Senaryo yazarken merak ettikleriniz…

SORU 1: Karakterlerin kıyafet tarz ve şekillerine değinilir mi? Değinilirse, hangi aşamada değinilir? ( Sinopsis, Tretman, Senaryo)

CEVAP: Her şey kurduğunuz öykü ile ilgili. Eğer öykünüzü, mesela karakterinizin duygu durumunu, karakter gelişimini vs. anlatabilmek için seçtiği kıyafetlerin değişimini gözetiyorsanız kıyafetler yazılır. Yoksa hiç bir gerekçesi olmadan karaktere bir kıyafet giydiriliyorsa bunu yazmaya gerek yoktur. Sanat Yönetmeni’nin görevi bu gibi durumlarda tercihler yapıp karalara varmaktır. Bu sebeple yazar gerçekten anlamlı bulduğu kıyafetleri yazmalı. Senaryo ve tretman aşamasında.

Senaryo yazarken merak ettikleriniz

Senaryo yazarken merak ettikleriniz

SORU 2: Jenerik te, filmin önemsediğimiz bölümlerinden ipucu veren görüntüler verebilir miyiz?

CEVAP: Verebilirsiniz ama filmin sırlarını açık etmeyiniz.

SORU 3: Senarist film müziğine ne derece tavsiye ve müdahalede bulunabilir?

CEVAP: Fazla detaya girmeden her türlü tavsiyede bulunabilir. Filmde özellikle kullanılmasını istediği parçalar varsa senaryoya yazabilir. Ama bu istekleri yazarken işi sadece müzik olan filmin müzik sorumlusuna da iş bırakmalı. Herkesin kendi işini yapması önemlidir. Senaristin işi öyküyü iyi kurmaktır. Bir müzisyen kadar müzik dünyasına hakim olmayabilir. Olsa da isteklerini son söz olarak senaryoya yazmamalıdır. İşin profesyonellerine de çalışma alanı bırakmalıdır. Zaten film yapım aşamasına geldiğinde senaristin fazla müdahil olduğu noktalar varsa yetkili kişiler tarafından devre dışı bırakılacaktır.

SORU 4: Tretmanda, bir maddede anlattığımız (iç-dış) görüntüyü, senaryoda ayrı ayrı sahnelere ayırabilir miyiz, yoksa bir Tretman her maddesi bir senaryo sahnesi olmak zorunda mıdır?

CEVAP: Tretmanı sahne sahne yazmak zorunda da değilsiniz. Size kalmış. Sahne sahne yazmak işinize yarayacağı için öyle önerilmiştir. Yoksa bu konuda herkesçe kabul edilmiş bir standart yoktur.

SORU 5: Tretman ile senaryonun açıklama kısmı arasındaki farklar nelerdir?

CEVAP: Senaryodaki açıklama kısmında (aksiyon, devinim), mizansen adını verdiğimiz, sahne içinde karakterlerin davranışlarının tasviri bulunur. Bu tasvir tretmanda senaryoda olduğu kadar detaylı olmak zorunda değildir. Tretmanda asıl amaç dramatik yapının detaylı bir şekilde kurulmuş olmasıdır. Senaryoda ise film bittikten sonra, perdedeki halinin nasıl olacağına karar vermektir. Bu anlamda tretman daha içeriksel, senaryo daha biçimseldir.

SORU 6: Aynı sahnede uzak ve yakın çekimler aynı sahne başlığı altında mı olmalı, yoksa ayrı sahne ve başlık mı kullanılmalı?

CEVAP: Sahneleri ayırmak için asıl belirleyici şey mekandır. Mekan değişmediği sürece bir sahne içinde çok sayıda farklı çekim ölçeği kullanılabilir.

SORU 7: Filmin başında diyalog başladıktan sonra kisiler akmaya devam edebilir mi?

CEVAP: Ülkemiz sinemasında başlangıç jeneriğinin olması-olmaması ya da biçimi ile ilgili sınırlandırmalar ve standartlar yoktur. İstediğiniz gibi bir açılış tasarlayabilirsiniz.

SORU 8: Toplu ekiplerle oluşan sahnelerde her kişiye ayrı ayrı isim vermemiz gerekir mi? Yoksa diyalogda bulunacak olan önemli kişilere mi isim vereceğiz? Komutan, Doktor, Hoca gibi…  Örnek: Olay yeri inceleme ekibi, sağlık ekibi gibi.

CEVAP: Birden fazla sayıda insanın tek bir diyaloğu hep bir ağızdan söylemesi çok sık rastlanan bir durum değildir. Böyle bir durumda (mesela bir futbol stadyumunda taraftar kitlesi) kitleyi tek bir karakter gibi yazmalısınız. (mesela, TRİBÜNLER: Gooooool!) Birden fazla insan farklı farklı diyalogları aynı anda seslendiriyorlarsa buna tiyatro ve sinemada RABARBA adı verilir. Rabarba söz gürültüsü demektir. Tek seslilik değil çok sesliliktir. Rabarba arasında duyulmasını istediğiniz kelimeleri sıkıştırabilirsiniz. (mesela, TRİBÜN:  Rabarba; Gooool! Yuuuuh! Helaaal! Yaşaaa!) Ancak farklı karakterler, kimin ne söylediği belli olacak şekilde hep bir ağızdan konuşuyorlar ve hepsinin de seyirci tarafından duyulması gerekiyorsa, karakterler tek tek yazılıp, diyalogları da diğer karakterler gibi uygulanır.

SORU 9: Bir otomobilin arka koltuğunda oturan iki kişi diyalogda bulunacaksa, bu durum da şoföre de yer vermemiz gerekir mi? Gerekirse hangi aşamada yer veririz. Tretman, Senaryo…

CEVAP: Şoförün kurguda görülmesini istiyor musunuz? Şoförün hikayenin akışında bir yeri var mı? Şoför hikeyede hiç önemi olmayan sıradan bir şoför ise hiç bir aşamada yazmanıza gerek yok. Yönetmen isterse şoförden detay alır ve kullanır. Hikayede yeri var ise, onun orada olmasının bir anlamı var ise tretman, senaryo hatta duruma göre sinopsiste bile yazmalısınız.

SORU 10: Doğrusal zaman gerçek zaman akışına çok yakın ise, mesela olaylar 3-5 ay veya 2-5 yıl da, başlar biterse bu değerli midir?

CEVAP: Zamanın ileri ya da geriye doğru kesintiye uğraması (Flashforward ya da Flashback) bir filmi kendi başına değerli ya da değersiz yapmaz. Nasıl kullandığınız önemlidir. Her iki şeklin pespaye kullanımları olabileceği gibi son derece estetik (yani değerli) kullanımları olabilir.

SORU 11: Doruk noktası birden fazla olabilir mi? En son da olabilir mi?

CEVAP: Olabilir, şöyle ki: Senaryonuzda birden fazla öykü ekseni varsa her eksen için ayrı bir doruk notası olabilir. Bazı eksenlerin ucu açık da kalabilir. Doruk noktasının yeri değişkendir en sonda da olabilir. Bu, öyküyü nasıl kurguladığınıza bağlıdır.

SORU 12: Anlamının, herkes tarafından bilinmeyeceğini düşündüğümüz, kelimeleri ve nesne isimlerini kullanmak risk midir? Mesele: Kelik, azık vb.

CEVAP: Karakterlerin diyaloglarında, gerekiyorsa kullanmanızda hiç bir sakınca yoktur. Ancak sadece yapımcı yönetmen ve oyuncular gibi, film insanlarının okuyacağı, aksiyon yazdığınız kısımlarda kullanırsanız, herkes anlamayacağı için sakıncalı olabilir.

