Coğrafi Keşiflerin Doğuşu

Sonun Başlangıcı:
Pireneleri aşan müslümanlar 732 tarihinde Paris’in yaklaşık üç yüz kilometre güneyinde Poitiers’de, Belâtü’ş-Şühedâ savaşında duraklayana kadar ilerlemişlerdi. Avrupa’nın içine bu denli yaklaşan müslümanlar, Avrupalı toplumların yapısında, devlette, askeri anlayışta zoraki değişikliklere sebep olmuş, her fırsatta doğuya haçlı seferleri düzenlenmesinin altında yatan şovalye ruhunu ateşlemişti. Bugün, Avrupalı güçlerin müslümanları yavaş yavaş İber yarımadasından Afrika’ya doğru geri püskürtmelerinin ardında erken dönem modern devlet yapısının oluşma süreci olduğu bile düşünülmektedir.

Onbeşinci yüzyılın ilk çeyreğinde Reconquista’nın neredeyse sonuna gelinmişti. Aynı dönemde Akdeniz’in doğusunda henüz Konstantinopolis’i fethetmemiş olsa da Osmanlı Devleti, batısında ise kuvvetli Hıristiyan imparatorluklar ortaya çıkmıştı. Kuzey Afrika ve Endülüs’te ise müslümanlar arasında siyasi karışıklıklar vardı. Bütün enerji iç çekişmelere harcanıyordu. Ateşli silahların henüz yaygınlaştığı bu dönemde Kuzey Batı Afrika’nın müslüman halkları hazırlıksız yakalanmışlardı. Aynı dönem Avrupa nüfüsunda büyük artışların yaşandığı bir döneme denk gelmekteydi. Savaş her zaman olduğu gibi o dönemde de pahalı bir işti. Savaşı finanse edebilecek kadar organize ve disiplinli bir devlet yapısının oluşması belirleyici bir rol oynayacaktı.

Ondördüncü yüzyıldaki veba salgınından kurtulduktan sonra Portekiz sarayında eldeki ateşli silah ve gemi teknolojilerinin nasıl kullanılacağı tartışılmıştı. Kuzey Afrika’daki Sebte limanının ticari imkanları iştah kabarttığı için 1415 yılında kenti müslümanların elinden aldılar. Bu sayede Akdeniz ve Atlantik arasındaki geçiş noktalarına hakimiyet sağlayan Portekiz Krallığı büyük bir avantaj yakalamış oldu.

Fernão Vaz Dourado'nun 1571 tarihli haritası

Fernão Vaz Dourado’nun 1571 tarihli haritası

Portekizliler Batı Afrika’dan gelen köle ve altın limanlarına artık daha yakındılar. Bu durum, 1430 yılında karavel adı verilen uzun menzilli ve daha büyük kargo kapasiteli gemilerin geliştirilmesi sonucunu verdi. 1419’dan sonra Atlantik’teki Kanarya Adaları keşfedilmiş ve iskana açılmıştı. 1434 yılına gelindiğinde Portekizliler, Bojador Burnu’nun güneyindeki gizemli sulara açılacak cesaret, bulmuşlardı. Doğu’da Henüz İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmediğine dikkat çekelim…

Portekizli ve İspanyol denizciler bu tarihten sonra yaklaşık kırk yıl süresince Afrika kıyılarından güneye ilerleme konusunda bir duraklama yaşadılar. Fas’taki üç ana müslüman aşiret bu yöndeki ticareti ve askeri üstünlüğü İber Yarımadası’ndan gelen rakiplerine kaptırdılar. O dönemde birbirleriyle, ileriki tarihlerde de Osmanlı ile Akdeniz yönünde güç mücadelesine girmeyi tercih ettiler. Okyanus ve bilinmeyen engin denizler ile Portekizliler arasında bir engel yoktu.

Portekizliler geleceği görerek “Hindistan’a giden bir deniz yolu bulmamız lazım” demiyorlardı. Hindistan ve Çin’e; İpek Yolu ve Kızıldeniz üzerinden ulaşmak dışındaki seçenekler efsane ve hayallerden ibaretti. En can alıcı noktalar şunlar:

A- Her şey tedricen oldu.
B- Motivasyonlar ve imkanlar birlikte doğdu. Yani Askeri, Ticari, Dini motivasyonların oluşması ile açık denizlerde yol alabilen gemilerin inşa edilmeye başlaması, yıldızlara bakarak yön tayini birbiriyle ilgisiz değildi.

Portekizli denizciler Afrika’nın batı kıyısında adım adım ileri karakollar ve ticaret limanları kurdular. Bunlar gelecekte “koloni” halini alacak yerleşimlerin ilk habercileriydi. Nihayet Fırtınalar Burnu (Cabo das Tormentas) 1488 yılında Bartolomeu Dias tarafından aşıldı ve devamı büyük bir hızla geldi. Coğrafi Keşifler – Sömürgecilik ve takibeden yüzyıllar boyunca bu ikisinden bağımsız düşünülemeyecek bilimsel teknolojik devrim, Sanayi Devrimi… Kısacası dünyanın bugünkü yüzünü şekillendiren, iki dünya savaşı da dahil olmak üzere, büyük olayların büyük değişimlerin başlangıcı Kuzey Batı Afrika’da başlamıştı.Bugünün dünyasını daha iyi anlamak için böylesi büyük değişimler doğuran hareketleri çok iyi okumak, analiz etmek gerektiği açık.

Kendinizi onbeşinci yüzyıla ve ilgili mekanlara gönderebilseydiniz, nasıl gözlemler yapıyor olacaktınız? İnsanlar ne düşünüyorlardı? Olayları nasıl okuyorlar, eylemlerinin sonuçlarını ne derece kestirebiliyorlardı? Geri dönüp baktığınızda bugünün dünyasını nasıl görürdünüz? Hangi olaylar, hangi büyük değişimlere gebe olabilecek gibi görünmektedir? Burası romantizmin başladığı yer olabilir. Hamasi ve romantik hayallere kapıldıysanız yazının ilk satırına geri dönünüz.

Andrew Hess’in Küre Yayınları’ndan çıkmış Unutulmuş Sınırlar isimli nefis kitabında konuyla ilgili doyurucu bilgiler mevcut. Tercüme: Özgür Kolçak.

Bu yazı Çeşitli kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.