaşım beni ayıplamaz(dı). Senaryosunun adını doğru yazamayan bir yazarla neden vakit kaybedeyim? Hayatımdan saatleri kendi işine bu kadarcık saygısı olmayan bir yazar için harcamak istemem. Çıkış yapmak isteyen bütün yazar adaylarına özenli olmalarını ve çok çalışmalarını, emek vermelerini tavsiye ediyorum. Verdiğiniz emek -buna inanın- senaryonuzun satırlarınızda görünür. Hikayem çok iyi bahanesine sarılmayın. Sizi taşımaz, benden söylemesi.

  7. Selen Topal der ki:

    Merhabalar. Senaryoyu yazarken sahne/sayfa/dakika ayrımına dikkat ederken zorlanıyorum. Polisiye drama bir sinema filmi yazıyorum şu an (geleneksel 3 perdeli yapıda) şu an 4. draftı tamamladım hikayenin derli toplu tam merkezli sahne sayısı 75. Bu sahnelerden 10’u da ara sahneler bunların toplamı 2-3 dakika eder. Şimdi sayfa sayısı falan o şekilde bulunuyor deniliyor ama diyalog ağırlıklı olunduğunda sayfa sayısı fazla oluyor ancak sahne kısa sürüyor, eylem ağırlıklı sahne olduğunda yönetmenin bakış açısıyla sahne uzun oluyor ama sayfada kısa bir yer kaplıyor. Bu formül biraz başarısız kalıyor yani. 65 ana 10 ara sahnelerle 92 sayfalık bir senaryom var şu an. Her sahne 1 dakika formülü uygulasan 90 dakika çıkar. Ama kimi sahneler 40 saniye iken kimi cinayet sorgu sahneleri 3 dakika sürecek uzunlukta. Yani tüm formüller genelgeçer. Şu an senaryo bitmiş vaziyette ama 90-120 dakikalık bir sinema filmlerindeki senaryoları okuduğumda sahne sayıları 110-150 arasında iken sayfa sayıları da yine 110-130 arasında idi. Şüphem bundan dolayı. Bunu en uygun nasıl hesaplarız? Gereksiz yere hikayeyi geliştirmeyen boş sahnelerle uzatmak da istemiyorum. Son taslak tam anlamıyla dönüm noktalarıyla, climaxiyle geleneksel anlatı tekniği olarak ve hikayenin yapısına uygunluk anlamında kusursuz, 2 yıldır yazıyorum buna çok dikkat ettim. Uzatinca yapı tamamen bozulacak. Sizce 75 sahne 92 sayfa az mıdır, öneriniz nedir?

    • Gökhan der ki:

      “Bir sayfa bir dakika eder” bir yaklaşıklık ifade eder, kimse kesin kabul etmez. Endişeleriniz yersiz, siz dramatik açıdan mükemmelliği yakalamaya çalışmalısınız. Senaryonuz çekim aşamasına geldiğinde, yani yönetmenin tercihleri devreye girdiğinde daha net süreler hesaplanır, kısaltmak ya da uzatmak gerekirse tekrar bakılır. 92 sayfa ideal bir sayfa sayısıdır diyebiliriz. Mükemmel bir yapı kuracağım derken uzun ve sıkıcı sahneler yazmamalısınız. Senaryonuzdaki diyalog-aksiyon dengesi de önemli, tecrübeyle, çok film izlemekle, sinemaya, yazdığınız türe hakim olmakla ilgili. Gözünüz korkmasın; bunların hepsi çalışmakla ulaşılabilecek hedefler.

  8. Fatih CAN der ki:

    Merhaba! Benim bir sorum olacaktı. Bir sinema filmi yazıyorum. Bu kısa filmde bir sinema sahnesi var ve perdede bir film oynuyor. Perdede oynayacak filmden bir sahne betimledim bu sahne filmi izleyen karakteri harekete geçirecek bir sahne olacak. Bu sahneyi de “Hırsız – polis temasında bir polisiye film oynamaktadır. Başkarakter olan polis rakibi olan hırsız karşısında zor duruma düşmüş, bitkin bir haldedir.” dedim. Burada herhangi bir filmi düşünüp bu sahneyi kurgulamadım. O an ekranda olmasını istediğim, betimlediğim sahne oydu. Filmin senaryo yazarı olarak bu tarzda bir film ve bu tarzda bir sahne arayıp, bulup “X filminin depo sahnesi… Polis olan başkarakterin rakibi hırsız karşısında zor duruma düşüp, bitkin bir halde olduğu sahne ekranda oynamaktadır.” gibi yazmak daha mı doğru olur? Yoksa yazılan metne uygun filmi araştırıp, bulup, ekleyen yönetmen olacağı için yazar için betimlemek yeterli midir? Öneriniz nedir?

    • Gökhan der ki:

      Önce mevcut bir filmden bir sahne kullanıp kullanmamaya karar vermelisiniz. Mevcut filmlerden bir sahne seçtiğinizde eski ve telif hakları olmayan bir filmse, istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Bu takdirde Şu filmin şu sahnesi perdede oynamaktadır yazarsınız olay biter. Ancak yeni (telif hakları korunmuş) bir filmden bir parçayı kullanmak istiyorsanız bazı yasal sınırlarmalarla karşılaşacaksınız. Bu durumda sorun yoksa yine aynı şekilde filmin adını hangi sahnesi olduğunu senaryonuza yazsanız yeter. Karakterinize gerçekte olmayan bir filmden bir sahneyi izletecekseniz Sinema Perdesi vs. diye bir sahne başlığı yazıp yeni bir sahne açmanız gerekir. Tıpkı kendi senaryonuzu yazar gibi perdedeki filmin sahnesini de yazarsınız. Yönetmen uygun filmden uygun sahne aramakla yükümlü değildir. Senarist olarak görev size ait.

  9. Muhammet enes aslan der ki:

    Senaryoda kişinin yapacağı bütün el yüz konuşma vb. daha bir çok şeyi yazmak mı lazım yoksam oyuncu yada yönetmen bunları kendi kafasında kurarak yaparmı lütfen bana açıklarmışsınız.

  10. ali kahraman der ki:

    selamlar. senaryoda bir sahnede kişi o an yaşanabilecek bir duruma dair ütopik bir hayal kuruyorsa mesela çocuğuyla oynuyor ama çocuğunun öldüğünü hayal ediyor sonra günümüze geri dönüyoruz. bu durumda sahne başlığına flashforward mı yazmamız gerekiyor. nasıl belirtmeliyiz?

    • Gökhan der ki:

      Karakterin gördüğü hayal, bir sahne olabilecek kadar uzun ve kapsamlı perdeye yansıyacaksa bir sahne açmanız ve sahne başlığına Hayal Sahnesi (ya da benzer bir ifade) yazmanız lazım. Flashforward yazarsanız zamanda ileri atlıyoruz anlamına gelir, hayal olmaktan çıkar. Karakter o an gelecekte yaşanacak bir şeyleri görüyorsa sahne başlığına Flashforward yazabilirsiniz. Aksi takdirde karakter hayal görüyordur, halisünasyondur vs. Tarık’ın Hayali, Hayal Sahnesi, vs. gibi bir sahne başlığı kullanılabilir.

