Yapımcılar ve Senaryo Yazarları İçin İlan Panosu

Senaryolarını yapımcılara ve yönetmenlere duyurmak isteyen Senaryo Yazarları!

Projenizi tanıtın. Kısa ve öz. Sanki senaryonuz film olmuş ve seyirciyi sinemaya çekmek istiyormuşsunuz gibi!

İyi bir senaryo arayan Yapımcılar ve Yönetmenler!

Sesini duyurmak isteyen ama ne yapacağını bilemeyen o kadar çok yetenekli yazar var ki tahmin bile edemezsiniz. Siz onlara ulşamıyorsunuz, onlar da size. O halde sayfayı aşağı doğru kaydırın! İlginizi çeken bir hikaye varsa yazarına ulaşmak için bana yazın: yorgancigil@gmail.com

Bir projeniz var ve yetenekli yazarlar mı arıyorsunuz? İlan verin yazarlarınız sizi bulsun.

Kurallar:

1- Tanıtım metinleri boşluklar dahil 1200 vuruşu geçmemeli. (Anladığım kadarıyla bu dünyanın en zor işi. Çoğu gönderi sahibi burayı ya okumuyor ya da okusa da umursamıyor. 1200 vuruştan fazla gönderileri yayınlamama kuralını kaldırıyorum. Oysa bu projenizin erişilebilirliğini artırmaya yarayan bir kural ve sizin işinize yarayacak(tı)… Kafanıza göre takılabilirsiniz. 21 ocak 2019 GY)
2- İletişim bilgilerinizi aynı yorum/gönderiye dahil edin (Bize ayrıca gönderirseniz yayınlamayacağız, yapımcı bize ulaştığında kendisine ileteceğiz)
3- Sadece projenizle ilgili tanıtım metni yayınlanacaktır. Proje dışı gönderiler geçersiz kabul edilip silinir.
4- Ücret vs. bilgisi gönderilere yazılamaz. Yapımcı sizinle iletişim kurduktan sonra karşılıklı konuşup anlaşırsınız. Bu ilan panosu üzerinde projeyle ilgili pazarlık yapılamaz.
5- Proje gönderinize projenizin türünü, formatını, tahmini süresini yazınız. (Örnek: Komedi, Sinema Filmi, yaklaşık 100dk)
6- Şiddet, ayrımcılık, hakaret vs. içeren proje yorum/gönderileriniz yayınlanmaz.
7- Gönderilere ait bütün yasal sorumluluk yazarlarına aittir.

İlanlar yapımcılarla buluşturulduğunda bir komisyon ücreti olacak mı?

Hayır. Türk sineması ve TV dünyasına bir fayda üretmek istiyoruz. Eğer projeniz film/dizi olursa hatırlanmak isteriz. Size kalmış.

Senaryo tanıtımlarımızı yapımcılar gerçekten okuyacak mı?

Evet okuyacaklar.

Örnek Tanıtım Gönderisi:

Film anlatımı beyazperde.com’dan alınmıştır

Tavsiyeler

  • Projenizle ilgili sürprizleri bozmayacak şekilde ilgi çekici bir tanıtım hazırlamalısınız. Bunun için gazetelerin TV, sinema sayfalarındaki film tanıtımı metinlerini örnek alabilirsiniz.
  • Projenizle ilgili halka açık bir gönderi yapmaktasınız. Fikrinizi ne kadar açacağınızı iyi düşünün. Öte yandan gönderi yapmadan önce senaryonuzu ya da en azından sinopsisinizi kendi adınıza bir şekilde tescil ettirmiş olsanız iyi olur.

Bu yazı Film Yapımı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yapımcılar ve Senaryo Yazarları İçin İlan Panosu için 101 cevap

  1. bülent özüduru der ki:

    PİSİKOPAT

    Ormanın içinden geçip kısa yoldan caddeye çıkmak istiyordum .Ormana daldım ve yürümeye başladım .Sonbaharın son günleriydi ve ağaçların tüm yaprakları adeta bir renk cümbüşüydü.O güzelim toprak renkleri,tütün renkleri,yeşilin türlü çeşitli renkleri sarmaş dolaş etrafımdaki ağaçların dallarını doldurmuş,yetmemiş,yerlere de aynı renklerle bir halı dokumuşlardı.O r enklerden gözlerimi alamıyordum ki ayağım bir şeye takıldı ve yere düştüm.Üstümü başımı toparlayıp ayağa kalkınca çarptığım şeyin çırılçıplak bir kadın cesedi olduğunu gördüm.Ceset diyorum çünkü boğazından kan aktığını görüyordum.Yine de emin olmak için nabzını yokladım.Bileğini tuttuğumda cinayetin yeni işlendiğini düşündüm çünkü vücudu hala sıcacıktı.Üzerinde bir tek çamaşır parçası bile yoktu genç kadının fakat bacak arasına baktığımda büyük bir olasılıkla tecavüz edildiğini düşündüm.İnsan bu kadar güzel bir kadını neden öldürür ki ? Kaçır kadını,götür evine,istediğin kadar seviş.Neden öldürüyorsun!!
    Hiç kimseye zarar vermeyen bir adam olan benim gibi bir adamın nasıl böyle bir şey düşünebildiğine kendim de şaştım .Elim otomatikman ağzıma gitti. Sessiz bir çığlık attım.Kendimden korktum.Yapar mıydım ben böyle bir şey ? Yok canım ,daha neler !
    Hemen polise haber vermeliyim .Elimi cebime attığımda uyur gezerliğim aklıma geldi.Bu işi ben yapmış olabilir miyim !! Çünkü uyurken ya da uykuda gezerken yaptığım hiçbir şeyi hatırlamam ki ben.Yani uykumda beni düzseler bile hatırlamayacağım !! Yok canım, daha neler , o zaman herhalde uyanırdım.Ben yaptıysam polisler eminim ki beni bulacaklardır.Sperm örneklerinden beni hemen enselerler.Olmasa bile kızın tırnak aralarında deri izi kalmıştır.
    Ne kadar da güzel bir yüzü var kızın.Memeleri hala dimdik.Hala daha sıcak.Üzerini örtmeli miyim acaba ?Çekip gitsem. Gazetelerden sonucu öğrensem !! Ben telefon etsem polise,jandarmaya,bir yerlere !!.Belki de suçsuzumdur !Belki sevgilisi öldürmüştür bu kızı !Kesin öyle olmuştur çünkü bu kız yalnız başına neden bu ormana gelsin ki ! Sevişmeye geldiler sonra kızı öldürdü adam ve kaçtı.Belki de kız orospudur.Sevişecek yer bulamayınca ormana geldiler sonra para konusunda anlaşamadılar.Olacak iş değil ama olur mu olur !! Bu zamanda orospuluk da zor meslek .
    Sarışın bir kız.Beyaz tenli.Boyu sanırım1.70 var.Çok güzel bir kız.Neden orospuluk yapsın ki. ?
    Ayakkabılarına bakıyorum.Topuklu,kırmızı ayakkabılar. Pahalı cinsinden . Biri yan dönmüş,diğeri çamura bulanmış .Çanta falan göremiyorum etrafta.Kız belki de yakındaki şu okulda öğretmenlik yapıyordu.Olamaz mı ? İçimden yükselen panik atak bana ‘kaçsana’ diyordu.Ben ne halt etmeye kaçmıyordum ki !!
    Yağmur başladı !Sırası mıydı şimdi bu yağmurun ? Gitmeliyim.Kaybolmalıyım yeryüzünden.Ruhumun yedi kat derinliklerinin en dibindeki mağaralara saklanmalıyım . Ayağa kalktım.Arkama bakmadan kaçtım oradan.Kızı orada yalnız başına ,ölmüş ve ıslanmış bir halde bıraktım .Polisi arama cesaretini bulamadım kendimde .Nasıl olsa cinayet işlediğim ortaya çıkacak ve gelip beni tutuklayacaklar diye günlerdir evden dışarı çıkmıyorum.Şimdiden hapishanedeyim bir çeşit .
    Günler sonra ana akım medyada küçük haberler şeklinde geçtiler bu vukuatı.Eski kocasıymış kızı öldüren.Tecavüz falan da edilmemişmiş kızcağıza.Eski koca ‘gel barışalım’demişmiş,kız da’hayır,istemiyorum ben seni artık’demişmiş. Eski koca da,görünen o ki ‘ya benimsin,ya toprağınsın ‘demiş.Burası kesin .
    Pek ala,pek güzel de ben neden bu kadar korku çektim.Benim uyur gezerliğim bitti mi ki acaba !Bilmiyorum çünkü yalnız yaşayan bir adamım.Benimle yatan ve geceleri kalkıp dolaştığımı bilecek ve bana bildirecek veya geceleri dolaşmamı engelleyecek,beni koruyacak,kollayacak,bana sevgi verecek,beni sarmalayacak biri,birileri yok yanımda benim.Ben yalnız bir adamım . Ve genelde sabahları evimde uyanmış buluyorum kendimi.Yani sokaklarda veya herhangi bir kapı aralığında , bir korulukta falan uyansam,o zaman endişelenmem için bir neden olacak . Belki de benim aslında uyur gezerliğimin yanısıra bir de unutma hastalığım vardır. Böyle bir unutma hastalığına yakalanmış ve neye yakalandığımı unutmuşumdur !
    Çalışmıyorum da.İşe falan gitmek yok günlük planlarımda.Para kazanma kaygım da yok çünkü zaten bitiremeyeceğim kadar para kaldı bana aile yadigarı olarak.Ailemi de nasıl kaybettiğimi hiç ama hiç hatırlamıyorum.Eminim annem,babam biricik oğulları olan beni çok seviyorlardı.Beni başka bir sevgiye muhtaç birakmayacak kadar çok seviyorlardı .Ben onların sevgisisyle sarmalanmıştım.Mutluydum.
    HATIRLAMIYORUM ELBETTE FAKAT HERHALDE VE KESİNLİKLE MUTLUYMUŞUMDUR!
    Ve de her halukarda ‘ yapılacak en akıllıca şey,endişelenmemek ’ diyorum ama sanki,beynimin ta derinlerinden bir şey bana sinyaller gönderiyor.Bir zamanlar evli olduğuma ve karımı çok sevdiğime dair !! Ayrılık acısı nedeniyle acaba diyorum bazı sinir kliniklerinde tedavi görmek falan mı oldu geçmişimde ,ne oldu bana,bir hatırlasam.Haleti ruhiyem yerlerde sürünüyor .
    Eski kocayı da bir türlü bulamıyorlarmış .
    Kim bilir ,belki de diyorum,eski koca yurt dışında bir plastik ameliyat falan,sonra yurt içinde yeni bir kimlik satın alma,bol rüşvet dağıtma olaylarına karışmış olabilir mi ki bu adamı bir türlü bulamadılar ? Yer yarıldı da içine mi girdi bu adam.Muhtarlıkta kaydı kuydu falan yok mudur bu adamın.Geçenlerde bir muhtar öldürülmüş müydü ne, ama bunun benim endişelerimle ne ilgisi var ki şimdi.Kafam dağınık,konuları bir türlü toparlayamıyorum .
    Çoktan beri herhangi bir kadın yok hayatımda.Korkuyorum onlardan çünkü beni çok üzdüler . İçimde bir zamanlar mutlu olduğuma dair belli belirsiz bir hissiyat var amma mutluluk denen şeyin ne olduğunu bile çoktan unutmuşumdur herhalde.Fakat yine de aklımın bir yerlerinde, karşı yakada,orada,uzakta bir yerde ,sisler arasında ,kısa pantolonlu bir çocuk bana el sallıyor olabilir mi !
    Başka belirsiz bir hayalim de sanki evimin kapısında beni birileri,bir sarışın kadın, karşılıyormuş da ,ben yaklaşınca boynuma sarılıyormuş. ! İçimi acıtan,beni yalnızlığa sürükleyen bir sürü kurşuni gri görüntüler . O nedenle hayatıma bir kadın sokmuyorum.Belki de bu benim hüsnü kuruntum.Belki de onlar benim hayatıma girmemek için ellerinden geleni yapıyorlardır !Kim bilebilir ! Bu bakımdan bir ara, yani eskiden günü birlik kadınlarla birlikte oluyordum ama dedim ya bazı konularda alay mevzusu oluyordum.Özellikle yatay durumlarda.
    Fakat artık bu duruma bir çare bulacağım.Evime yeni bir hatun gelecek.Gelmeli.Bir erkeğin bir sürü ihtiyacı oluyor.Üstelik fabrikası bu modellerin çok sessiz olduklarını,bırakın alay etmeyi,herhangi bir konuda tek bir soru bile sormadıkları gibi her türlü pozisyona da geldiğini,getirilebildiğini garantisini veriyor..Ben fabrikanın yalancısıyım.
    Yok,yok . Belki de bu düşüncemden vaz geçmeliyim . Çünkü benim duygularım var.Paylaşmak istediğim ve fakat içimde kalan,içimde kaldıkça çok yakıcı,yıkıcı hale gelen , benden başka kimsenin umursamadığı duygular bunlar . Bir gün sanki bir meyhane mi ,bar mı şimdi tam hatırlamıyorum birisi benim bu arzularımla dalga mı ne geçmişti . Allah’tan çok sakin bir adamım.Yine de tam hatırlıyamıyorum ama sanki geçmiş zaman işte,birisi beni nedense kızdırmıştı da,onun, bir köşede beyzbol sopasıyla sanki kafasına vurmuş gibiyim ama bunlar çok aldatıcı hisler.Bir türlü emin olamıyorum bu durumdan.
    Neyse,artık yeni bir yıla giriyoruz.Temizlikçi kadın hep’hayırlara vesile olsun inşallah’deyip duruyordu,evde temizlik yaparken .O’nu da bodrumdan alıp,bir çöp tenekesine atsam iyi olacak bence .
    Bu yıl başka bir temizlikçi bulacağım nasılsa .

