Pygmalion Kompleksi

Sanatçı ve eseri. Pygmalion ve Galatea

Sanatçı ve eseri. Pygmalion ve Galatea. Aşk ya da tapınma?

Bir heykeltıraş olan Kıbrıs prensi Pygmalion, ideal kadını temsil eden fildişinden bir heykel yapar ve Galatea adını verir. Galatea o kadar güzeldir ki, Pygmalion ona aşık olur, tanrıça Venüs’e ona hayat vermesi için yalvarır. Venüs onun isteğini kabul ederek Galatea’yı canlandırır; Pygmalion ile insan olan heykeli mutlu bir aşk yaşarlar.

Heykeltraş Pygmalion’un içine girdiği bu duygulanım psikoloji ve sosyolojide belirli bir durumu temsil etmek için kullanılagelmiştir. Buna beklenti etkisi ya Pygmalion etkisi diyenler mevcut. Kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanabilir. Başlangıçta gerçekliği olmayan bir durum hakkındaki beklentilerin gerçekleşmesine yol açma süreciyle, beklenen davranışın sergilenmesi sonucu, olmayan bu halin gerçeğe dönüşmesi “self fulfilling prophecy” -kendini gerçekleyen kehanet- olarak tanımlanan bu duruma biz de farklı bir açıdan bakmaya çalışalım:

Heykeltraş Pygmalion’un kendi yonttuğu fildişinden nesneye aşık olmasındaki ironi, yazdığı bir şiire, öyküye, senaryoya ya da çizdiği bir resme aşık olan sanatçınınkiyle aynıdır. Sanatçı burada süre ırmağından çekip aldığı bir “an”a süreklilik atamaktadır. Bu bir bilinçaltı süreç midir, ya da bilinçaltı gerçekte nedir bilemiyoruz ama bir sanat eserinin üreticisi tarafından kutsanması ardında, sanat eserine bir ardardalık (succession) kazandırma, yani yaratma ihtirasının yattığını söyleyebiliriz. Michelangelo’nun Musa heykelini bitirdikten sonra karşısına geçip “Ey Musa konuşsana, neden konuşmuyorsun!” diye haykırması bunun karakteristik örneğidir.

François Mauriac’ın aynı konuyla ilgili olarak romancı hakkında söyledikleri ilginçtir: Romancı insanların arasında Tanrı’ya en çok benzeyendir. Tanrı’nın maymunudur. Canlı yaratıklar doğurur, kaderler icat eder, bu kaderleri hadiseler ve felaketlerle dokur. Sanatçı ile eseri arasındaki bu ironik ve dramatik ilişki, sanat ve sanatçının niyetleriyle de yakından ilgilidir. Bir senaryo yazarı ise asla senaryosuna ve fikirlerine aşık olmamalıdır. Senaryo yazarlığı esnek olmayı gerektirir. Çünkü bir senaryo, perdede yansıyacağı ana kadar çok kişinin emeği ve katkısıyla gelişen bir yapı olmalıdır. Senaryo yazarına düşen görev Tanrı’ya öykünmek olmamalıdır.

Kolaj soldan sağa:
Andrei Koribanics: Pygmalion and Galatea
Edward Burnes-Jones: The Soul Attains
Franz Von Stuck: Pygmalion
Johann Heinrich Wilhelm Tischbein: Pygmalion before the Statue of Venus

Bu yazı Çeşitli kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.