  11. Özcan NAZLIM der ki:

    hocam merhabalar
    amatör bir senarist olma yolundayım bir hikaye üzerine 4-5 sezonluk bir dizi yazmak iztiyorum.şimdiye kadar sizin yazılarınızdan okuduüum kadarı ile doğru yoldayım fakat aklıma şu soru takıldı.bekan olaylar yönetmene de fikir payı verecek kadar ayrıntılı yazıyorum fakat karakterlerin olaylar karşısındaki duygu ve aksiyon yansıtmalarını yazılarımda yer vermelimiyim yoksa bu yönetmenin işi mi?

    • Gökhan der ki:

      Karakterinizin iç dünyasında olan biteni sadece hikayenizin önemli noktalarında yazmanız iyi olur. Senaryoyu romandan ayıran budur. Karakterlerinizin iç dünyasını tasvir edecekseniz roman yazmalısınız, senaryo yazıyorsanız iç dünyalarında neler olduğunu yaptıkları eylemlerle açığa vurmalı karakterler. Oyuncu ve yönetmen için yol gösterici nitelikte açıklamaları en aza indirmeniz yerinde olur. Çok çok lazımsa yazın.

  12. Özcan Nazlım der ki:

    Hocam ilk verdiğiiniz cevap için cok tşk ederim.Bir sorum daha olacak 10 bölümüm sinopsileri hazır 1 bölümün senoryası da bitmek üzere fakat sorum şu ben bölümlerin 40 ile 45 dk arası olmasını istiyorum ve yaklaşık hikayenin senaryosu 20 ile 30 sayfa arası bu süreyi ayarlamak senaristin işmidir yoksa yönetmenin mi eger senaristin işe ise bunu süre kontrolünü nasıl yaparız int baktığın kadarı ile 1 sayfa 1 dk diyor ama benim 1 satırda anlattığım 2 dk sürebilir örneğin bir araba kasası olayını ben 1 saıtda anlattım ama bu sahne en az 2 dk sürer bu zamanı nasıl belirleriz

    • Gökhan der ki:

      Siz projenizin sunumunu bu haliyle yapabilirsiniz. Projenizi beğenen yapımcıyla anlaşmaya oturduğunuzda yazdığınız senaryodaki bölüm süreleri hakkında bilgi verirsiniz. Sizden bölümleri süre ayarlaması yapılmış haliyle yenilemenizi isteyebilirler, duruma göre gerekeni yaparsınız. Ama dediğim gibi projenizi mevcut haliyle sunabilirsiniz. Yeter ki kabul görsün, gerisi kolay.

  13. Ceyhun der ki:

    Hocam mesela karakterin biri evde digeri ise yolda araba süruyor ve telefon konusmasi geçiyor arlarinda sonra sahne telefon konuşmasi bittikten sonra sahne yoldaki karakterden devam ediyor . Bana bir örnke atarmisinz

    • Gökhan der ki:

      SAHNE 1 EV İÇ/GÜNDÜZ
      Sahne tanıtımı, aksiyon, mizansen, bla, bla, bla… (Şöyle bir anlatım olmalı burada: Karakter1, Karakter2 ile telefonda konuşmaktadır. Karakter2 arabasıyla filanca yere doğru hızla yol alırken sahne1 ve sahne2 paralel kurgulanır. (içiçe, çapraz gibi terimler de kullanılabilir)
      KARAKTER 1
      Diyalog diyalog diyalog
      KARAKTER 2 (SES)
      diyalog diyalog diyalog
      KARAKTER 1
      diyalog diyalog diyalog.
      KARAKTER 2 (SES)
      Diyalog diyalog diyalog

      SAHNE 2 OTOMOBİL İÇ/GÜNDÜZ
      Karakter 2 arabasında öfkeli ve yola hiç dikkat etmeden ilerlemektedir. Bla bla bla. Sahne 2 Sahne 1 ile iç içe (paralel, çapraz, nasıl isterseniz o terimi kullanın) kurgulanır.
      KARAKTER 1 (SES)
      Diyalog diyalog diyalog
      KARAKTER 2
      Diyalog diyalog diyalog
      KARAKTER 1 (SES)
      Diyalog diyalog diyalog

      ***

      Yazarken hangi karakterde hangi diyalogun hangi bölümünün görüntü üzerinde olacağına kafa yormayın. Çok çok büyük olasılıkla ev sahnesinde ve araba sahnesinde bütün diyaloglar her iki oyuncunun da görüntüsü üzerinde olacak şekilde çekilecektir. Daha sonra kurgu sırasında hangi diyalog görüntü altında olacak hangi diyalog oyuncunun ağzında görülecek belli olur. Senarist olarak sizin işiniz değil. (Her zaman bütün sorularda söylediğim gibi -eğer özellikle bir lafı oyuncunun yüzünde görmek istiyorsanız, sizce gerekiyorsa bunu senaryonuzda bir not olarak belirtirsiniz. Aksi takdirde filmin kurgusunu senaryonuzda yapmakla uğraşmayın)

  14. Ceyhun der ki:

    Merhabalar hocam.Sorum şu:Senaryom,sinopsisim hazır.Yapımcı şirketler ya da senaryo yarışmaları bizden tretman’ı da ister m yoksa senaryoyu ve sinopsisi göndermek yeterli midir?Diğer bir sorum da şu:Senaryoyu sizce en iyi nasıl koruyabiliriz?dijital imzalar sizce güvenli mi?yoksa kültür bakanlığından mı tescil ettirmeliyiz?

    • Gökhan der ki:

      Yapım şirketleri tretman isteyebilirler. Ama kesin isterler diye bir şey de söyleyemeyiz. Yarışmalar genellikle istemezler ama yarışmanın düzenleyicileri böyle bir karar almışsa da kimse bu nereden çıktı demez. Zaten aslında mantık şu: Siz bir yazar olarak senaryonuzdan önce sinopsisinizi ve tretmanınızı yazmış olmalısınız. Sinopsis ve tretman senaryo yazarları kolay sunum yapsınlar diye icat edilmiş şeyler değil. Senaryo ortaya çıkana kadar geçtiği aşamaların isimleri bunlar. Yani senaryonuzu bitirip sinopsis ya da tretman yazmak için uğraşmanız ister istemez bu yöntem hatasından kaynaklanıyor. Dünyanın önde gelen bütün yazarları ve okulları aşama aşama senaryo üretilmesini savunuyor, öğretiyor. Bu sayede elinizde hem sinopsis, hem tretman hem de senaryo hazır oluyor.
      Diğer sorunuzun cevabına gelince, son gelişmeleri çok takip etmedim (şimdi yazacağım yöntemden daha iyisi var mı bilmiyorum); mümkün olan en küçük fontlar ve satır aralıklarıyla arkalı önlü senaryonuzu en az sayıda sayfayla çıktısını alıp notere gitmeniz ve kendi adınıza imzalamanız en iyi yol. Böylece noter, ‘şu tarihte şu kişi ekteki dokümanı bize getirmiştir’ şeklinde bir belge hazırlıyor. Bir dava, bir tartışma çıkması durumunda kimin elindeki noter onaylı belge daha eski tarihli ise, o dokümanın yazarı altında imzası olan kişi kabul ediliyor.