    HİKAYE VE SENARYO : BÜLENT ÖZÜDURU
    FORMAT : SİNEMA FİLMİ
    SÜRESİ : 90 DK.
    TÜRÜ : PSİKOLOJİK-KORKU-GERİLİM

  2. bülent özüduru der ki:

    Bülent Özüduru diyor ki;

    İstanbulda bir adam hastanede ölüm döşeğindedir.
    Böbrek yetmezliği nedeniyle hastanede yatmaktadır. Yapılan tüm aramalara rağmen onun hayatını kurtaracak uygun böbrek bulunamamış,fakat yapılan ikinci bir taramada yakınları içinden birinin,kızkardeşinin böbreğinin,onu kurtarabilecek bir böbrek olduğu ortaya çıkmıştır.
    Çıkmıştır çıkmasına ama kız kardeş 6-7 yaşlarında iki ufak çocuğu olduğu için,nakil sırasında bir aksilik olur da ölürse,kendi çocuklarına kim bakacak diye endişelenmekte ve böbreğini abisine vermek istememektedir.
    Kız kardeşin kocası karısının ölme ihtimalinin yanı sıra,tek böbrekle kalacağı için, yaşam kalitesinin düşeceğini,sınırlanacağını düşünmekte ve ne söyleyeceğini bilemediği için de kararı karısına bırakmış görünmekte !Bu arada adamın bir metresi olduğunu da söyleyelim.
    Ölüm döşeğindeki abi çok zengindir.Evlidir ama çocukları olmamıştır.Fakat o kız kardeşini böbreğini kendisine vermesi konusunda zorlamak istememektedir.Çünkü kız kardeşini çok sevmektedir.Zaten anne baba trafik kazasında öldüklerinden kız kardeşini o büyütmüştür.Anne ve babasının öğütleri,’kız kardeşin sana emanet oğlum ‘ lafı,hep aklında olan bir şeydir.
    Zengin adamın karısı,yani görümce, kocasını çok sevmekte ve kız kardeşe böbreğini kocasına bağışlamadığı için çok kızmakta.’Kocam ölürse ne sana ne kocana,ne de çocuklarına zırnık koklatmam şırfıntı’demektedir.Şırfıntı demesinin nedeni aynı okulda okumuş oldukları için görümcesinin ne naneler yediğini çok iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır.Çünkü o naneleri birlikte yemişlerdir !
    Bu durum , dayılarını çok seven evin küçük çocuklarını da etkilemekte ve ‘keşke biz böbreklerimizi dayımıza verebilseydik’ feryatlarına neden olmaktadır.Öyle ki bu feryatlar babalarının tepesini attırmaktadır
    Velhasıl ARMAĞAN AİLESİ ve YEDİVEREN AİLESİ bu beklenmedik hastalık nedeniyle kendilerini çok üzücü bir durum içinde bulumuşlerdır.
    Nasıl çıkacaklardır bu işin içinden ?
    Bu mücadele sırasında İnsanlık nerede kalacak ?
    Hep birlikte göreceğiz.

    HİKAYE VE SENARYO : BÜLENT ÖZÜDURU
    FORMAT : TV DİZİSİ – HER BÖLÜM 45 DAK
    TÜR : DRAM
    SENARYO İSMİ : ÖNCE CAN

  3. bülent özüduru der ki:

    Bülent Özüduru diyor ki ;