SORU 13: Olaylar eğer bir köy veya yörede geçiyorsa, karakterleri o yörenin ağzı ile konuşturmak, daha gerçekçi olur mu? Her karakterin İstanbul Türkçesi ile konuşması gerçekçi olur mu? Eğer yöre ağzı tercih edilecekse bu senaryoya nasıl yansır. Nasıl telaffuz edilecekse öyle mi yazılır?

CEVAP: Bu konuda bir uzlaşı yok. Piyasada her iki türlü senaryoya da rastlayabiliyoruz. Ancak doğrusu senaryo metninde karakterlerin diyaloglarının düzgün bir dille yazılmasıdır. Aksiyon, açıklama kısımlarında ise sözgelimi şöyle bilgiler yazılmalıdır: “Hasan Adana yöresine has bir aksanla konuşmaktadır.” Bunu okuyan oyuncu, canlandıracağı karakterin aksanının hangi yöreye ait olduğunu öğrenecektir. Konuyla ilgili gerekli bilgiye sahip değilse araştırır ve öğrenir. Aksanlı konuşan bir karakterin diyalogları düzgün bir dille yazılırken karakterin olmadığı bir karaktere dönüşmesi de önemli bir risktir. Sözgelimi eğitimsiz bir karakter eğitimli bir karakter gibi görünmemelidir. Bunun için diyalogların düzgün bir türkçeyle ama karaktere uygun bir tarzda yazılmaları gerekir.

SORU 14: Figüranlara nasıl yer verilir? Mesela: Sınıfta başka öğrenciler de vardır, olayı çok sayıda meraklısı izlemektedir, düğünde çok sayıda davetli vardır gibi mi olmalıdır?

CEVAP: Sahne başlığına FGR harflerini ilave etmeniz durumunda sahnede arkaplanda sorudaki gibi yardımcı oyuncuların var olduğunu belirtmiş olursunuz. Aksiyon yazdığınız yerlerde de bu FGR’nin kim olabileceğine dair bilgi olmalıdır. Dolayısıyla sahne başlığına yazacağınız FGR sadece kolaylık sağlamak içindir. Yazmasanız da yapımcı sahneyi okuyunca sahnede FGR olduğunu anlayabilmelidir.

SORU 15: Jeneriğin detayları yazılır mı? Yazı karakteri, akış şekli gibi.

CEVAP: Yazabilirsiniz ama riskini göze alıyorsanız. Çokbilmiş bir senarist gibi görülebilirsiniz. Jenerik yazıları başka uzman kişilerin sorumluluğundadır. Ancak özel bir font seçtiyseniz ve bunun öykü için bir anlamı varsa bir öneri olarak bunu belirtmenizde sakınca yoktur.

SORU 16: Önemsediğimiz bir sözümüzü, örneğin kendi sinema tanımımızı, nereye yazabiliriz, senaryonun başına, sonuna…

CEVAP: Sinema hakkındaki görüşlerinizi filminizin başında sonunda bir özdeyiş olarak sunmanız doğru olmaz. Bunun yeri filminiz değildir. Ancak alıntı sözleri istediğiniz her yerde kullanabilirsiniz.

SORU 17: İntihara teşebbüs eden bir karakteri anlatırken, bir, (Irmağın – denizin- oto yolunun …)  kenarında düşünceli bir şekilde bekler. Diyebilir miyiz, yani; ırmak, nehir, yol vb. seçenekleri yazarsak çekimin duruma göre kolay olması açısından iyi olur mu?

CEVAP: Senarist olarak karakterin nasıl intihar edeceği tercihini siz yapmalısınız. Aksi takdirde en ucuz intihar yöntemi tercih edilir ve bu da doğal olarak iyi sonuç vermez.

Sorular İbrahim Özer’e cevaplar bana ait. Güzel şeyler yazın!

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Senaryo yazarken merak ettikleriniz… için 485 cevap

  1. Berat der ki:

    Selamlar,

    Hocam akademiye yatkın bir mizacınız ve bilgileriniz var. Sözünüz de baya bir dinleniyor. Ben daha önce hiçbir yerde bir yazarın bu denli detay içeren sorular cevapladığını görmedim. Bir cümle ile geçiştirir veya hiç cevap vermezler… Bu yüzden çok memnun oldum.

    Benim sorum genç yazarlara yönelik olacak. Arkadaşlar hep senaryo yazarı olmak istiyorlar. Sektör hakkında bilgi istiyorlar sizden. Sanıyorum biraz kulaktan dolma bilgiler de geliyor bu genç arkadaşlara. Çok para kazanılıyor gibi. Halbuki yarın , şu an halihazırda yazan kişileri tenzih ederek 200-300 tane senaryo yazarı olduğunda sektörde bu sefer iyi yazan da iyi senaryo/hikaye de kurban gidecek.

    Mesela televizyon kanallarının/yapımların drama pozisyonlarında, proje satın alım departmanlarında hep işletme, iktisat mezunu; alaylı arkadaşlar çalışıyor. Çoğunun senaryo bilgisi var mı yok mu muğlak. Halbuki buralarda da yine gelişmekte olan dijital sektörlerde de “senaryo yazarı” olmak isteyen insanlar çalışsa, kendisi birey olarak üretmek yerine üretilen bir işin onaylanmasına, yayınlanmasina bilgisiyle, tavsiyeleriyle vesile olsa daha makul olmaz mı?

    Senaryo yazmayı bilen, kurallara hakim, sektör işleyişini bilen bir insanın illa yazması mı gerekiyor? Durum böyle olunca karar merkezindeki departmanlar işi bilmeyen insanlara kalıyor.

    Bazı genç arkadaşlar özellikle tutkusunu biraz da kazanmaya bağlıyor. Dizi yazarım televizyona bölüm başı 10 bin, 8 ay yakında kalsa, ayda 4 bölümden, 280 bin para oh mis.

    Televizyonda, orada burada masa başı çalışıp senaryo okusam 3-4 bin anca alırım, düşüncesindeler. Bu konularda da bilginiz, öneriniz varsa sunarsanız bize ve buradaki arkadaşlara çok müteşekkir olurum.

    • Gökhan der ki:

      Yazarlık (ve senaryo yazarlığı) çok para kazanmak hayaliyle yapılacak iş değildir. Amaç çok para kazanmak ise daha kestirme yollar bulunabilir. Yazarlık; kağıt üstündeki bir hayale başkalarının inanması ve o hayal için para ödemesi anlamına gelir. Burada daha çok asıl sorunun insanların bir kısmının yazarlığı kolay para kazanmak olarak görmesi olduğunu zannediyorum. Yazar ne yapar? Uydur uydur yaz. Ne var ki bundan kolay iş mi var? Bir kısım genç yazarı motive eden şey bu. Yanılıyorlar. Bu şekilde düşünecek olsak insanların %99’u yazar olurdu ama oturup yazmaya vakitleri olmadığı için yazar değiller gibi bir sonuç çıkar. Çünkü kime sorarsanız sorun anlatacak bir şeyler bulur size. Gerçekte yazarlık çok emek ister ve başarı oranı çok düşük bir meslektir. Yazar olmak isteyip de kolları sıvayan insanların, yazdıklarını başka insanlara beğendirebilen bir yazar olanlara oranı çok düşüktür. İşin aslı, hızlı, kolay ve çok para kazanmak isteyen insanların en son yapacağı iş yazarlıktır. Bu şekilde para kazanan 1-2 kişiyi görüp ‘ben de yaparım ne var bunda’ derseniz hayal kırıklığı yaşayanlar ordusuna katılma ihtimaliniz çok yüksektir. Başarı ve zenginlik için kurnaz ve kaderden torpilli olmak gerektiğini kim bu insanlara öğretiyor, merak ediyorum. Gerçek bir senaryo yazarını bekleyen şeyler: yıllarca yaşanan sayısız hayal kırıklığı, cahil ama kibirli fakat yetkili ya da paralı insanlara laf anlatmaya çabalamak, uykusuz, parasız, aşksız, evlatsız yapayalnız geçen yıllar, hayalperestlik, inanç, karanlık odalarda, ekran/klavye başında geçirilen yıllar… Bunları yaşayıp da vazgeçmeyen insan, işte o bir yazardır. Başarılı olmuş ya da olmamış fark etmez.