  15. Kaan Yardımcı der ki:

    Merhabalar Gökhan Hocam. Bu blogdaki verdiğiniz bütün cevapları titizlikle inceledim. Sizi sektörüstü bir kişi olarak görüyorum. Sizin düşünce/önerilerinize ihtiyacım olduğunu hissettim, bu nedenle yazmaktayım. Ben reklamcılık bölümünden bu sene mezun oluyorum. Ancak lisede de bu bölümü okurken de amacım film ve dizi senaryolarına imza atan “senaryo yazarı” olmaktı. Reklamcılığı bana ek bir kapı olması için okudum. Mezun olduktan birkaç ay sonra da sektöre girmek istiyorum. Önümde ise 2 yol var. Birincisi; sektörün içindeki senaryo ekiplerinde / senaryo yazarlarının yanında asistan olarak işe başlayıp “bu çocuk olmuş, kalem teslim edilir” denene dek çalışmak, pes etmeyerek disiplinli bir yol tutturmak. İkincisi ise; okuduğum bölümün iş bulmadaki avantajını kullanarak bir reklam ajansında junior metin yazarı olarak işe başlayıp hem reklamcılık/yaratıcı yazarlık deneyimi kazanmak hem de senaryo ekiplerinde asistanlık ile uğraşmadan deneyim ve referanslar aracılığıyla ekiplere kalem tutan birisi olarak girmek, yapımcılardan projeler teslim almak, projeler yaratmak. Siz öngörüleriniz ile hangisinin sektörde dikiş tutturmak için daha sağlıklı bir yol olduğunu düşünürsünüz? Öneriniz ne olur?

    • Gökhan der ki:

      Türkiye’de filmcilik (TV dizileri de dahil) alanında hareketli günler yaşıyoruz. Çok sayıda TV kanalı var ve bu kanallar için diziler çekiyor. Son dönemde dijital platformlar da sektöre girdi, bu şartların dışında -Allah korusun- bir aksilik çıkmazsa film yapım prodüksiyon alanı iyi gidecek gibi görünüyor. Eğer film/dizi ekiplerinin aranan genç kişisi olmayı başarabilecekseniz sizin için daha doğrudan hayallerine taşıyan bir yol olabilir. Israrla iş kovalayacaksınız, başlangıçta müşkülpesent olacaksınız, azimli ve disipli olacaksınız, herkes sizi arayacak. Senaryo bu. Ancak siz her şeyi doğru yapsanız da bazen şansınız yaver gitmez. Eğer bir reklam ajansında, iyi bir ajans olsa çok daha iyi olur tabii ki, junior pozisyonlarda işe başlayabilirseniz geçim derdi konusunu daha doyurucu bir şekilde çözebilirsiniz. Film setlerinde tanıdığınız ekipler zaman zaman işsiz kalabilirler, film yapım sektöründe maaşlı bordrolu bir iş pek olmaz ama reklamcılıkta olabilir. Filmcilik daha belirsizliklerle doludur ama hayallerinize daha hızlı götürür. Ayrıca reklamcılık sektörü de hiç tekin bir sektör değil, çok sayıda yetenekli insanın rekabet ettiği bir alan. Bildiğim kadarıyla işsiz kalma / iş değiştirme diye bir istatistik varsa, tutulsa reklamcılık başı çeker. Her iki alanda da ekibiniz önemli. Sizin yetenekleriniz ve çalışkanlığınız önemli. Bu şartlarda; senaryo yazarı olmak hayaliniz için sinema/TV ekiplerinde bir görev almak sizin için daha doğru gibi görünüyor. Ama her iki seçeneğin de bilinmezleri var, boşlukların nasıl dolacağına bağlı.

      • Kaan Yardımcı der ki:

        Görüşleriniz için teşekkür ederim hocam. Ancak sorun şu ki teknik olarak film setlerinde çalışacak ne bilgim var ne becerim var 🙂 Senaryo ekipleri için gerek teorik gerek akademik bilgim var. Pratiği de deneyim ile sağlayacağım. Ama çekim, görüntü, yönetim vs. gibi konularda becerim yok. Bu nedenle sinema tv ekiplerinde “senaryo” alanı ile kısıtlıyım. Senaryo yazarlığına paralel olarak kanalların ve yine dijital platformların drama/içerik ekiplerine de asistan olarak girme durumumuz var mı? Genç kişi arayışları oralarda da oluyor mu? Daha tecrübeli isimler mi oluyor bu ekiplerdeki kişiler? Son olarak Sinema TV sektöründe çalışmayı sadece “senaryo” alanına özel olarak düşündüğümüzde de yazarlık hayaline daha sağlıklı yoldan ulaştıracak yerin yine senaryo/drama ekiplerinden geçmek olduğu düşüncesinde kararlı mısınız?

        • Gökhan der ki:

          Ben ‘TV/film ekiplerinde yer alın’ derken senaryo ekiplerinde yer almanız gerektiğini kastetmiştim zaten. Evet yerleşmiş ve piyasaya düzenli iş yapan senaryo ekipleri sık sık yeni isimleri bünyeye alırlar, kan uyumu gerçekleşirse ‘stajyer’ kişi ekibin sabit üyesi haline gelir. Kararlı mısın, emin misin gibi sorulara hiçbir zaman ’eminim, kararlıyım’ diyemem. Kaderinizi bilemem. Bazen aklın en uygun gördüğü yoldaki bütün kapılar kapalıdır, bu yoldan gitme dediği yoldaki bütün kapılar ardına kadar açıktır. Bilemeyiz. O sebeple deneyeceksiniz 🙂

  16. Zeynep der ki:

    Hocam merhaba senaryoda bir sahnede gecen diyalogta yavaş konuşulacak ve hızlı konuşulacak yerler ve diyalogta vurgu yapılacak yerler belirtilir mi yoksa buna yönetmen mi karar verir. Belirtilirse nasil belirtmem gerekiyor.
    Mesela
    Sahnex: Dış-orman-olay yeri-gün
    ….
    Azra başını sallar. Cesedi incelemeye başlar.
    Görevli polis işine devam eder.
    İki polis ceset üzerinde inceleme yapar.
    Bir polis olay yerinin fotograflarını çeker.
    Gazeteciler olay ile ilgili görüntü yakalamaya çalışırlar.
    Maktülün boynundaki iz Azranın dikkatini çeker.
    AZRA
    Boynu…?
    G.POLİS
    Siyah kurdele.
    Azra ve görevli polis bir kaç saniye bakışırlar.
    Azra yumruklarını sıkar.
    G.POLİS
    Vücudundaki yara izlerine bakınca kesici bir aletle öldürüldüğünü
    düşündük. Fakat, boynundaki kurdele cok sıkı baglanmıştı. Bu sekilde
    nefes alabilmesi imkansız. Üstelik çok fazla kan kaybı var. Yani…
    Azra görevli polisin lafını bitirmesini beklemeden cevap verir.
    AZRA
    Yani ölüm nedenini otopsiden sonra ögreneceğiz.
    Bu diyalogta gorevli polisin konusmasinda fakat kelimesine kadar akici bir ifade kullanip fakat kelimesinde duraklayip devamının yavaş birnsekilde ifade edilmesini istiyorum.