    KÜÇÜK GELİN FERİDE

    Küçük kızı yaşlı ve zengin bir adama vermek istemektedir ailesi.Adamın parası çok.O nedenle,adam her yaştan kızı haremine katabileceğini zannediyor.Hiç bir ahlak kuralını umursamayan bir adam.Adam Sübyancını teki .Adam köyün ağası!
    Küçük kızın ailesi çok fakir bir aile.O kadar ki yoksulluk iliklerine işlemiş,her türlü teklife açık bir aile.Kısacası küçük,güzel kızlarını bu dama vermeye teşne bir aile.Yoksulluğun gözü kör olsun!
    Adam,dedik ya çok zengin.Çok da kalabalık bir ailesi var.Hem çok kardeşli,hem çok karılı,hem çok çocuklu bir adam.Dediğim dedik,çaldığım düdük bir adam.O ne derse o !Ağanın sözünün üstüne söz olur mu heç !
    Bu everme işine tek karşı çıkan insan evladı,küçük kızın kendisi ve onun ‘yaşlı cadı’denilen ninesidir!Nine’ye yaşlı cadı denmesinin nedeni gerçekten çok yaşlı olmasıdır.Köyün diğer yaşlıların dediğine göre Cadı Nine Nuh Nebi’den kalma bir kadınmış !O kadar yaşlı yani !
    Cadı Nine bir Şaman’dır!Kızdığında,kızdırıldığında isminin hakkını veren,haksızların canına okuyan bir Nine !Köyün sağaltıcısıdır aynı zamanda.Sevilir ve saylırken artık pulları dökülmüş,bir kenara itilmiş,unutulmuştur.Bir tek sevgilisi,bir tek uğraşı canı,ciğeri,sevgili torunu Feride’dir.
    Yaşlandığı için sözünün dinlenmediğini bilmekte.Çok yakında öleceğini de bilmekte !O nedenle dağarcığında ne varsa çok küçük yaşlardan beri,ninesini çok seven,onun odasında onunla beraber yatan,kalkan, ve şimdi artık 12 yaşına gelmiş olan bu küçük torununa aktarmıştır.Küçük Feride de Ninesinin ona aktadığı binlerce yılın bilgisini bir sünger gibiymişçesine içine çekmiş,gerektiğinde Ninesi yerine köydeki hastalar o bakmış,onları iyileştirmiştir.
    Oyun oynamak varken.Okula gitmek varken Ağa’nın karılarından biri olmayı istememektedir.
    Bir sabah Feride’nin gelin gitmesini istemeyen tek kişi olan Cadı Nine Hak’kın rahmetine kavuşur.Ailenin önünde Feride’yi evermek için bir tek engel kalmıştır.O da Feride’nin İlk Okul öğretmeni Ayten Öğretmendir.
    Feride’nin ailesi Yaşlı Nine’nin yasını, matemini bile tutmadan,küçük kızlarının ağlamalarına aldırmadan üç gün sonra küçük Feride’yi imam nikahıyla,üç karılı,altı çocuklu Abdi Ağa’ya nikahlarlar.Karıları yaşlı,çocukları da eşek kadar çocuklardır. Anası o gün koluna bir bohça verip Feride’yi Ağa’nın büyük avlulu evine göndermek istediğinde Feride kapıya gelen köy Muhtarından öğretmeni Ayten Hanımın kaçırıldığını,Jandarmanın iz sürmeye başladığını öğrenir.
    Küçük Emine Konağın büyük kapısına geldiğinde kapıda Ağa’nın yanından aırmadığı dev cüsseli Kangal dişlerini göstererek havlamaya başlar.Feride onu iplemez ve elini ona doğru uzatır.İşaret parmağını kaldırıp,parmağın ucunu yere doğru eğer! Havlamakta olan koca Kangal birden havlamayı keser ve kuyruğunu arka bacaklarının arasına sıkıştırarak yere çöker.Başını ön bacaklarının arasına koyar.Koca Kangal bir anda pisi kediye dönüşmüştür!
    Konağın hizmetkarları koşarak onu karşılarlar.İçlerinden sadece Kangalı her daim besleyen Osman Dede Kangal’ın bu kedileşmiş haline dikkat ve hayret eder.
    Feride avludan içeri girdiğinde Abdi Ağa yukarıdan konağa gelen küçük kıza bakmakta ve yalanmaktadır!
    Feride buz gibi gözlerini kaldırıp Ağa’ya bakar.
    Sonra kendisine yardımcı olmaya çalışan hizmetlilere dönüp :’Vakit varken konağı terk edin’der.
    Feride konağın iç kapısına doğru yürümeye başladığında konağın üzerinde kara bulutlar toplanmaya başlamıştır bile.

    HİKAYE VE SENARYO : BÜLENT ÖZÜDURU
    FORMAT : SİNEMA FİLMİ
    SÜRESİ : 90 DAKİKA
    TÜR : KORKU-GERİLİM-FANTASTİK

  4. bülent özüduru der ki:

    Bülent Özüduru diyor ki ;
    PİSİKOPAT

    Ormanın içinden geçip kısa yoldan caddeye çıkmak istiyordum .Ormana daldım ve yürümeye başladım .Sonbaharın son günleriydi ve ağaçların tüm yaprakları adeta bir renk cümbüşüydü.O güzelim toprak renkleri,tütün renkleri,yeşilin türlü çeşitli renkleri sarmaş dolaş etrafımdaki ağaçların dallarını doldurmuş,yetmemiş,yerlere de aynı renklerle bir halı dokumuşlardı.O r enklerden gözlerimi alamıyordum ki ayağım bir şeye takıldı ve yere düştüm.Üstümü başımı toparlayıp ayağa kalkınca çarptığım şeyin çırılçıplak bir kadın cesedi olduğunu gördüm.Ceset diyorum çünkü boğazından kan aktığını görüyordum.Yine de emin olmak için nabzını yokladım.Bileğini tuttuğumda cinayetin yeni işlendiğini düşündüm çünkü vücudu hala sıcacıktı.Üzerinde bir tek çamaşır parçası bile yoktu genç kadının fakat bacak arasına baktığımda büyük bir olasılıkla tecavüz edildiğini düşündüm.İnsan bu kadar güzel bir kadını neden öldürür ki ? Kaçır kadını,götür evine,istediğin kadar seviş.Neden öldürüyorsun!!
    Hiç kimseye zarar vermeyen bir adam olan benim gibi bir adamın nasıl böyle bir şey düşünebildiğine kendim de şaştım .Elim otomatikman ağzıma gitti. Sessiz bir çığlık attım.Kendimden korktum.Yapar mıydım ben böyle bir şey ? Yok canım ,daha neler !
    Hemen polise haber vermeliyim .Elimi cebime attığımda uyur gezerliğim aklıma geldi.Bu işi ben yapmış olabilir miyim !! Çünkü uyurken ya da uykuda gezerken yaptığım hiçbir şeyi hatırlamam ki ben.Yani uykumda beni düzseler bile hatırlamayacağım !! Yok canım, daha neler , o zaman herhalde uyanırdım.Ben yaptıysam polisler eminim ki beni bulacaklardır.Sperm örneklerinden beni hemen enselerler.Olmasa bile kızın tırnak aralarında deri izi kalmıştır.
    Ne kadar da güzel bir yüzü var kızın.Memeleri hala dimdik.Hala daha sıcak.Üzerini örtmeli miyim acaba ?Çekip gitsem. Gazetelerden sonucu öğrensem !! Ben telefon etsem polise,jandarmaya,bir yerlere !!.Belki de suçsuzumdur !Belki sevgilisi öldürmüştür bu kızı !Kesin öyle olmuştur çünkü bu kız yalnız başına neden bu ormana gelsin ki ! Sevişmeye geldiler sonra kızı öldürdü adam ve kaçtı.Belki de kız orospudur.Sevişecek yer bulamayınca ormana geldiler sonra para konusunda anlaşamadılar.Olacak iş değil ama olur mu olur !! Bu zamanda orospuluk da zor meslek .
    Sarışın bir kız.Beyaz tenli.Boyu sanırım1.70 var.Çok güzel bir kız.Neden orospuluk yapsın ki. ?
    Ayakkabılarına bakıyorum.Topuklu,kırmızı ayakkabılar. Pahalı cinsinden . Biri yan dönmüş,diğeri çamura bulanmış .Çanta falan göremiyorum etrafta.Kız belki de yakındaki şu okulda öğretmenlik yapıyordu.Olamaz mı ? İçimden yükselen panik atak bana ‘kaçsana’ diyordu.Ben ne halt etmeye kaçmıyordum ki !!
    Yağmur başladı !Sırası mıydı şimdi bu yağmurun ? Gitmeliyim.Kaybolmalıyım yeryüzünden.Ruhumun yedi kat derinliklerinin en dibindeki mağaralara saklanmalıyım . Ayağa kalktım.Arkama bakmadan kaçtım oradan.Kızı orada yalnız başına ,ölmüş ve ıslanmış bir halde bıraktım .Polisi arama cesaretini bulamadım kendimde .Nasıl olsa cinayet işlediğim ortaya çıkacak ve gelip beni tutuklayacaklar diye günlerdir evden dışarı çıkmıyorum.Şimdiden hapishanedeyim bir çeşit .
    Günler sonra ana akım medyada küçük haberler şeklinde geçtiler bu vukuatı.Eski kocasıymış kızı öldüren.Tecavüz falan da edilmemişmiş kızcağıza.Eski koca ‘gel barışalım’demişmiş,kız da’hayır,istemiyorum ben seni artık’demişmiş. Eski koca da,görünen o ki ‘ya benimsin,ya toprağınsın ‘demiş.Burası kesin .
    Pek ala,pek güzel de ben neden bu kadar korku çektim.Benim uyur gezerliğim bitti mi ki acaba !Bilmiyorum çünkü yalnız yaşayan bir adamım.Benimle yatan ve geceleri kalkıp dolaştığımı bilecek ve bana bildirecek veya geceleri dolaşmamı engelleyecek,beni koruyacak,kollayacak,bana sevgi verecek,beni sarmalayacak biri,birileri yok yanımda benim.Ben yalnız bir adamım . Ve genelde sabahları evimde uyanmış buluyorum kendimi.Yani sokaklarda veya herhangi bir kapı aralığında , bir korulukta falan uyansam,o zaman endişelenmem için bir neden olacak . Belki de benim aslında uyur gezerliğimin yanısıra bir de unutma hastalığım vardır. Böyle bir unutma hastalığına yakalanmış ve neye yakalandığımı unutmuşumdur !
    Çalışmıyorum da.İşe falan gitmek yok günlük planlarımda.Para kazanma kaygım da yok çünkü zaten bitiremeyeceğim kadar para kaldı bana aile yadigarı olarak.Ailemi de nasıl kaybettiğimi hiç ama hiç hatırlamıyorum.Eminim annem,babam biricik oğulları olan beni çok seviyorlardı.Beni başka bir sevgiye muhtaç birakmayacak kadar çok seviyorlardı .Ben onların sevgisisyle sarmalanmıştım.Mutluydum.
    HATIRLAMIYORUM ELBETTE FAKAT HERHALDE VE KESİNLİKLE MUTLUYMUŞUMDUR!
    Ve de her halukarda ‘ yapılacak en akıllıca şey,endişelenmemek ’ diyorum ama sanki,beynimin ta derinlerinden bir şey bana sinyaller gönderiyor.Bir zamanlar evli olduğuma ve karımı çok sevdiğime dair !! Ayrılık acısı nedeniyle acaba diyorum bazı sinir kliniklerinde tedavi görmek falan mı oldu geçmişimde ,ne oldu bana,bir hatırlasam.Haleti ruhiyem yerlerde sürünüyor .
    Eski kocayı da bir türlü bulamıyorlarmış!
    Kim bilir ,belki de diyorum,eski koca yurt dışında bir plastik ameliyat falan,sonra yurt içinde yeni bir kimlik satın alma,bol rüşvet dağıtma olaylarına karışmış olabilir mi ki bu adamı bir türlü bulamadılar ? Yer yarıldı da içine mi girdi bu adam.Muhtarlıkta kaydı kuydu falan yok mudur bu adamın.Geçenlerde bir muhtar öldürülmüş müydü ne, ama bunun benim endişelerimle ne ilgisi var ki şimdi.Kafam dağınık,konuları bir türlü toparlayamıyorum .
    Çoktan beri herhangi bir kadın yok hayatımda.Korkuyorum onlardan çünkü beni çok üzdüler . İçimde bir zamanlar mutlu olduğuma dair belli belirsiz bir hissiyat var amma mutluluk denen şeyin ne olduğunu bile çoktan unutmuşumdur herhalde.Fakat yine de aklımın bir yerlerinde, karşı yakada,orada,uzakta bir yerde ,sisler arasında ,kısa pantolonlu bir çocuk bana el sallıyor olabilir mi !
    Başka belirsiz bir hayalim de sanki evimin kapısında beni birileri,bir sarışın kadın, karşılıyormuş da ,ben yaklaşınca boynuma sarılıyormuş. ! İçimi acıtan,beni yalnızlığa sürükleyen bir sürü kurşuni gri görüntüler . O nedenle hayatıma bir kadın sokmuyorum.Belki de bu benim hüsnü kuruntum.Belki de onlar benim hayatıma girmemek için ellerinden geleni yapıyorlardır !Kim bilebilir ! Bu bakımdan bir ara, yani eskiden günü birlik kadınlarla birlikte oluyordum ama dedim ya bazı konularda alay mevzusu oluyordum.Özellikle yatay durumlarda.
    Fakat artık bu duruma bir çare bulacağım.Evime yeni bir hatun gelecek.Gelmeli.Bir erkeğin bir sürü ihtiyacı oluyor.Üstelik fabrikası bu modellerin çok sessiz olduklarını,bırakın alay etmeyi,herhangi bir konuda tek bir soru bile sormadıkları gibi her türlü pozisyona da geldiğini,getirilebildiğini garantisini veriyor..Ben fabrikanın yalancısıyım.
    Yok,yok . Belki de bu düşüncemden vaz geçmeliyim . Çünkü benim duygularım var.Paylaşmak istediğim ve fakat içimde kalan,içimde kaldıkça çok yakıcı,yıkıcı hale gelen , benden başka kimsenin umursamadığı duygular bunlar . Bir gün sanki bir meyhane mi ,bar mı şimdi tam hatırlamıyorum birisi benim bu arzularımla dalga mı ne geçmişti . Allah’tan çok sakin bir adamım.Yine de tam hatırlıyamıyorum ama sanki geçmiş zaman işte,birisi beni nedense kızdırmıştı da,onun, bir köşede beyzbol sopasıyla sanki kafasına vurmuş gibiyim ama bunlar çok aldatıcı hisler.Bir türlü emin olamıyorum bu durumdan.
    Neyse,artık yeni bir yıla giriyoruz.Temizlikçi kadın hep’hayırlara vesile olsun inşallah’deyip duruyordu,evde temizlik yaparken .O’nu da bodrumdan alıp,bir çöp tenekesine atsam iyi olacak bence .
    Bu yıl başka bir temizlikçi bulacağım nasılsa .
    HİKAYE VE SENARYO : BÜLENT ÖZÜDURU
    FORMAT : SİNEMA FİLMİ
    SÜRESİ : 90 DK.
    TÜRÜ : PSİKOLOJİK-KORKU-GERİLİM