  2. Sami der ki:

    Saygılar Hocam…

    Şöyle bir soru: Atıyorum, bir yemek sahnesi. Ve bayağı neşeli geçiyor. Sonra kamera çok çok az süre kararıp aynı sahneye farklı zamanda geçer. Mesela bir kaç dakika sonra ya da Flashback kullanılır mesela. Bu sahne değişikliği demek değil midir?

    Ayrıca ekran kararmasa bile kamera tavan, gök, yer gibi yerlere dönüp geri gelirse de aynı cevaplayacağınız gibi mi olacak?

    • Gökhan der ki:

      Sahne içinde fiziki değişiklikler olacaksa yeni sahne açmanız gerekir. Örneğin farklı bir zamana gittiğimiz için oyuncuların kostümleri vs. değişecekse, günün farklı saati olacağı için ışık vs. değişecekse, ya da bunun gibi fiziki bir takım değişiklikler olacaksa, farklı bir sahne olması uygun olur. Ama sadece oyuncular artık neşeli değil de hüzünlü olacaksa, sahnede başka fiziki hiçbir değişiklik olmayacaksa yeni sahneye gerek olmaz.

  3. Ahmet der ki:

    Selamlar kıymetli Gökhan Hocam. Benim düşüncenizi ve önerinizi merak ettiğim bir sorum olacaktı.

    Bazı dizi ve filmlerde -özellikle bizim yerli dizilerde- birkaç sektör temsilcisi “karakterler aynı konuşuyor” gibi argümanlar öne sürüyorlar.

    Hâlbuki karakterlerin aynı konuşması kadar doğal bir şey yok mudur? Günümüzde eski Türkçe kelimeleri kullanan, bu kelimeler kullanıldığında anlayan insanlar zaten kalmadı. Haliyle toplumun genel kesimi tarafından bilinmeyen kelimeleri diyaloglarda kullanmak abes olacaktır. Üstelik, psikolojide şöyle bir gerçek vardır: Karşınızdaki insanla kısa süreli de olsa iletişim kurduğunuzda bir vakit sonra onunla aynı kelimeleri kullanır, aynı jest ve mimikleri tekrar ettiğinizi fark edersiniz. Ayna nöronu etkisi derler buna.

    Bu durumda genellikle senaryo yazarlarına atılı bir suç olan “yerli yazarların senaryolarında herkes aynı konuşuyor ağbi” sözü ne kadar geçerli?

    Ayrıca ek olarak Türk insanının gündelik hayatta kullandığı kelimeler hep benzer. Entelektüel insanların kelime hazneleri geniştir. Ve bizim izleyicimizin entelektüel karakterleri de pek sevdiği söylenemez. Sizin bu husustaki (örneğin 30 yaş altı kişilerden 4’te biri husus kelimesini konu olarak anlar, bilir) düşünceniz nedir? Karakterler aynı konuşuyorsa bu oyuncuların hitabet sorunu değil midir? Oyuncunun ona göre bir karakter betimlemesi lazım kendine? Veya yönetmenlerin hiç mi etkisi yok bu “aynı” dedikleri karakterlerin üzerinde?

    • Gökhan der ki:

      “Aynı konuşmak” ile kastedilen gerçekte nedir bilemiyorum. Ancak benim gözlemlediğim kadarıyla problem; -teknik bir dille ifade edecek olursam- yaşayan karakterler yazılmadığı, bunun yerine sürekli aynı stereotiplerin yazılması olarak ifade edilebilir. Bu tabii, benim kanaatim. Hep aynı ihtirasların peşinde koşan stereotipler görüyorum. Aşıklar aynı şekilde aşık, öfkeliler aynı öfkeyle dolu, iyi huylular hep aynı iyi huylara sahip. Eğer yapılan eleştiri bunu kastediyorsa ben de katılabilirim. Bu arada hemen hemen 5 yıldır hiçbir yerli diziyi izlemedim. Bu kanaatim eski moda kalmış olabilir. Karakterlerin kullandığı kelime havuzu kastediliyorsa bu da yine karakterlerin kendisine bağlı. Bir tıp doktoru bir lise öğrencisi gibi konuşamaz. İşte ya da evde fark etmez. House MD dizisininin uyarlamasının yapıldığını duymuşsunuzdur. Bizdeki versiyonda ana karakter nasıl konuşuyor? Ben bizdeki versiyonu izlemedim ama orijinal House dizisi için şunu söyleyebilirim; Dr.Gregory House karakterinin diyalogları ancak yüksek IQ puanı olan bir karaktere ait olabilir. Esprileri, mantığı, problem çözümü, alaycılığı vs. hep ortalama insanlardan farklı. Böyle de olmalı, çünkü karakter böyle. Herkesin kullandığı kelime havuzundan kelimeler bile kullansa hangi kelimeyi nerede nasıl kullandığı çok belirgin bir fark yaratıyor. Umarım sorunuza cevap verebilmişimdir.

  4. Malik der ki:

    Ben dizi yazmaya çalışıyorum. Benim de tıkandığım noktalar olmasına rağmen, tamamen senaryo’ya konstre olmadığımdan nerde yanlış yaptığımı biliyorum. Sizce, dizi yazarken dikkat etmemiz gerekenler nelerdir?

    • Gökhan der ki:

      Bence bir yöntem geliştirmeli ve yöntemninize bağlı kalmalısınız. Sitedeki ilgili yazılarda sık sık dile getirdiğim tedrici (aşama aşama yazma) yöntemini tavsiye ederim. Madde madde olabilir, düz yazı olabilir (tercih sizin) 1 bölüm dizi senaryosu için önce 1 cümle. Sonra yarım sayfa. Sonra iki sayfa. Sonra sahne sahne 8-20 sayfa. Sonra da senaryo. Önerdiğim yöntem budur. Bu sayede her aşamada bir önceki aşamada çizdiğiniz ana çerçeveden uzaklaşmamış oluyorsunuz ve bir önceki aşamadaki her ifadeyi açarak, genişleterek ilerliyorsunuz. Her aşama ciddi emek istiyor. Hatta kısa olanlar daha çok emek istiyor diyebilirim. Kolay gelsin.

  5. Yılmaz der ki:

    Selamlar,

    Senaryonun yapımcıya sunum aşamasında bazı deneyimli yazarlar, dosyada “bir paragraflık sinopsis (Logline), hikayenin genel özeti (Sinopsis), senaryonun kurgusal gidişatını anlatan bir hikaye taslağı, karakter özellikleri/biyografisi/hikayedeki gelişimi” bulunsa yeterli düşüncesindeler. Dosyada senaryo bulunursa, yapımcı onu birincisi o an okumaz. İkincisi, bulunsa dahi o senaryo daha sonraki safhalarda büyük dönüşümler geçirir. Yani önce sözlü bir şekilde projeni anlat; sinopsis, genel hikaye ve karakterlerinin genel özelliklerini içeren proje tasarım dosyanı teslim et. Ardından yapımcının ilgisini çekerse, “senaryonu” görmek isterse senaryo aşamasına geç, derler.

    Ama kimisi de “hikayenin sahnelenebilir, karakterin gerçeklenebilir” olduğunu görmek için mutlaka 1-2 bölüm senaryonun bulunması gerektiğini söylüyor.

    Bizim ülkemizde doğru olan hangisi? Televizyon dizilerine ve bazı gişe filmlerine bakıldığında hikaye ve konsept ile satım yapan yazarlarımız olduğu görülüyor. Bu kişiler hikayelerini satıyorlar ardından bu hikayelerin senaryosunu başka yazarlar yazabiliyor.