    • Gökhan der ki:

      Diyalog kısmında Polis’in diyaloğundaki ‘fakat’ lafının hemen arkasından parantez açarak gereken açıklamayı yapabilirsiniz. Bu gibi diyalog içi özel durumlar olursa diyalog satırları arasında parantez kullanılır.

      • Zeynep der ki:

        Cok tesekkur ederim tam olarak merak ettigim cevabi vermissiniz. En cok zorlandığım kısım buydu nasıl yapabilirim diyordum ama tam açıklayıcı bir cevap bulamamıstım tekrar tesekkur ederim 😊

  17. Zeynep der ki:

    Hocam iyi günler bir sey daha sormak istiyorum jenerik baslamadan once ilk sahnede butun haber kanllarında eş zamanlı olarak aynı haber gösterilir. Ben bu sahnede bu kısmı nasıl belirtebilirim haberin içeriğini de ayrıca yazmam gerekiyor mu sadece haberin neyle ilgili olduğunu yazmam yeterli mi

    • Gökhan der ki:

      Ekranda/perdede nasıl görmek istiyorsanız kendi senaryonuza o şekilde sahneyi tarif ederek yazmalısınız. Evet, TV ekranlarındaki haber metinlerini de TV SPİKERİ adlı karakterin bir diyalogu olarak senaryonuza yazmanız gerekiyor.

  18. Zeynep der ki:

    Hocam yine bir sorum olacak çok soru soruyorum biliyorum ama ilk defa senaryo yazıyorum ve gerçekten emek harcıyorum bu yüzden hata yapmak istemiyorum. Sorum şu birisi televizyonda haber izlerken o haberden bir anda olay yerine geçisi nasıl belirtiriz. Yani ekranda o kişinin izlediği haber gösterilirken televizyon ekranından olay yerine geçişi senaryoda nasıl belirtiriz. Umarım anlaşılır bir sekilde ifade edebilmişimdir. Teşekkürler.

    • Gökhan der ki:

      Televizyon izleyen kişinin olduğu sahnenin sonuna ya da olay yeri sahnesinin başına (ya da her ikisine birden) nasıl bir geçiş tasarladığınızı tarif edeceksiniz. Yani o da şöyle mesela, abartmadan;
      Adamın TV’de izlediği haberin geçtiği mekan, TV haberindeki görüntüyle aynı kareden açılır. gibi…

  19. Enes der ki:

    Selam hocam

    Senaryoda noktalama işaretlerinin önemi nasıldır bana açıklar mısınız. ayrıntılı olarak

    • Gökhan der ki:

      Senaryonun anlatım (aksiyon yazılan) kısımlarında düzyazıdaki gibidir. Diyaloglarda, oyuncunun ağzından çıkacak vurguları, ünlemleri, vs. zaten tarif etme mecburiyetiniz olduğu için anlamsızdır. Yani karakter bağırıyorsa öncesinde ya da diyalog satırlarında parantez içinde bunu belirteceğiniz için, ünlem işareti koymuşsunuz koymamışsınız çok fark etmez. Ben olsam gereken noktalama işaretlerini kullanırım ama abartıya kaçmam. Çok bağırıyorsa üç tane ünlem kullanmanıza gerek yok. Gereken açıklamayı unutmayın ama, önemli olan o.

      • kemal der ki:

        peki bunu parantez içinde belirtmek mi didaskalya da belirtmek mi daha işlevsel?
        Mesela parantez içine “Öfkeyle bağırır, bağırarak konuşmakta, yürürken konuşmakta yazılabilir. Peki şu tarz duygusal devinimi “Semih Amir, öfkelenir önündeki tabureye tekme atar.” didaskalya’ya mi yazmak gerekir, parantez içi de yeterli olur mu?

  20. Nadir Aslan der ki:

    Selamlar. Senaryo yazarları yeni projeler kaleme alırken hem dünyada hem ülkemizde hep belirli türlerde belirli konseptler üzerine senaryolar kaleme alıyorlar.
    Şöyle örnek verecek olursam: Ahmet, yazarlık kariyeri boyunca hep aynı türde hikayeler kaleme alıyor, aynı özelliklere sahip karakterler yaratıyor, belli başlı konuları yazdığı diğer işlerde de farklı bir tarzda kaleme alıyor. Yani aslında tür aynı, konsept aynı, karakter yaratımı aynı. Ve Ahmet bu sayede bir başarı formulü tutturuyor. Ahmet aksiyon ya da polisiye hikayesi yazdığında başarılı olamıyor. (Ki ülkemizde bu çok açık. Aksiyon/polisiye türde yazan yazarlar dramada/soap operada başarılı olamıyor, drama/soap opera yazanlar aksiyon/polisiyede başarılı olamıyor.)
    Bu sebeplerden ötürü sizce senaryo yazarının belirli bir türe aşina olup belirli konular üzerine yoğunlaşıp aynı konsept hikayeleri farklı yönleriyle hikayeleştirip, daha önce yarattığı karakterleri yeni projelerinde farklı davranışlarla gerçeklenebilir hale getirmesi doğru bir hareket midir? Ve senaryo yazarlığı için kendini geliştiren kişilerin de şimdiden kafalarında belirli bir tür/konsept belirleyerek yola çıkmaları, belirledikleri bu tür/konsept üzerine araştırmalar yapmaları, dizi/filmler izlemeleri, kitap okumaları yolun başında daha pratik ve daha hızlı bir gelişim sağlar mı sizce?

    • Gökhan der ki:

      Bir şey söylemek zor. Kişiden kişiye değişir. Aaron Sorkin politik dramaları çok iyi yazıyor. Ve o türe yoğunlaşıyor. Bugünlerde en popüler senaristlerden biri. David Peoples; Blade Runner ve 12 Monkeys’i yazdığı gibi Unforgiven’i da yazan kişi. İlk ikisi bilimkurgu diyelim ama üçüncünün hiç ilgisi yok. Yazarlar (eğer gerçek bir yazar yaradılışında ise) tam profesyonel olamaz, yani paradan ziyade kendi hayallerinin peşinden koşar. Ne yapmak istiyorsa onu yapar. Bir türe ve tarza yönelebilir. Ama böyle bir zorunluluk yok. Uzmanlaşma iyidir ama bazı durumlarda uzman olmayanlar daha isabetli işler/fikirler/eserler ortaya koyabilirler. ‘Kendini Bil’ Bu küçücük cümle boşuna bilgeliğin anahtarı kabul edilmemiş. Yazar da önce kendini bilmeli.