  5. bülent özüduru der ki:

    Bülent Özüduru diyor ki;
    ÖNCE CAN
    İstanbulda bir adam hastanede ölüm döşeğindedir.
    Böbrek yetmezliği nedeniyle hastanede yatmaktadır. Yapılan tüm aramalara rağmen onun hayatını kurtaracak uygun böbrek bulunamamış,fakat yapılan ikinci bir taramada yakınları içinden birinin,kız kardeşinin böbreğinin,onu kurtarabilecek bir organ olduğu ortaya çıkmıştır.
    Çıkmıştır çıkmasına ama kız kardeş 6-7 yaşlarında iki ufak çocuğu olduğu için,nakil sırasında bir aksilik olur da ölürse,kendi çocuklarına kim bakacak diye endişelenmekte ve böbreğini abisine vermek istememektedir.
    Kız kardeşin kocası karısının ölme ihtimalinin yanı sıra,tek böbrekle kalacağı için, yaşam kalitesinin düşeceğini,sınırlanacağını düşünmekte ve ne söyleyeceğini bilemediği için de kararı karısına bırakmış görünmekte !Bu arada adamın bir metresi olduğunu da söyleyelim.
    Ölüm döşeğindeki abi çok zengindir.Evlidir ama çocukları olmamıştır.Fakat o kız kardeşini böbreğini kendisine vermesi konusunda zorlamak istememektedir.Çünkü kız kardeşini çok sevmektedir.Zaten anne baba trafik kazasında öldüklerinden kız kardeşini o büyütmüştür.Anne ve babasının öğütleri,’kız kardeşin sana emanet oğlum ‘ lafı,hep aklında olan bir şeydir.
    Zengin adamın karısı,yani görümce, kocasını çok sevmekte ve kız kardeşe böbreğini kocasına bağışlamadığı için çok kızmakta.’Kocam ölürse ne sana ne kocana,ne de çocuklarına zırnık koklatmam şırfıntı’demektedir.Şırfıntı demesinin nedeni aynı okulda okumuş oldukları için görümcesinin ne naneler yediğini çok iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır.Çünkü o naneleri birlikte yemişlerdir !
    Bu durum , dayılarını çok seven evin küçük çocuklarını da etkilemekte ve ‘keşke biz böbreklerimizi dayımıza verebilseydik’ feryatlarına neden olmaktadır.
    Velhasıl ARMAĞAN AİLESİ ve YEDİVEREN AİLESİ bu beklenmedik hastalık nedeniyle kendilerini çok üzücü bir durumun içinde bulurlar.
    Nasıl çıkacaklardır bu işin içinden ?Ne yapacaklar ?
    Bu mücadele sırasında İnsanlık nerede kalacak ?
    Hep birlikte göreceğiz.

    HİKAYE VE SENARYO :BÜLENT ÖZÜDURU
    FORMAT : TV DİZİSİ
    TÜR : DRAM
    SÜRE :HER BÖLÜM 45 DAK.

  6. Muhammed KÖSEK der ki:

    hayata karşı asi bir adamın, zoraki geçen günlerinin bitmeyen monoton temposu ansızın değişmiş; hiç ummadığı anda kendini bambaşka bir yerde bulmuştu. Geldiği yerde yaşayanlar onun hiç alışkın olmadığı görünümde ve yeteneklerdeydi. Heyecanlı ve gizem dolu bir maceranın anahtarını onun eline tutuşturanın kim olduğu bilinmezken, o kendini kıran kırana bir savaşın ortasında bulmuştu. Türk fantastik roman türünün özgün ve heyecan dolu örneği olan eserim bir seri halinde yazılmış olup, evrensel duygu ve değerlere temas etmektedir. İyinin ve kötünün sürükleyici macerasını roman olarak basmayı düşünürken, aynı zamanda film sektörüne senaryo haline dönüştürebileceğimi belirtmek istiyorum.

    Tür:Fantastik
    Konu:Aşk&Savaş
    Yazar:Muhammed KÖSEK
    Format: Sinema Filmi