    Sunum dosyasında 120 sayfalık bir senaryo bulundurmak yerine; karakterlerin mevcut çatışmalara karşı tepkilerini, diğer karakterlere karşı olan üslubunu ve diğer karakterlerle olan aralarındaki ilişkiyi yansıtacak “örnek” birkaç sahne sunumu senaryo yerine daha mı sağlıklı olur? Saçma mı olur? Deneyiminiz doğrultusunda düşünceniz nedir?

    • Gökhan der ki:

      Bu daha çok yazar ile yapımcı arasında gerçekleştirilecek görüşmelerin tabiatına bağlı. Eğer çat kapı bir yazarsanız, yani yaptığınız önceki işleri masaya koyamıyor, ilk işinizi yapmaya çalışıyorsanız, size güvenip güvenemeyeceğini de anlamaya çalışırlar. Bu sebeple “şu kadar bölüm senaryosu hazır, ama üzerinde bundan sonra da çalışılabilir” vs. derseniz bu bir avantaj olur. İlk işiniz değilse, önceki işlerinizi gösterip, projenizle ilgili olarak “konsept işte burada”, “hikaye her şeyiyle hazır” demeniz de anlaşılabilir, yadırganmaz. Benim kişisel görüşüm, ister tecrübeli ister sıfır kilometre yazar olsun, koltuğunun altında en az bir bölüm senaryo ile yapımcı görüşmelerine gitmesi yönünde. Yine de ilk olarak dediğim gibi yapımcıyla kuracağınız diyaloğun şekli önemli. İlk görüşmede, yazarın hikayesinin sözlü sunumunu yapması kaçınılmazdır diyebiliriz. İlgi çekerse yapımcı “senaryo hazır mı” ya da “senaryoyu ne zaman görebiliriz” diye soracaktır. Bu yüzden en az bir bölüm senaryo yanınızda ve hazır olsa gayet iyi olur.

  6. Malik der ki:

    Hocam merhabalar. Ben aksiyon sahneleri’nin nasıl yazıldığını merak ediyorum. Mesela bir kavga sahnesi’nde karakterin dövüş donanıma sahip olduğunu düşünelim… “Yumruk atar, tekmeyle kafasına vurur vs. “Gibi mi? Yoksa burada iş yönetmene mi kalıyor?

    • Gökhan der ki:

      Bununla ilgili kısa bir anekdot anlatayım: Sylvester Stallone ilk Rocky filminin senaryosunu yazdığında filmin sonundaki boks maçını kavgayı detaylı tarif etmeden yazmış. Ancak set vakti gelince yönetmen senaryoyu Stallone’ye geri verip her hareketi detaylı yazmasını istemiş. Çünkü o aşamada final maçı için sette tek tek aksiyon tasarlamanın imkansız olduğu düşünülmüş. Yani sizde aksiyon yazıyorsanız oyuncuların ve yönetmenin sette ne yapacaklarını bilmesini sağlayın.

  7. Halil der ki:

    Hocam Selam.

    Diyelim bir yemek sahnesi var ve bir kaç dakika yemek sahnesi izleriz sonra ise kamera 2-3 saniyeliğine farklı açıya dönüp yine yemek sahnesine (2. Perde) dönüyor. Yani demin yemeğin başıydısa şimdi sonudur. Bu sahneyi örnek ya da ayrıntılı anlatımla yazar mısınız?

    Sevgiler

    • Gökhan der ki:

      Yemek sahnesi tek açıyla mı çekiliyor? Bu pek mümkün olmadığı için araya başka açı girmiş ya da girmemiş fark etmez. Düz bir anlatımla sahnenizi yazabilirsiniz. Kafa karıştıracak bir durum yok. Burada sadece 1 sahne var çünkü.

  8. Halil der ki:

    Özellikle merak ettiğim bir konu daha var.

    İlk senaryomuzu nasıl, nereye, kime, ne şekilde vermeliyiz ki kesinliği 99% olsun?
    Yani bunun için müracaat etmemiz gereken yerler mi var yoksa günümüz çağdaki internet kifayet midir? Yani niye ve kime, neye dayanarak sunarız projemizi ellere?

    Ve bizi dikkate alan yahut kabul eden yüzde kaç ihtimalle olur ki? Günümüz dizilerin yapımlarının yapımcılarından mı söz ediyoruz yapımcı derken? Tahsil, yaş hududu ve s. Önemli mi çok?

    Ekten; Senaristliği (İlk aşama: Yazarlığı) işini sevdiği için de yapan var, “bütçe iyi olacak” diye düşünen de. Ama hangisi olursa olsun, bu da bir iş, emek sarfı bir iş ve karşılığı olmazsa olmaz herhalde öyle mi?

    Peki ayıptır sorması özellikle buna bir yanıt olursa…

    Acaba asgari ücretin 8-10 katı kadar ücretten mi söz edilir?

    Ve bölüm başına mı, reytinglere dayanarak mı, aylık-haftalık mıdır?

    Lütfen bu konuda içimi açın
    Teşekkürler tekrar…

    • Gökhan der ki:

      Yeryüzündeki hiçbir işte %99 kesinlik diye bir şey yoktur ki senaryo yazarlığında olsun. Bir milyon tane değişken var. Her şeyden önce senaryo zannettiğiniz kadar iyi mi, buna asla emin olamazsınız. Öte yandan siz elinizden geleni yaparsınız, insanların beğenip beğenmeyeceğini bilemezsiniz. Yapımcıların sizin kağıda döktüğünüz hayallere bir kamyon para yatırmasını bekliyorsunuz, unutmayın. Kolay verilecek bir karar değil bu. Yapımcılar senaryonuzu beğenmişlerse sizi tanımak isterler. Eğer sizi tanıyan yapımcılara senaryonuzu satmaya çalışıyorsanız, şansınız doğal olarak daha yüksektir. Bundan şu sonuç çıkar; sosyal bir insan olmalı ve başka insanların sizi tanıması için onlara fırsat vermelisiniz.
      İlk senaryonuz ise söz konusu, bir ücret tahmin etmek yanlış olur. Sizin senaryosu filme çekilmiş bir senarist olma isteğiniz çok fazla olacağı için alacağınız ücreti o kadar kafaya takmayabilirsiniz. Ama bir emek verdiğinizi unutmayın. Hiç bir senaryo, karşılığının altında bir ücrete verilmemeli. Yine de unutmayın şartlara göre bir karar vermeniz gerekebilir.
      Güncel fiyatlar hakkında Sen-Der bir takım listeler yayınlıyordu, bilemiyorum hala çevrimiçi olarak bulunabiliyor mu, araştırın.

  9. Hamdi Eski der ki:

    Önceden yapılmış, yazılmış, oynanmış, bitmiş ya da devam etmekte olan bir dizi düşünün. Öyle ki, sizin hikayenizde farkına varmadan, ister istemez o hikayeye, diziye benziyor. Hatta alıntı kapsamına girer. Diyeceğim; Elimde o şekil bir proje var. Yani istemsiz olarak hikayeler bir yerde uzlaşıyor. Hatta size: “Bu kadarı da tesadüf olamaz” denilecek bir şey daha. Sezon hikayesi, ana konusu bile benziyorsa ve dediğim gibi bu istemsiz oluyor. O zaman projenin doğması ve sonrasında hayatta kalması mümkün müdür?

  10. Murat Erşahin der ki:

    Merhabalar,

    Uzun yıllardır sinema ile iyi bir izleyici olarak haşır neşirim. Tüm bu yıllar boyunca, her zaman kafamın bir köşesinde bu ilgiyi mesleğe dönüştürmek, hayatımı bu yolla kazanmak oldu. Sinemada yazım ve hikaye anlatıcılığı alanlarında çalışmak, diğer alanlarda çalışmaktan daha yakın olduğum bir konu.