  21. Kahan der ki:

    FADE out
    Jenerikte öncemi gelir sonramı

  22. Berat der ki:

    Merhabalar. Birçok senaryo yazarı olmak isteyen gence hep çok film izleyin, çok dizi izleyin diye tavsiyeler veriyorlar. Buradaki amaç genel manada nedir? Çok film izlemek çok dizi izlemek yerine gençler, ilgisini çeken filmleri ve dizileri izleseler, psikoloji/sosyoloji/edebiyat gibi bilimlerle içli dışlı olsalar, çok okusalar sadece kitap değil köşe yazıları, araştırma metinleri, gazeteler, haber metinleri, sosyal medyada yazılan çizilenler vs. ve en önemlisi yaşadıkları coğrafyadaki toplumu, kültürü, davranışları iyi analiz etseler, hayatı yaşayarak öğrenseler daha büyük yazar olmazlar mı? Bütün Amerikan ve Avrupa filmleri/dizileri hep kendi insanlarını, toplumlarını anlatıyor, kendi kültürlerini yayıyor. Filmlerinde ve dizilerinde hep bir siyasi mesaj var. Bizim insanımız, toplumumuz evrensellikten bence çok uzaklar. Tarihte de böyleydi yakın gelecekte de böyle olacak gibi. Çok farklı kişiliklerimiz var çok başka kültürel özelliklerimiz… İnsanlarımızla iletişim içinde olup psikolojilerine, dillerine, davranışlarına adapte olarak; kültürümüzü ve toplumumuzu yorumlayarak toplumun içinden, daha donanımlı bir yazar olmak var iken batı kültürü ile büyümüş, onların dillerine, kültürlerine hakim, zamanının çoğunu ekran başında geçiren yazar adayları bu toplumda ne gibi değişiklikler yaratabilir; sinemamıza, insanlarımıza hangi gür sesleriyle hitap edebilirler? Ertem Eğilmez örneği önümüzde dururken özellikle… Ben bir genç olarak bunun farkındayım. Ama birçok arkadaşım maalesef zamanlarını ekran önünde heba ediyorlar. İşin teknik kısmı için birçok farklı senaryo hocalarından kaynaklar var. Bunları okuyarak, çok yazıp pratik yaparak, halihazırda izlenen filmleri ve dizileri de tekniğe odaklı çözümleyerek zaten çatışma, yapı, 3 boyutlu karakter derinliği haliyle öğreniliyor. Çok film izleyen arkadaşlarımın yazdıkları kısa film senaryolarında, uzun metraj denemelerinde de çok çok fazla aşırmalar var o da dikkatimi çekti. İzledikleri filmlerin sahne içerikleri ve alt metinleri bilinçaltlarına yerleşiyor ve istemsiz olarak yazmaya oturduklarında aslında başkasının hayal gücü ile oluşturduğu o sahneleri kendi fikirleriymiş gibi yeniden yazıyorlar. Öznel hayal gücü de bir nevi kısıtlanmış oluyor. Akademi odaklı bir yazar olarak sizin bu konular hakkında düşünceniz nedir? Görüşlerinizi merakla bekliyorum, saygı ve sevgiyle.

    • Gökhan der ki:

      İnsanların niyetlerini bilemeyiz tabi, ‘çok film dizi izlersem daha çok aşırabilirim kimsenin ruhu duymaz’ diyen var mıdır, varsa nereye koymak lazım bilemedim. Çokluktan maksat skor yapmak değil tabi ki. İnsan çok film izledikçe seçici hale geliyor. Bir yıl önce yere göğe sığdırmadığınız filmi bir yıl sonra ‘vasat altı’ diye değerlendirebiliyorsunuz. Böyle olması da gerekiyor. İşe yeni başlayan genç sinemacı adayları neyi seçmesi gerektiğinin hatta neyi sevmesi gerektiğinin bile henüz ayırdında olmayabilir. Bir sinemacı popüler olandan ayrışmak gibi yapay kriterler yerine, örneğin ülke sinemalarına, yönetmenlere, dönemlere, akımlara vakıf olup da seçimlerini yapsa fena olmaz mı? Çok film izlemenin benim için anlamı budur. Ben izlediğim film sayısını artırmak yerine değerli bulduğum filmleri tekrar tekrar izlemeyi tercih ediyorum. Ne var ki dünya sineması ya da sinemada akımlar ya da yeni yönelimler hakkında bilgi sahibi de olmalıyım. Yani hem çok okumalı hem de çok izlemeliyim. Çok film izlemenin çok basit teknik faydaları da var. Mesela bir öyküyü anlatmanın tek bir yolu yoktur. Son derece basit bir sahne bile farklı sinemacıların elinde çok farklı şekillerde anlatılabilir. Bu örnekleri görmek genç sinemacının ufkunu açmaz mı? ‘Bu güzelmiş çalayım’ diyene söyleyecek sözümüz yok. Buyursun yapsın. Blog yazılarında çokca değindim, genç sinemacılar daha yolun çok başında olmalarına rağmen kendilerini devler liginde görmekten hoşlanırlar. Oysa önce eli yüzü düzgün bir vazo çiz ki zamanla Picasso olasın. Daha bismillah ilk kısa filmiyle auteur sinemacı olmak güzel bir hayalden ibarettir. Hayal görmek serbest. Ama ‘olmak’ zor. Her meslek erbabı alanına hakim olmalıdır sinemacı da öyle. Okunacak izlenecek milyonlarca şey var, nasıl bir yol izlemeliyim sorusu ise başka bir soru. Niyet doğru. Niyet ünlü olmak, auteur olmak, zengin olmak, çapkınlık yapmak ise biz o işe bakmıyoruz. Niyet ölümsüz öyküler (şan şöhret para pul hesabı yapmadan) yazmak çekmek ise önce belli başlı klasikler okunacak ve izlenecek. Bu da zaten hayli bir emek demek. Mesela Homeros’tan başlayıp Proust’a kadar hazmederek gelmiş bir sinemacı adayı bulmak neden çok zor? Milletçe kısayolları çok seviyoruz da ondan. Başarı öyle hemen gelmeyecekse istemiyoruz. Kimsenin yıllarca emek vermeye niyeti yok.
      Genç sinemacı: Çok başarılı olayım, çabuk olsun, kolay olsun.
      Ben: Peki.
      (Siz de benimle benzer şeyler yazmışsınız zaten, o yüzden sözüm size değil)

  23. Rıza Soysal der ki:

    Selamlar. Benim sahne yazımındaki biçimler ve senaryo – çekim ekibi arasındaki işi bölümü ile alakalı birkaç sorum olacaktı efendim, araştırdım, bulamadım sanırım biraz ince detaylar 🙂

    1-) Takip sahnelerini senaryoda nasıl yazmalıyız? Mesela bir ev/ofis, eli silahlı bir polis, suçluyu arıyor. Suçlu kaçıyor, sürekli mekan değiştiriyor, polis ise peşinde. Burada her oda değişiminde yeni bir sahne başlığı mı açmamız gerek? Yoksa “TAKİP” sahne başlığı altında mı sahneyi devam ettirmemiz gerek?

    2-) Kapı önü sahneleri de yine kafama takılıyor. Kapı açık, bir kişi ev içinde konuşuyor diğeri apartmanda. Burada ayrı ayrı iki sahne mi açmamız gerekir, “KAPI ÖNÜ” başlığını yazıp didaskalyaya, örneğin: “Meltem kapıyı açar, Sedat kapının önündedir.” yazıp o an konuşulacak diyaloğa geçmek yeterli midir?