  7. Emir can AYŞİN der ki:

    Henüz 22 yaşında uzay ve astronomi bölümünü okuyan Yıldız için hayatın zorlukları 2 yıl önce başlar. Gerçekleşen bir trafik kazasında annesini ve iki kardeşini kaybeder. Babası Ferhat ise tekerlekli sandalyeye bağlı kalır. Üstelik babası Ferhatın sağır ve dilsiz olması Yıldızı daha çok etkiler. Uzaya ve yıldızlara olan merakından üniversitesini bırakmak istemeyen Yıldız artık babasına bakmak zorunda kalır. Yıldız ailesinin yıllardır tanıdığı yardımsever kadın Haticeden yardım ister. Bakıcı Hatice Hanım Yıldızı kırmayarak kendisinin üniversite ders zamanında babasına bakmayı kabul eder. Hatice Hanim onlarla çok iyi ilgilenir ve her konuda yardım eder. Yıldızın 3 yıl içinde okulda yaşadığı birincilikler ve yaptığı harika projeler ile adını Avrupalı bazı devletler ve Amerika’da duyurması Yıldız için gurur verici bir durumdur. Aylar içinde yaptığı bir proje sonucunda Amerika’nın üst düzey şirketi olan NASA’dan teklif gelir. Hayallerine giden yolda belkide ilk büyük adımı atmak istesede tekerlekli sandalyeye bağlı olan babasını tek bırakamayacağını bilir. Bu konuyu bakıcı olan Hatice Hanım ile görüşür ve Hatice Hanım hayallerini gerçekleştirmesini için babasına bakması konusunda söz verir. Yıldız için tek bir şey kaldı o da babasından alınacak izin. Babası ile kağıda yazılan yazıyla konuşmaya çalışır babasının pek fazla istememesi dolayı araya Hatice Hanın girer ve ısrarı sonucu izin alınır. Bir hafta sonra gidecek olan Yıldız çok heyecanlanır ve sevinir. Bakıcı Hatice Hanım ile konuştukdan sonra bakıcı çıkıp evine doğru yol aldığı sırada araba çarpar ses mutfakta su içmekte olan Yıldıza kadar gelir telaşlanıp dışarı çıkar ve yolda Hatice Hanımı haraketsiz bir şekilde görür. Ağlar,üzülür ve titreyerek 112 ambulansı arar fakat her şey için çok geç çünkü Hatice Hanım çoktan ölmüştür. Hayallerinin peşinden gitmek isteyen fakat babasını bırakmak istemeyen Yıldız yurtdışına babasıyla birlikte gitme kararı alır. Babası Ferhat kızının yıldızları çok sevdiğini bilir ve orada işinin yoğunluğundan dolayi kendisiyle meşgul olamayacağını düşünür ve her geçen gün daha çok üzülür. Amerikada aylar geçer ve babanın korkusu gerçekleşir. Kızı Yıldız iş yoğunluğundan dolayı babasıyla artık doğru dürüst konuşamaz ve ilgilenemez duruma gelir. Babası kızının bu durumuna çok üzülür ve kahrolur. Haftalar sonra babası hastalanır hastaneye kızı götüremez şirkette çalışan tercümen götürür. Hastanede kanser olduğunu ögrenir ve kızından saklar. Hastalığın ileri evreleri gelir baba yataklara düşer fakat kızı hâlâ iş yoğunluğundan tam olarak ilgilenemez baba her gun daha kötü olur. Bir gun kızı sevinçler içinde babasının yanına gelir. Yarın saat 05.25 de uzaya çıkacağını söyler. Baba sevinmiş gibi yapar. Yarın olur. Sabah babasından haber gelir ve hemen hastaneye gider. Babasının son saatleri olduğunu ikisi de bilir. Babası göz hareketleriyle birer kağıt ve kalem ister. Son sözleri olarak bunları yazar ” YERYÜZÜNDE DE YILDIZ VAR , AYNAYA BAK” ve baba vefat eder. Kızı çok üzülür ve babasının vefatının sebebi olarak kendisini suçlar. 05.25 uzaya çıkma saati değil memlekete dönme saati olur.

  8. Ümmühan YAŞAR der ki:

    Kayıp Halkanın Sırrı
    Tür: Fantastik bilim kurgu,gizem,dram
    Yazar:Ümmühan YAŞAR

    Yazar, başından geçen gizemli olayları okuyucusuyla paylaşmaktadır.Yazar yaşlı bir kadını tesadüfen kaldırımda baygın vaziyette bulur hastaneye kaldırır fakat daha sonra hastane odasında bırakır ve mutsuz şekilde Bodrum’a geri döner. Çünkü yayınevlerinden beklediği ilgiyi görmez.Doktor hemşire ve hastalar kadını çok sever ve sahip çıkarlar.Yaşlı kadına daha sonra devlet sahip çıkar ve onu bir huzur evine yatırır. Yaşlı kadın orada da çok sevilir. Fakat huzur evi müdürü kadından şüphelenir.
    Yazar ise bir türlü istediği eseri yazamamaktadır. Üstelik çok sevdiği ruh eşine kavuşamamaktadır. Bütün sıkıntılarını çözecek güç yaşlı kadındır fakat yazar bunu bilmez. Fakat yazarın kader döngüsü değişmek üzeredir ve yaşlı kadın onu kendisine doğru çağırır.Yazar başlarda bununla mücadele etmeye çalışır fakat daha sonra pes eder.
    İstanbul’a doğru yolculuk yapmaya karar verir. Yolculuk esnasında rüyasında gerilim ve gizemli olaylar görür bilmediği şey aslında bu olayların gerçekte yaşandığıdır. Yaşlı kadın düşündüğü kişi değildir.Yazarın gizemli bir şekilde tanıştığı yaşlı kadının sırları vardır.
    carpe-diem1977@windowslive.com

  9. Azra der ki:

    Kişinin senaryosu kendine özgün olması gerekmez mi ,üstelik ne malum ki beğendiğim senaryo ya ekleme yapıp daha etkileyici bir kurgu çıkarmayacağımm ne malum . 😉
    Bu yüzden kişisel paylaşımlar için daha hususi bir alan yaratabilirsiniz.Çünkü her yazarın ve senaristin kutsal bir emeği vardır.Bu emeğe saygı olarak senaristler hususi bir mailden de gönderebilirler.
    Özgün düşüncem.Teşekkürler.

    • Arslan Yıldız der ki:

      Azra hanımın dediğine bende katılıyorum ve ayrıca aleni bir şekilde hikayelerin paylaşılması da iyi niyetli bir düşünce fakat kötü niyetliler içinde muazzam bir ekmek kapısı:)) Bence sağlıklı olan sistem; Senarist mail adresini yayınlasın, yapımcıda bir zahmet maile yazıp, doğrudan iletişim kurulsun. Kaldı ki, aynı dili konuştuğumuz yapımcılarla yüz yüzeyken bile iletişim kuramazken (Ahbap çavuş ilişkisi ne yazık ki) bu alanda bu imkansız ama çabanızı ve niyetinizi de alkışlıyor ve saygılar sunuyorum.