    Geçen yıl temmuz ayında yayınlanmış, her biri İstanbul’un farklı eski semtlerinde geçen, mistik/korku türünde oniki hikâyeden oluşan bir kitabım var. Hikayelerimi senaryoya dönüştürmek üzerinde hayat gaileleri el verdiği müddetçe çalışıyorum. Bu noktada senaryo yazarlığına terfi edebilmek, yani çekimi gerçekleşmiş bir senaryoya sahip olmak adına nasıl bir yol izlemeliyim? Yazınsal olarak ve yazım aşaması sonrasında işin sunulması olarak…

    Şimdiden çok teşekkürler!

    • Gökhan der ki:

      Çok kapsamlı cevap isteyen bir soru bu. Burada ve sitedeki başka sayfalarda sorulan bütün sorulara verilen cevaplar, üç aşağı beş yukarı bu sorunun etrafında dolanıyor. Ama yine de elimden geldiği kadar basitleştirmeye çalışayım cevabı: İki ana başlıkta işiniz var: 1- Yazmak 2-Satmak. Yazma işi genel olarak diğer türlere benzer ama sinemanın (ya da televizyonun) kendine has bir dili olduğunu da unutmamak gerek. Görüntü yazdığınıza kendinizi inandırmanız ve söz sanatlarından uzak durmanız lazım. Öte yandan bolca film izlediğinizi ve senaryo yazarlığı üzerine çokça okuma yaptığınızı varsayarak senaryo yazarlığının doğasını kavramalısınız. En son olarak da yazdıklarınızı az çok kabul edilmiş standartlara uygun yazmanız gerekiyor. Bunun için bu sitedeki “yaratıcı fikir” “sinopsis” “tretman” “senaryo” “plot” “karakter” vb. gibi anahtar kelimeleri aratıp iyice içselleştirmelisiniz. Satma konusuna gelince genel olarak söylenebilecek bazı şeyleri yine sitede bir kaç yazıda dile getirmeye çalıştım. Çevre edinmelisiniz.

  11. Mehmet der ki:

    Selamlar. Benim diyalog yazımı ile ilgili sorum olacak.

    Türkçede yazı ve konuşma dili farklı, biliyorsunuz. “Geleceğim, edeceğim, yapacağım, göreceğiz, diyim/deyim” gibi sözcükleri konuşma diline uygun mu yazmalıyiz yazı dile ile mı?

    Örneğin:

    AYŞE: Ben şimdi sana ne diyim Mehmet? Acıyorum haline, bir şey söyleyemicem.

    AYŞE: Ben şimdi sana ne deyim Mehmet?
    Acıyorum hâline, bir şey söyleyemeyeceğim.

    Kısacası, diyalogları “konuştuğumuz” dile göre mi yazalım? Normal yazı dile ile mi?

    Bir de şiveler, ağızlar da önemli. Mesela Anadolu ağzını ele alacaksak “yok ya değil yoh ya, napıyorsun değil nörüyon veya nidiyon, manyak mısın değil manyah mısın, boş konuşma değil boş gonuşma, gel kız buraya değil gel gız buraya” vesaire…

    Buralarda karakterin ağzından ne çıkıyorsa onu mu diyaloğa yazmalıyiz?

    • Gökhan der ki:

      Bu konuda değişik yorumlar mevcut. Piyasada iki türlü senaryo bulabilirsiniz. Birincisi karakterlerin diyalogu yazı diliyle İstanbul Türkçesi gibi yazılır, ikincisi karakterlerin diyalogu şiveli vs. yazılır. Ben senaryonun anlatım kısmında bir kereye mahsus olmak üzere (yani o karakterin ilk göründüğü sahnede) karakterlerin nasıl şiveli konuşacaklarının güzelce tarif edilip diyalogların da doğru bir Türkçeyle yazılması taraftarıyım. Çünkü o karaktere aksan yapmak oyuncunun işidir. Ben yazış şeklimle oyunculuğa soyunmamalıyım. Benim işim yazmak. Ben tarif ederim, oyuncu icra eder.

  12. Ahmet der ki:

    Sn. Hocam senaryoda iki sahne arasında ses köprüsü yapıldığında flashback veya flashforward da olduğu gibi ayrıca sahnenin başında belirtmek gerekir mi? Teşekkür ederim.

  13. zeynep der ki:

    Hocam merhaba.
    Senaryomda olay örgüsü geçmiş ve şimdiki zaman olarak ilerliyor. Senaryonun doruk noktalarından birisi geçmişte yaşanan bir olay ve bu olayı ben flashback sahnesi ile anlatıyorum. Bu flashback sahnesinde aynı zamanda olayıanlatırken ana karakterin diğer karakterle olan anısını kısa kısa kesitlerle göstermek istiyorum. Bunu senayomda nasıl anlatabilirim. Mesela şu şekilde bir sahne.

    SAHNE 77: İÇ-GASİLHANE-GÜN-FLASHBACK

    SAHNE AĞIR ÇEKİM GÖSTERİLİR SAHNENİN BAŞINDAN SONUNA KADAR ŞARKI ÇALAR

    ŞARKI:İRŞAD AYDIN-RÜZGAR

    Onur’un cenazesi gasil masasında uzanır. Musa masanın yanında durur. Onur’un cansız bedenine bakar. Suyu alır yavaşça Onur’un üzerine tutar. Sabunu alır omzundan başlayarak Onur’u temizlemeye başlar.

    sahne 78: DIŞ-TEPE-GÜN-flashback

    MUSA ONUR İLE BİR ANISINI HATIRLAR. KONUŞMALAR DUYULMAZ

    Musa tepenin ucunda oturur. Etrafı izler. Onur yanına gelir. Omzuna dokunur, yanına oturur. Musa Onur’a bakar gülümser. Onur ile sohbet ederler. Onur Musa’ya omuz atar. İkisi de gülümser.

    GÖRÜNTÜ YAVAŞCA KAYBOLARAK DİĞER SAHNEYE GEÇİLİR.

    Bu şekilde kullandığım teknik doğru mu? Yoksa bunun için ayrı bir teknik mi uygulamam gerekiyor?

    • Gökhan der ki:

      Öncelikle sadece sahne başlıklarını büyük harflerle yazın. İkinci olarak flashback sahneleri ile şimdiki zamanda geçen sahneleri birbirlerinden ayırın. Bir sahne başlığı altında sadece bir zaman akmalı. Üçüncüsü, senaryoda sık sık geçmiş gelecek gel-git yapıyorsanız her bir sahneyi yine ayrı olarak yazın ama bu gel-gitlerin başladığı ve bittiği sahnelere, sahne numaralarını da yazarak “şu şu sahneler iç içe kurgulanacaktır” vs. gibi bir ifadeyle ne yapmaya çalıştığınızı açıklayın. Sizin örnek olarak gönderdiğiniz senaryo parçasında her iki sahnede de flashback yazıyor. Yani bu sahnelerin altında sadece geçmişteki olaylar yazılmalı. Şimdiki zamana döndüğünüz sahne 1 kelime dahi olsa ayrı bir sahne olarak yazılmalı.

  14. Ahmet der ki:

    Sn. Hocam vakit ayırıp sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederim. Senaryoda her sahnenin bir çatışma içermesi şart mıdır?

    • Gökhan der ki:

      Dolaylı olarak evet, yani her sahne filmin öyküsüne hizmet etmelidir. Neden orada olduğunu açıklayamadığınız bir sahne senaryonuzda olmasın. Ancak bu demek değildir ki her sahne kendi içinde doğrudan çatışma içermelidir, hayır. Bazen sahneler asıl önemli sahnelere hazırlık yapması için yazılır. Bu durumda dolaylı olarak çatışma içermiş olur.