    3-) Çapraz kurgu tekniğini kullanmak istediğimizde, bunu senaryoda belirtmeli miyiz? Sahne başlığı olarak mı belirtmeli, didaskalya kısmına mı yazmalıyız?

    4-) Aksiyon/çatışma içeren sahneleri nasıl yazılmalıyız? Örneğin bir silahlı çatışma var diyelim, burada koşuşturmaca olacak haliyle, yine mekanlar değişecek. Burada her mekan değişiminde yine yeni sahne açmalı mıyız, “ÇATIŞMA” sahne başlığı altında mı bu işi devam ettirmeliyiz?

    Yine çatışma sahnelerini ekranda izlediğimizde 5 dakikaya-10 dakikaya kadar uzayabiliyor. Bu sahnelerde senaryoda karakterlerin aldığı her aksiyonu yazmalı mıyız? Yönetmen inisiyatifine mi kalıyor? “Silahlar ateşlenir, çatışma başlar.” yazdık ardından çatışma anındaki karakterlerin diyaloglarını yazmaya geçtik burada çatışma başladıktan sonra birkaç dakika çatışma devam eder, sonra diyalog kısmına geçeriz vs. gibi belirtmelere gerek var mı? Bunu çekim ekibi mi belirliyor?

    5-) Daha çok Türk dizi ve filmlerinde rastladığımız uzun süren bakışma sahneleri, replikten hemen sonra karşıdaki karakterin repliği söyleyen karakterin arkasından uzun süre bakması vs. gibi devinimler tamamen yönetmen inisiyatifinde midir? Yani senarist, senaryo yazarken “Ayşe ve Ahmet uzun süre birbirleriyle bakışırlar.”, “Ahmet’in Ayşe’nin arkasından tedirgin gözlerle bakmasında kalırız.” gibi belirtmeler yapmalı mı? Yoksa Ayşe ve Ahmet’in diyaloğu başlamadan önce bakışmaları gerekiyorsa, veya diyalog bittikten sonra Ahmet’in arkasından bakması gerekiyorsa bunlar yönetmenin inisiyatifine mi kalıyor?

    6-) Benim için en kilit sorulardan biri. Ara sahneler – Genel görüntüler… Örneğin: İstanbul Genel Görüntüsü, Doğa Görüntüleri (Park, ağaç, kelebek, böcek vs.), Duvar Yazısı, Karakterimizin evinin veya ofisinin dış görüntüsü… Bunları senarist senaryosunda belirtmeli midir? Daha çok görüntüye dayanan bu ara ve genel görüntü sahnelerini, senaryoda ana sahnelerin arasına yönetmen mi ekliyor?

    7-) İki karakter konuşurken, duygu yüklü bir konuşma arasına piyano enstrümanı eşliğinde fon müziği girmesini istediğimizde, veya yine karakterin bir aksiyon sahnesinde, sahneye epik müzik girmesini istediğimizde didaskalya kısmına, müziğin girmesini istediğimiz anda “Piyano sesleri eşliğinde dramatik bir fon müziği başlar.” “Epik müzik başlar.” şeklinde yazmamız yeterli midir? Nasıl yazılmalıdır?

    Evet uzun ve detay içeren sorular oldu ama, sinema tv son sınıf öğrencisiyim. Bitirme projem olan film senaryosunda bu sorduğum 7 soruyla da ilgili sahneler var. Ve bilinçsiz yazıp, o şekilde öğrenmek istemiyorum. Uygun zamanınızda dönerseniz çok çok memnun olurum. Minnetle…

    • Gökhan der ki:

      1-) Her ikisi de mümkün. Sahnelere bölmekte maksat şudur: filmi çekecek olan ekibin kurulum yapmasını sağlamak, bunun için de önce teknik anlamda nelere ihtiyaç olduğunu belirlemek. Verdiğiniz örnekte polis suçluyu kovalarken odalarda ışık, ses, vs. kurulumu yapmak durumunda kalınacak mı? Yoksa gir çık 2-3 sn. boyunca mı oda değiştirmekte olacağız? Her iki durumda teknik ekibin işi farklılıklar gösterecektir. Eğer girdiğimiz her mekanda teknik kurulm gerekecekse ayrı ayrı sahne olarak düşünmelisiniz. Yok eğer mekanlarda pek bir şey olmuyor, hızlıca, detaylı görmeden geçiyorsak Takip ya da Kovalamaca gibi bir sahne açıp altındaki açıklamalarda farklı odalarda kovalamaca yaşanır vs. gibi yazmanız daha uygun olur.
      2-) Kamerayı nerede düşünüyorsanız sahneyi o mekanın ismiyle açarsınız. Çekim yapacak ekip kamerayı karşı açılar için yine de diğer mekana taşıyabilir. Sahne başlığında Kapı Önü yazmanız yeterlidir. (tabi sahnenin içeriğine göre farklı durumlar gerekebilir, ben genel bir cevap vermiş oldum)
      3-) Sahne başlığında belirtmenize gerek yok. Sahne numarası vererek hangi sahnelerin çapraz kurgulanacağını sahnenin en başında açıklama kısımlarında belirtmelisiniz.
      4-) Bu sorunun cevabı; ‘duruma göre değişir.’ Ekiple önceden tanışıyorsanız karşılıklı konuşup bir karara varabilirsiniz. Ama senaryoyu yazdığınız dönemde çekimin kimlerle yapılacağı belli değilse olabildiğince detaylı yazmanızda fayda var. (tabii abartmadan). Ölçü şu olmalı: dramatik açıdan önemli ayrıntıları senaryoya koymalı yoksa bütün aksiyonu tek tek tarif etme yoluna gitmemelisiniz. Senaryonuz çekim aşamasına geldiğinde yönetmen sizden daha fazla detay isteyebilir, o zaman karşılıklı konuşup bir orta yol bulabilirsiniz.
      5-) Ah bu diziler. Bir dizinin bir bölümünün senaryosu 50 sayfa ama kurgudan sonra bölüm süresinin 120 dakika olması gerekiyorsa reji ne yapsın? Siz senaryonuzu yazarken böyle anormallikleri hesaba katmamalısınız. Olması gerekenleri yazın fazladan hiçbir şey olmasın senaryonuzda. O bakışmalar dizi bölüm süresini tutturabilmek için zoraki yapılan şeyler. Ciddiye almayın.
      6-) Senarist ara sahne (geçiş sahnesi) olmasını istediği yere yeni bir sahne başlığı açar ve ne olmasını istiyorsa tarif eder. Kurgu aşamasında senaryodakilerden başka geçiş sahnesi düşünülürse kurgu ya da reji ekibi insiyatif kullanabilir. Ölçü: senaryo yazarı olarak siz olmasını istediğiniz her şeyi yazacaksınız.
      7-) Müzikli sahnelerde enstruman detaylarına genellikle girilmez ama sahnede, içinde piyano olan bir müzik anlamlı olabilir. (Mesela karakter ölmüş piyanist babasını hatırlıyor) Müziğin içeriği, enstrumanları, temposu, duygusu, gerektiği yerde belirtilmelidir. Yazar; nerede ne gerektiğini bilen insan olmalıdır.
      Başarılar dilerim.

  24. Ercan Seferli der ki:

    Cümleten Selam’ın Aleyküm…
    Öncelikle, diyelim bir flashback sahnesi gereklidir ve bu sahne, önceden gösterilen bir sahnedir. Dizi’nin sonundakini, başına denk getirmiyoruz yani. Biz bu sahne’yi nasıl yazarız? Özetle; 1. Bölüm’ün 13. Sahnededeki bir olayı”flashback” içinde, 3. Bölüm gösterince, flashback sahne numarası mı, yoksa şimdiki sahne mi yazılır?Şimdiden teşekkür ederim.

    • Gökhan der ki:

      Flashback yapacağınız sahnenin bölüm numarasını, sahne numarasını yazıp, ‘sahne olduğu gibi görüntüye gelir’ gibi bir ifade kullanırsınız. Ancak çekim sırasında sahne numaraları değişmiş olabilir. Çekim ekibinin hem hatırlamasına yardım etmek hem de sahne numarası değişikliği gibi durumlarda oluşacak karışıklıkların önüne geçmek için yeniden gösterilecek sahneyi tarif etmenizde fayda var. Örneğin; ‘Ahmet’in Mehmet’i ilk kez gördüğü sahne’ ya da ‘Kerem’in suçunu komiser Mithat’a itiraf ettiği sahne’ gibi…

      • Ercan Seferli der ki:

        Bu yanıtınız için minettarım.
        2-nci bir sorum olacaktı. Diyelim ki, koşmakta olan birisi, hedefe 100 metre mesafe görür. Aynı sahnede 50 metre mesafe kaldığını kesme ile mi gösteririz?
        Ayrıca mobil üzerinden tavsiye etdiğiniz bir veya fazla senaryo programı varsa belirtirseniz…

        • Gökhan der ki:

          Bu soru daha çok kurgu aşamasını ilgilendiren bir soru gibi duruyor. Sahnenin gidişatına ve anlatmak istediği şeye göre değişebilir ancak genel olarak sorunuzun cevabı ‘evet’. Temel kurgu ‘kesme’dir. Her şeyi önce kesme diye düşünüp sonra gerektiğinde başka geçişleri hesaba katmak lazım.

      • Ercan Seferli der ki:

        Hocam Tekrardan Selam!

        Flashback tamam. Ama zamanda yolculuk benim için halen merak konusu. Flashback gösterilen sahnenin hatırlatmasıdır. Peki zamandan geçmiş? Şöyle ki; Bir karakter geçmişini anlatır ve o anlar ekranda gösterilir. Burada yıl belli olmazsa hangi başlık altında ve hangi geçişlerle gideriz o zamana?

        • Gökhan der ki:

          Flashback illa ki önceden gösterilmiş bir sahnenin tekrar gösterilmesi değildir. Eğer film normal zaman akışı içinde bir şekilde, (karakterin hatırlaması şeklinde olur, başka bir şekilde olur önemli değil) zamanda geri gidilip, normal akışından daha önceki olaylar gösteriliyorsa bu flashback’tir. Normal bir sahne açar gibi sahne açarsınız, gereken açıklamaları da aksiyon kısmına yazarsınız.

  25. Ceyban der ki:

    Merhaba. Uzun zamandır merak ettiğim bir şey var. Tretman ve Sinopsis sadece filmdemi gereklidir, yoksa Dizi de olmasında bir sakınca yok mudur? Yani dizide neyin ne olacağı belli değil. 3 sezon diye kurguladığınız hikayenin akışı kötü gider ve tek sezon sürerse ne olacak?
    2) Eğer bir sahneyi şarkıyla gösteriyorsak ve diyalog olduğu noktada şarkıyı tamamen kesip, diyalogtan sonra kaldığı yerden oynatıyorsak, bunu nasıl belirtiriz?
    3) Küçük yada büyük farketmez. Yaş kaç olursa olsun, internet üzerinden satışa çıkarılan bir dizi, iddialı olsa bile yaş kısıtından dolayı bir yanıt gelmez olarak biliyorum doğru mu?

    • Gökhan der ki:

      1- Bir dizi film senaryo yazarı hikayesini sezon sezon tasarlar. Her sezon kendisine göre bir final yapar. Dizi uzarsa yeni sezonlarda ne yapacağını önceden kabataslak da olsa tasarlamıştır. Dizi tasarladığınız zamandan önce bitirilebilir. Hatta TV kanalı sezonun bitmesini bile beklemeyebilir, bir iki bölüm sonra yayından kaldırabilir diziyi. Bu durumda senaryo yazarı elinden geldiğinin en iyisini yapmaya devam eder, olduğu kadar bir final yapıp diziyi kapatır. TV dizileri hesap kitap ve planlamayla yapılmıyor malesef. Yani elbette bazı planlar yapılıyor ama dizi yayına girdikten sonra her şey olabilir. Örneğin dizinin 26 bölüm bütçesi çıkıp da 26 bölüm bitene kadar geri adım atılmıyor diye bir şey yok. Reytingler kötüyse 2 bölüm bile zor yayınlanır. Yayınlanmayan bölümler varsa yapım şirketi onların parasını da alamaz, pek muhtemeldir. Yazara düşen şey esnek olmaktır.
      2- Şarkının kesildiği, diyaloğun girdiği yeri belirtirsiniz, normal olarak karakter diyaloğunu yapar, sonra açıklama kısmına şarkının örneğin hangi saniyeden itibaren devam ettiğini belirtirsiniz.
      3- Soruyu anlamadım.

  26. Ahmet der ki:

    Mesela; Bir Türksün ama başka ülkeye uyumlu, oranın tarzında, yöresinde, sanki oralısın gibi bir senaryo yazıyorsun. Bu senaryonun satılma şansı varmı? Sağolun.

    • Gökhan der ki:

      Mümkün ancak zor. Farklı kültürler,farklı coğrafyalar hele hele bir de farklı bir ülke ve dil olunca, senaryodaki karakterler de bu farklı yere ait olmalılar. Yazmayı düşündüğünüz ülkede yaşadıysanız ya da yaşıyorsanız işiniz daha kolay olacaktır. Yine de senaryonuzu yazdığınız ülkenin insanlarından olup uzman birilerine okutup redakte ettirmenizde fayda var.

  27. Nuhçıkan der ki:

    Hocam merhaba. Ben bu flashback olayının bir şeyini çözemedim. 2. Bölümde çekilen bir olayı, 3. Bölümde Flashback olarak yaptığımız zaman, o sahneyi ve diyalogları 2. Bölümde olduğu gibimi yazacağız?
    Örnek:
    2. Bölüm
    Veli, Nalan’ın yanındadır, oturmuş, çay yudumluyorlar.
    NALAN: XXXXXXX
    Bunun aynısını flashback ‘e mi geçiririz, yoksa sadece Nalan ve Veli’nin çay içtiği sahneye döneriz mi diyelim?