  15. Halit der ki:

    Merhaba hocam.
    Aylar önce karşıma çıkan bir yanıtınızda sizin senaryo yazma sitesi yazdığınızı gördüm. O site hangisiydi söyleme ihtimaliniz var mı tekrar?
    Ayrıca Amerikan ve Fransıza özel var mı ayrı ayrı olarak? Yani senaryoyu bizden özellikle neden şu formattan yazmadın diye eleştirirler mi?

    Site ismi/isimleri (ve ya program)
    Teşekkür

  16. Ahmet der ki:

    Sn. Hocam, sizin verdiğiniz tretman örneği dahil olmak üzere internet üzerinden ulaşabildiğim örnekleri incelemeye çalıştım. Çok farklı örnekler var. Sizin gibi madde madde yazan, sahne başlıklarıyla yazan ve öyküleme tekniği ile paragraflar halinde yazanlar var. Kültür Bakanlığı Senaryo ve Diyalog yazım destek fonu için başvuru yapmayı planlıyorum. Tretmanımı paragraflar şeklinde yazmıştım. Sahne başlıklarıyla (SAHNE NO/MEKAN/GÜN-GECE/İÇ-DIŞ) şeklinde yazdığımda 15 sayfalık tretman 35 sayfaya çıkıyor. Kültür Bakanlığından ödül almış bir hocamız olarak sizce nasıl bir yol izlemem daha doğru olur. Bakanlıkda görevli personelle görüştüm önceki senelerde olan sayfa sınırlamasının (tretman mak. 15 sayfa) bu sene olmadığını söylediler. Perdede görmeyi istediğim her sahneyi, her durumu yazdığım 35 sayfalık bir tretman, değerlendirme kurulu için bir zorluk dolayısıyla benim için bir handikap teşkil eder mi? Teşekkür ederim.

    • Gökhan der ki:

      Kurulun nasıl tepki vereceğini kestirmek zor. Uzun olunca okumak zor gelebilir ancak eğer tretman sürükleyici ise, merak ettiriyorsa uzun olması işe daha çok bile yarayabilir. Tretmanın ilk satırlarından itibaren okuyucusunu yakalayacağını düşünüyorsanız kalsın, ellemeyin. Ama “belli olmaz asıl espri sonda, başlarda sıkılabilirler” diyorsanız kısaltın. Yine de bir şey söylemek zor. Karar sizin.

  17. Malik der ki:

    Merhaba hocam, bir sorum olacak. Ben bir dizi yazmaya çalışıyorum. Sinopsi’ni yazmış olduğum dizinin; birçok sahnesini, sekansını belirledim sayılır. Ancak bunu, öykü’nün tamamı ile nasıl birleştireceğimi bilmiyorum. Parça parça baktığımda içime sinmesine rağmen, en başa döndüğümde; öykü sığ ve basit geliyor. İşin içinden çıkamıyorum. Bir yerlerde büyük bir eksik olduğunun farkındayım, fakat nerede bilmiyorum. Yardımcı olursanız sevinirim. Sizce, sıkıntı nerede?

    • Gökhan der ki:

      Bu sayfalarda uzun uzun anlattığım bir konu bu. Yöntem konusu. Ayrıntılı cevaplar soru cevap sayfaları içinde de bulabilirsiniz, yine de kısaca değineyim: Yazma yöntemi şu şekilde olmalı: Önce 1 cümlelik yaratıcı fikir. Bu fikirde mutluysanız bir sonraki aşamaya geçebilirsiniz. Yaratıcı fikir nasıl olur yine sitede uzun uzun anlattım lütfen ilgili yerleri bulun, örnekler de var. Sonra 3 paragraflık yarım sayfayı geçmeyecek bir kısa öykü özeti. Bu çalışmada senaryo yapısı ve kahramanla ilgili temel sorulara cevap veriyor olmanız gerekiyor. Tatmin olmadan bu aşamayı da geçmiyorsunuz. Sonra sinopsis. 2 sayfalık özet. Dizi için bu biraz daha uzun olabilir 13 bölümlük (1 sezon) bir özet olacak çünkü. Daha sonra tretman, en son olarak senaryo. Öyküyü bir bütün olarak görüp mutlu olmadıktan sonra kopuk kopuk güzel sahneler yazmışsınız çok anlamı yok. Dizi/film bittiğinde seyirci arkadaşlarına bu izlediği şeyi nasıl anlatacak? “Bir şeyler bir şeyler var ama anlatamam şimdi” mi diyecek?

  18. Ezgi der ki:

    Merhabalar. Bu soru soruldu mu bilmiyorum. Benim merak ettiğim şey şu: Karakter caddede yürürken, bir dükkâna giriyorsa burada iki adet sahneden mi söz etmeliyiz? Şayet öyleyse birinci sahne A4 kâğıdının ortasında bitmişse eğer (yani çok kısaysa), ikinci sahne için yeni bir sayfaya mı başlamalıyım, yoksa o sayfadan devam edebilir miyim?
    Şimdiden teşekkür ederim.

    • Gökhan der ki:

      Her mekan değişikliğinde genellikle farklı bir sahne açılır. Verdiğiniz örnekte özellikle böyle olmalı çünkü biri dış mekan (cadde) diğer iç mekan (dükkan). Diğer sorunuz için de; Sayfalarda boşluk bırakmayın, sayfanın müsaade ettiği kadar sayfayı kullanmalısınız.

  19. A2 der ki:

    Hocam senarist istediği sahneyi, diyaloğu, hikayeyi ve s. Yaza bilir öyle midir?
    Kaç sezonluk bir dizi hikayesi yapacağına karar vere bilir ve istediğini yapmakta özgür(senaryo konusunda)

    Mesela küfür sahneleri ve ya romantik sahneler yazdığında kimse bu küfrü bu temas sahnesini çıkar demez ha?
    Diyecekse oyunculuk yapmasın zaten yanılıyor muyum?

    Diyeceğim; elbette ki ekipte senaristten üstün rütbeler var ancak ben hikayemin sezonuna text’ine diyaloğuna duygusal ve romantizm sahnelerine yer verdiğimde “olmaz” demezler öyle mi?

    • Gökhan der ki:

      Yapımcı (parayı bulan/işleten/yatıran) ne isterse söyleyebilir, ekibindeki herkese işle ilgili ne istiyorsa yaptırabilir. Yapmazlarsa yerlerine yenisini bulabilir. Yönetmen filmin ya da dizinin içeriğiyle ilgili sanatsal konularda en yetkili isimdir. Yönetmen de senariste (ve diğer herkese) senaryoyla ilgili istediği her şeyi yaptırabilir. Bir dizi film TV de yayınlanıyorsa bütün bu kişilerin de üstünde TV kanalının yöneticileri vardır. Dizide istediği değişikliği yapabilir, diziyi istedikleri zaman yayından kaldırabilirler. Kısacası kimse keyfi kararlar alamaz. Buna senaryo da dahil. Senarist, daha bu kişilerin hiçbiri ortada yokken istediğini yazabilir. Senaryosunu beğendirmek gibi bir derdi vardır. Senaryo beğenilirse, bu yukarıda saydıklarım değişiklik isteyebilirler. Değiştirmeyi kabul eden senarist yoluna devam eder, senaryosuna dokundurmayan senaristin işine son verilebilir, arada yapılan anlaşmaya göre proje iptal edilebilir ya da yapımcı ve yönetmen yoluna başka bir senaristle devam edebilir. İyi bir film yapım ekibinde herkes uyumludur, problem varsa konuşularak çözülür. Ama konuşarak çözülemeyen bir problem çıkarsa; parayı veren düdüğü çalar.

  20. SAMİ der ki:

    Doğrudur, biliyorum ekibin diline uyumlu olarak yazmalıyız. Fakat sizin önerdiğiniz veya kullandığınız hangisidir?

    Örnek:

    1 – Falanca kimse yürüyor, arkasına dönerek…
    FALANCA – OLAMAZ!