    • Gökhan der ki:

      Sahnenin tümünü flashback olarak gösterecekseniz

      Nalan ve Veli’nin çay içtiği sahneye döneriz

      şeklinde yazarsınız. Sahnenin içinden belli bir kısmı flashback yapacaksanız senaryodaki açıklama kısmına hangi sahne hangi kısım açıklayıcı bilgiler verirsiniz.

      Kurguyu yapan kişi senaryonuzu önüne koyup hangi sahne olduğunu görür ve kurgusunu istediğiniz gibi yapar. Reji asistanları sahne numarası vs. bilgilerini kurgucunun senaryosuna not düşerler, gereken açıklamayı kafa karışıklığı durumunda ilgili kişiye açıklarlar. Zehir gibi insanlardır reji asistanları, dert etmeyin kolay kolay bir karışıklık olmaz. Anlaşılmayan bir yer olursa da size ve/veya yönetmene sorarlar.

  28. Ercan Seferli der ki:

    Hocam merhaba. Flashforward nedir ve örnekleri göstere bilirmisiniz?
    Ben şunu flashforward biliyorum; Baran’ın gördüğü rüya bir gün gerçekleşicektir diye. Yani gördüğü rüya, spoiler içerir. Flashforward bu mu, yoksa diyelim bir katliamın üstünden 3 ay geçmiştir ve artık olaylar oradan akmaya başlar.

    • Gökhan der ki:

      Flashforward aynı flashback gibi zamanda sıçrama yapılmasıdır. Ancak bu kez geriye doğru değil ileri doğru. Yani senaryodaki bir karakter geleceği görüyor ya da hissediyor olabilir, bunu karakterin gözünden flashforward olarak verebilirsiniz. Filmin reel zamanından ileri sıçramadır. Yani sorunuza dönecek olursak ilk yazdığınız seçenek doğrudur.
      Öte yandan mantık olarak ikincisi de yanlış değildir (zaman ileri sıçramıştır yani) ama film (ve zaman) zaten normal şartlarda hep ileri doğru aktığı için ayrıca flashforward diye belirtmeye gerek yoktur. Bir filmdeki 3 yıl sonra, 5 yıl sonra sahneleri tekrar bugüne geri dönüş yaşamayacaksak flashforward sayılmaz.

  29. Nuhcıkan der ki:

    Hocam bir sorum daha var. Bir karakter diyaloğunun ilk cümlesi yavaş tonla, ardından bağırarak söyler. Bunu paranteze nasıl belirtiriz?

  30. Batu der ki:

    Merhaba Gökhan bey.

    TV hakkında merak ettiğim bir konu var. Genellikle tüm diziler Haziran ayında S. Finali yapmalarına rağmen bazıları Mayıs bazıları Temmuz ayında çıkıyor. Bunun kaynağı nedir. Hikaye yetmediğinden mi, yoksa karar mı öyle?
    Ayrıca dizinin ilk bölüm tarihini demi kanal belirler? Şuna da çok dikkat ettim ki, 5 haftalık Ocak ayında tüm diziler 1 bölüm tatil yapıyor, 4 hafta sürdüğünde 3 bölüm tatil yapıyor. Tüm bunların kararınıilir kim verir? Eylül’de başlayan bir dizi 1-ci yada 2. haftada ekrana gelir. Ekim’de ise 3 yada 4-cü haftada (ilk bölüm) karar veren kim? Bir dizi senaryosu yazıyorum ve tarihini az çok belirlemek için tüm bu soruların cevabını ala bilir miyim? Sağolun.

    • Gökhan der ki:

      Kanal ne derse o olur. Kanalın neye göre ne karar vereceğini de reytingler belirler. Yazın televizyon az seyredildiği için genel itibarla yaz dizileri ayrı düşünülür kış dizileri ayrı düşünülür. Ama reytingler iyi giderse yaz dizisi bakmışsınız kışın da devam ediyor. Bir kanal bir diziyi bir kaç bölüm yayınlandıktan sonra iptal edebilir. Onun yerine sırada bekleyen proje yayına alınır. Böyle olunca da bir dizinin yayınına başlangıç tarihleri değişken olabilir. Üzerinde çok kafa yormayın, işin içinden çıkamazsınız. Bir senarist olarak odaklanmanız gereken konu sadece senaryonuz olmalı. Yapımcılarınız düşünsün, size gereken yönlendirmeleri yaparlar. İkisi de siz iseniz, yazarken sadece ‘yazar’ olun.

  31. erman der ki:

    Merhaba Gökhan Hocam
    Syd Field senaryo kitabında öncelikle başlangıç ve bitişin bilinmesi gerektiğini söylüyor. Hikayeyi kurarken finalde ne olacağını yazmadan önce bilmeli miyiz?
    Mesela Birisi bir hikaye yazmış, finalde ne olduğunu söylememiş ve bir türlü çözüme kavuşmuyor. Sizce nasıl olur bu iş?

    • Gökhan der ki:

      Buna açık uçlu son diyoruz. Yani seyircinin öykü (film/roman/her neyse) bittikten sonra ‘ne oldu şimdi, kızla oğlan birbirlerine kavuştular mı?’ ya da benzeri sorular sorduğu durum. Yazar olayları çözmemiş, yarım bırakmıştır. Yapılabilir, başarıldıysa estetik de kabul edilebilir ancak ana akım olmadığı da bilinmelidir. Genel seyirci kapalı sonları sever. Hikaye başlasın ve bitsin ister. Bazen son bellidir ama gösterilmemiştir. Bu da kapalı son olarak düşünülür. Ancak öykünün sonunda ne olduğuna dair hiçbir şey söylenmemişse açık uçlu sondur. Daha dar bir kitleye hitap eder. Minimalist filmler genelde açık uçlu sona sahiptir. Hani ‘festival filmi’ denir ya… öyle…

  32. Salih der ki:

    Selam…

    13. Bölüm (Son Sahne)

    DIŞ. ORMAN – GECE 190 (misal)

    Ali’yle Mahmut, Halil’in peşinde koşmakta, bir yandan yağmur başlamaktadır.

    Diyaloglar….

    Ali’nin havaya attığı mermi, herkesi durdurur. Bir suskunluk…

    Diyaloglar…

    Mahmut en sonunda Halil’e ateş eder, kurşun nereye isabetdir bilinmez. Ali şaşırmış, karşıya bakarken, bitiririz.

    13. Bölüm sonu. ( bölüm sonu böyle mi biter?)

    2. Hocam Bölüm 13 son sahnede bu olur ve vurulan kim sır. 14. Bölümün ilk sahnesinde bu anları aynen yazacaz mı, flashback mi yapacak?

    • Gökhan der ki:

      1-Bölüm nasıl isterseniz öyle biter. Burada da bitmiş işte. Sorun yok.
      2-Nasıl isterseniz yine öyle. Flashback olsun isterseniz sahne başlığına flashback yazarsınız. Bölüm ve sahne numarası verirsiniz. Yok eğer aynı olayı farklı açılardan verecekseniz yeni sahne açarsınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.