    2 – Falanca kimse yürüyor, arkasın döndüğünde ise şaşkın biçimde söyler.
    FALANCA – OLAMAZ!

    hangi biçim doğru?
    Veya burda olmayan, bilmediğim var mı?
    Yazsanız…

    • Gökhan der ki:

      İkinci seçenekte verdiğiniz örnek daha doğrudur. Kimsenin işine karışmak değildir.

      (Not: soruyu önceki sorularla ilişkilendirdiyseniz ilgili sorunun altına cevap olarak yazın/sorun. Burada tam olarak ne demek istediğinizi, önceki sorunun ne olduğunu arayıp bulmak zorunda kalmayalım)

  21. SAMİ der ki:

    Hocam hayır özellikle size sorduğum bir soruydu, sağ olun.

    İzninizle ikinci bir sorumda var. (önceden sorulmuş ola bilir)
    Bir sahnede şöyle bir olay geçer örneğin; Birisi diğerine “Seyitler nerede?” diye sorduğu vakit, o anlatmaya başlarken, Flashback olarak gösterilir. Karakterimizin dış sesi eşliğinde, yarım saat önceki olay anlatılır. Atıyorum.
    XXX – SEYİTLER NEREDE?
    Flashback’e döneriz, aynı zamanda dış ses var. Ve atıyorum, onları arabaya binip bir yere giderken görürüz. Burada bu sahneyi tam olarak nasıl açıklarız örnek olarak???

    Bunun şöyle bir hali de var ki; Yine karakterimize sorulur ve o da…
    XXX – SEYİTLER NEREDE?

    O an Flashback değil ama eş zamanlı olarak bahsedilen kişinin nerede olduğunu görürüz. Peki bunu?
    Lütfen her iki örneği de yazın çok rica ederim…
    Teşekkür ederim…

    • Gökhan der ki:

      (SAHNE BAŞLIĞI:) AHMET EV – İÇ/GÜN
      Ahmet yanındaki koltukta oturmakta olan Sinan’a meraklı bir şekilde
      AHMET
      Tarık nerede?
      Sinan Tarık’ın nerede olduğunu tahmin etmektedir, çünkü Tarık’ı yarım saat kadar önce otobüs
      durağında beklerken görmüştür.

      (SAHNE BAŞLIĞI:) OTOBÜS DURAĞI – DIŞ/GÜN
      Flashback: Tarık otobüs durağındaki kırık oturakta eğreti oturmakta, huzursuz görünmektedir.

    • Gökhan der ki:

      ya da ;
      (SAHNE BAŞLIĞI:) AHMET EV – İÇ/GÜN
      Ahmet yanındaki koltukta oturmakta olan Sinan’a meraklı bir şekilde
      AHMET
      Tarık nerede?
      Sinan Tarık’ın nerede olduğunu bilmektedir, ama yalan söyler.
      SİNAN
      Bilmiyorum

      (SAHNE BAŞLIĞI:) RESTORAN – İÇ/GÜN

      Aynı anda Tarık bir restoranda yanındaki Aylin ile birlikte garsonla konuşmaktadır. Garson siparişleri
      almak için masaya gelmiştir ama konuşkan bir genç adamdır, o geceki müşterisi Tarık ve Aylin ile
      neşeli bir şekilde sohbet etmektedir.

  22. Ahmet der ki:

    Merhabalar,

    Senaryo yazımına dair bütün temel kaynaklar ve bilgiler Aristoteles’in Poetikası temel alınarak, 20.yy’ın altyapısında hazırlanmış bilgilerle günümüze gelmekte. Akıllı telefonların hayatımızda olmadığı, internete erişimin bu denli fazla olmadığı, televizyonların belirli saatlerde yayınlandığı, sinemanın izlenme rekorları kırarak tek eğlence olduğu dönemlerde, senaryo guruları geliştirdikleri tekniklerle ekol oluşturmuş, kitaplar yazmışlar. Ancak günümüzde bakıldığında hiçbir şey artık eskisi gibi değil. Ben sadece “çok gelişmiş” statüsünde olmayan “gelişmekte olan” bizim ülkemizden örnek vereceğim:

    – Dizi izleyicilerinin %40’ı yani 5 kişiden 2’si televizyon izlerken aynı zamanda akıllı telefon, tablet ve bilgisayar da kullanmakta. Bu izleyiciler, diyaloglardaki gidişat ve karakterlerin ses perdesinin yüksekliği ile müziklerin temposunun yükselip, alçalmasıyla görüntüye odaklanıyorlar.

    – İnternetten dizi takip edenlerin oranı ülkemizde %75. Her 4 kişiden 3’ü dizileri – filmleri internetten takip ediyor. İnternetten dizi/film takip eden izleyicilerin %40’ı da yani 5’te 2’si de bu dizi ve filmleri toplu taşıma araçlarında takip ediyor. Metro, metrobüs vb. gibi toplu taşımalarda her an teyakkuzda olduğu için zaman zaman ekrandan kopuyor, takip etme şeklini işitsel olarak yürütüyor.

    Hâl böyle olunca, senaryo gurularının “Anlatma, göster.” kuralı sekteye uğruyor. Çünkü insanlar artık dizi ve filmleri bakmakla/görmekle değil, diyaloglardaki gidişat, seslerin yükselip alçalması ve sahnelere eklenen müziklerin temposuyla takip ediyor. Bu sunduğum veriler 2018 yılında yapılmış araştırmaların verileri. İki yıl sonra bu oranlar çok daha yükseklere çıkacak. Artık insanlar sinemada dahi ellerine telefon alıyorlar, ekrana uzun süre bakamıyorlar.

    Özellikle 15-35 yaş arasındaki insanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre ister ders çalışsın, ister bir hobi veya iş ile uğraşsın, ister dizi/film izlesin her 35 dakikada bir bu yaştaki insanlar akıllı telefonlarını ellerine alıyorlarmış. Bu çok yüksek bir oran. O nedenle görüntü odaklı dizi ve film takip etme düzeni artık değişti. Senaryo yazımına dair temel bilgilerin ve tavsiye niteliğindeki ipuçlarının güncellenmesi artık şart değil mi? Mesela senaryo yazarlarının dizi/filmlerdeki müzik kullanımlarında, müziklerin temposunun yükselmesi gibi konularda söz sahibi olması lazım. Diyalogların artık tamamıyla hikayeyi ilerletici, karakterlerin de hikayeye dair bilgi verici söylemlerde bulunması lazım. Mesela günümüzde hâkim olan senaryo kuralına göre karakterlere yapmakta ve yapacak oldukları eylemleri anlattırmak gereksiz. Ancak artık insanların diyaloglara bağlı dizi takip etme alışkanlıkları var. O nedenle diyalogların artık hikayeyi ilerletirken aynı zamanda bilgi vermesi de lazım.

    Sizler senaryo alanının yanı sıra akademik bir yazarsınız aynı zamanda. Bu konuda bir çalışma yapma gibi planınız var mı? Çünkü gerçekten artık eski bilgilerle yeni düzen bir değil. Ve birçok temel bilginin değişmesi gerekiyor. Aksi halde birçok senaryo başarısızlıkla sonuçlanacak. Veya eğer bahsettiğim tarzda, güncellenmiş yeni senaryo kitapları, kaynakları vs. varsa bizlere önerebilir misiniz?

    • Gökhan der ki:

      Değişen Poetika değil. Değişen belki de “biçim”. Değişen sanat eserinin seyircisine ulaşmasını sağlayan ortam. Bugün sinema var yarın olmayabilir. Yarın belki sadece online ve “mobil” videolar olacak, daha sonraki gün onlar da olmayabilir, başka bir şeyler çıkabilir. En başta anlatı; ateş etrafında toplanan üç beş kişiye bir öykü anlatıcısının “sözel” olarak anlatması ile vardı. Her anlatılışında farklı bir hal alıyordu belki öyküler. Seyirci belki katkıda bulunuyordu. Sonra yazı çıktı, öyküler kaydedilmeye başladı ve artık dinamik, her seferinde değişen değil de sabit ve değişmeyen bir şeye dönüştü. Eski tadı kalmamıştı belki de. Sonra tiyatro çıktı. Daha sonra da sinema. Anlatının anlatılış biçimi değişti ama Poetika’nın ilgi alanına giren hiçbir şey değişmedi. Değişmeyecek. 100 yıllık tarihinde sinemanın kendine ait bir “dili” oluştu. Mobil anlatıların da oluşuyor. Bu dili analiz eden bir eser henüz görmedim.

  23. Serife der ki:

    Selamlar

    Hocam bnm size sorum var bn başka meslek yapmaktayim ama senaryo yazmak istiyorum bu bnm için de ukte var. Başka meslekte olduğum için bn de yazabilirmiyim hocam bi senaryo basladigimda sadece bi baslikla onunla ilgili senaryo yu hayal gücümle sanki o anı yaşıyor mus gibi olurum bütün karekterleri kendim yerine koyuyorum sanki tv izlemişgibi gözümün önünde akıp gidiyor bn bu hayal gucumu kullanmak istiyorum bu kadari yeter mi yoksa daha yetenekli olması mi lazim yani hayal gücü yeterli olmuyor mu bunu sormak istiyorum kusura bakmayın hocam biraz karışık anlattım şimdiden tesekkür edrim

    • Gökhan der ki:

      Ben makine mühendisiyim. Daha doğrusu hiç yapmadım ama mühendislik diplomam var. Farklı bir meslek icra ediyor olmanız ya da eğitiminiz senaryo yazmanıza engel değil. Ancak senaryo yazarlığının sadece ilham ve hayalgücünden ibaret olmadığını da bilmelisiniz. Hayalgücünüzü bu alandaki teknik becerinizle birlikte kullanabilirseniz ortaya güzel bir senaryo koyabilirsiniz. Bir insanda hayalgücü doğuştan olabilir. Ama teknik beceri dediğim şey, illa ki çalışarak, öğrenerek, okuluna giderek, olmadı kendinizi eğiterek edinebileceğiniz bir şey. Konuyla ilgili kursları araştırabilirsiniz. Piyasada yazılmış kitapları alabilirsiniz, bu siteyi didik didik edebilirsiniz. Kendisini yetiştirmek isteyen kişi için de yapılabilecek çok şey var. Yazma arzunuzu köreltmemek için gayret etmeli ve emek vermelisiniz. Çok film seyretmeli çok da kitap okumalısınız. Özellikle klasik olmuş filmleri izlemeye ve klasik romanları mutlaka okumaya çalışın.

  24. Akın der ki:

    Senarist sete gidip, çekimin gidişatını takip edebilir mi hocam? Arada bir yanlışlıkla karşılaştığında ise “Anlatmak istediğim bu değildi ki aslında tam olarak şöyle…” diye fikir verebilir mi?

    Ayriyyetten; 3 Bölüm senaryo, 13 Bölüm sinopsis, tam olarak bir sezonun genel fikri mi olur?(siteden edindiğim kaynaklara dayanarak)
    Peki ya tretman olur mu ve ya kaç bölümlük?

    Bir de şu var ki sitede araştırma yaptım ama çok az. Yani şimdi soracağım sorunun cevabı ya yoktu ya da bulamadım. Hocam Eylül – Ekim ayında başlayan bir dizi sezonu Mayıs – Haziran gibi bitirirse ve araya yılbaşı falan tatili girerse bunları hesaplayıpta ona göre mi bölüm sayısı planlanır ve hikaye akar?
    Odaklanın senarist olarak sadece yazın diyorsunuz, diyeceksiniz, hep dediniz ancak bu sefer farklı dakik bir bilgi verin bana lütfen. Yani elbette yazmak benim işim. Evet bunu düşünmenin zamanı da değil henüz. Yani senaryom hemen yarın diziye dönüşecek gibi durum yok ortada amma ve lakin ben tam olarak sayı tutmak istiyorum ve bu yüzden sizden yardımım şöyle; kendim Eylül-Haziran arası bölümümü tutup yaza bilir miyim kafadan?
    İnşaAllah bir gün diziye dönüştürürsem yeniden kurgulayacağız tabii.
    (BU YILBAŞI ARASI İSTEĞE BAĞLI MI?
    İSTERSEM KAÇ HAFTA VE YA HİÇ VERMEYEBİLİR MİYİM? TEŞEKKÜR)

    • Gökhan der ki:

      -Senarist sete isterse gidebilir. Ancak istediği her şeyi yönetmenle çekimden önce konuşması daha doğru olur. Çünkü sette yönetmen artık bütün planını yapmış vaziyettedir, acil ve mecburi durumlar hariç sette düzeltme ya da fikir değişikliğine gidilmez.
      – Standart uygulama böyle. Ne var ki yapımcı ya da TV kanalı yöneticileri ile istediğiniz şartlarda çalışma imkanınız da olabilir. Aranızda nasıl konuşup anlaşacağınıza bağlı. Tretman da olur ama dediğim gibi aranızdaki diyaloğa bağlı.
      – TV kanalının tutumu burada belirleyici olur. O kadar uzun vadeli hesap yapmazlar. Haftalık reyting raporlarına bakıp 2 bölüm sonra bile yayından kaldırabilirler. Eğer reytingler iyi gidiyorsa yapımcı ile TV kanalı her türlü şartı konuşarak bölümlerin ne zaman ve hangi sayıda yayınlanacağına karar verir. Ama TV kanalı bu noktada neredeyse tek söz sahibidir unutmamak gerek. Hiçbir senarist detaylı sayı hesabı yaparak işe başlamaz. Mesela TV kanalı size “filanca karakter çok sevildi, diziyi o karakter üzerinden yürütelim” diye bir taleple gelebilir. Böyle bir durumda bütün planınız altüst olur. Mümkün yani, illa böyle olacak diye de bir şey yok.

  25. Akın der ki:

    Bi sorum daha var müsaadenizle…

    Senarist olarak diyelim bir sahneye şarkıcısının kendi dilinden duyurmak istiyorum. Yani atıyorum Volkan Konak’ın şarkısını çaldırırken, ona da bir sahne yazıyorum peki ya yapımcılar Volkan Konak’ı getirebilir mi? Yaza bilir miyim böyle sahneler yani?

  26. Polat der ki:

    Nasılsınız hocam?
    – İyi siz?
    EyvAllah

    Hocam günümüzde devam eden bir dizide aksiyon ve ya dövüş&kavga sahnelerinde çalan bir müzik var. Dizi ve şarkıyı tahmin edenler var herhalde. Normalde müzikle eşleşir bu tür sahneler fakat burada müzik var. Peki niye bunun misalini yazdım?

    Çünki çocukluğumdan beri sevdiğim bir rap’in dizimde aksiyon araçlı çalmasını arzuluyorum. Yani diyeceğim.
    Eğer ben de Kavga sahnelerinde dizime özgün bir şarkıyı seçip, çaldırsam sorun barındırır mı?
    Yani “özenmiş falanca diziden işte” söylentisi yayılır mı?
    Çok kurcalıyo kafamı, önümü kapatıyo açıklayıcı ve lütfen rahatlatıcı cevap yazın
    Teşekkür ederim

    • Gökhan der ki:

      Özenmiş deseler de önemli değil. Sahne o müzikle güzel olmuşsa problem yok. Ama bir başka problem var; film için bestelenip kaydedilmiş bir parçayı kullanacaksanız sorun yok. Ama daha önceden kaydedilmiş bir müzikten bahsediyorsanız, o müzik eserinin hakları kimdeyse ona telif ücreti ödemeniz gerekecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.