  10. Tuncay AKGÖL der ki:

    AVCI HİKAYE

    Akşam karanlığı çökmek üzereydi, Tunç her zamanki gibi oyuna dalmıştı. Yaz ayının sıcağında güneşin altında top oynuyordu. Üvey babası Zaim’in vardiyası bitmek üzereydi. Sokağın başından babası göründü. Üstü başı çamur içindeydi. Dizlerinde ufak yaralar oluşmuştu. Top yukarıya doğru kaçtı. Babasının geldiğini göremedi, topu almak için hareketlendi. Koşarken köyün girişinde babasına rastladı. Korkudan dili tutulacaktı neredeyse, kaçmaya bile fırsat bulamadan babası yakaladı. Topu elinden aldı. Cebinden çıkardığı sustalıyla topu patlattı. Oğlunun ensesinden yakaladığı gibi bir elinde top bir elinde oğlu eve doğru hareketlenmeye başladı. Çocuklara köy meydanında bağıran Zaim hiçbir şeyden korkusu olmadan çocukları kaçırdı. Eve girdiklerinde küçük odaya oğlunu atan Zaim, belinden çıkardığı kemerle oğlunu dövmeye başladı. Üvey oğlunu öyle bir alıştırmıştıki canı yansa bile ses çıkarmamayı öğretmişti. Bu bir insan için hayvanca bir duyguydu. Annesi araya girmeye çalışsa da engel olmayı başaramadı. O arada anneside birkaç darbeye maruz kaldı.
    Ablası Elif kapıda göründü. Kızın okuldan gelme saati yaklaşmıştı. Elif çok güzel bir kızdı üvey babası ondan çok hoşlanıyordu. Onu ikinci eşi olarak almak istiyordu. Bunlardan hiçbirinden haberi olmayan Elif evden ayrılmak için artık son senesinin bitmesini bekliyordu. Çok ısrar etmesine rağmen annesini o adamla evlenmekten vazgeçirememişti. Bu yüzden annesine çok kızgındı. Bir gece içtikten sonra Elif’inodasına girmeyi kafasına koyan Zaim, herkes yattıktan sonra harekete geçti. Kapıda küçük oğlu Tunç odaya girerken gördü. Mutfağa gitti bir bıçak aldı. Ama babasından öyle korkuyorduki bunu başaramadı. Odadan tufah sesler geldi. Çok gelmeden babası odadan çıktı. Tekrardan babası odasına gittiğinde ablasını perişan bir halde gördü.
    Sabah olduğunda babası hiçbir şey yokmuş gibi işe gitti. Ablası gün boyu odasından çıkmıyordu. Annesi onu zorla okula gönderdi.Tunç’un Morali kız kardeşine olan duruma çok bozuktu. Kız kardeşi annesine hastayım diyerek akşama kadar odasından çıkmadı. Tunç bu durumu en yakın arkadaşlarına durumu anlattı. Arkadaşları ne olduğunu bilecek yaşa gelmişlerdi. Hep beraber bir plan yaptılar. Tunç’un üvey babasını öldürmeye karar verdiler. Onu gizlice öldürmenin tek bir yolu vardı. Köye yakın olan ormanı babalarını çekecek böylece sessizce işini bitireceklerdi. Arkadaşları kendilerine 4 tane bıçak aldı. Hepsi aynı boyda aynı renkteydi. Karanlık çöktüğünde Tunç köyün girişinde beklemeye başladı. Babası işten köy girişine geldiğinde Tunç’u ve elinde babasının çekmecesinden yürüttüğü paraları gördü.Öfkeden kıpkırmızı olan Tunç’un üvey babası Zaim kendisinden kaçan Tunç’u ormana kadar kovaladı.Tam köşeye sıkıştırmışken arkasında 3 arkadaş bıçaklarıyla çıktılar.Tunç da cebindeki bıçağı çıkartıp Zaim’e doğru yürümeye başladı.Zaim ne olduğunu anlayamadan. Tunç önden üç arkadaşı arkadan bıçaklarıyla babaya saldırdı. Çok geçmeden babayı öldürdüler. Köye birisi inip kazma kürek getirip babayı gömdüler. Dört bıçak dört arkadaş ölümüne yemin edip bıçakları ayrı ayrı gömdüler. Hiç birisi birbirinden haberi olmayacaktı. Köye birbirlerinden ayrı bir şekilde girdiler. Köye geldiklerinde polisler köyü çevrelemiştir. Çok korktular ama hiç birşey olmamı gibi polislerin durduğu yere gittiler. Yaklaştıkça ne olduğunu fark ettiler. Tunç’un ablası intihar etmişti. Herkes ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Ama anlam veremedi. Polise babasının ablasına tecavüzünü anlatan polislerin Tunç babanın peşine düşmesini sağladı. Polisler haftalarca aylarca adamı aradı. Ama bir sonuç çıkmayınca olay kapanıp gitti.
    15 YIL SONRA
    Mert ormanda yalnız başına gezmektedir. Akşam karanlığı çökmek üzeredir. Çok korkmaktadır. Piknik için geldikleri bu alanda, anne babasının dalgınlığından yararlanıp, köpeğiyle tek başına gezintiye çıkmıştır. Ormanda kaybolabileceğini tahmin etmemiştir. Babası Avni, annesi Seher onu aramaya çıkmıştır. Dik bir yamaçtan aşağıya inen Mert çok dikkatli inmektedir. Köpeği Tommyde yanındadır. Köpeğinin bir şeyin kokusunu alıp yanında hızla koşar. Ona durmasını emreder. Köpek oralı bile olmaz. Oda köpeğin peşinden koşmaya başlar. Ayağı birden ağaç dalına takılır. Yokuştan aşağıya doğru yuvarlanmaya başlar. Nihayet düz zemine geldiğinde üstü başı toprak olmuştur. Ayağa kalktığında elinin acısını hisseder. Ellerinde yaralar oluşmuştur. Yukarı düştüğü yere doğru baktığında köpeğin bir yeri kazdığını görür. Köpeği emrine uymaz oda onun yanına gider. Köpeğin kazdığı yerden bir insan eli çıkar. Hızla koşmaya başlayan Mert iki yüz metre kadar koşmuştur. Arkasına dönüp baktığında köpeği peşinden gelmemiştir. Koşmaya devam eder. Sonunda sertçe birisine çarpar. Önünü döndüğünde karşısındaki babasıdır. Babasına olan biteni anlatan mert çok korkmuştur. Babası onu kaçtığı yere götürmesini söyler. Tekrar aynı yere gittiklerinde karşılarında bir ceset görürler. Babası hemen telefon açıp polise haber verir. Polisler geldiğinde ifadelerini alır. Kazılan yerden bir kimlik çıkar. Sabri Uzuner ismi bu eski bir bebek tecavüzcüsünün adıdır. Bir yıl kadar polisten kaçmış, insanlar en sonunda belki de cezasını bulmuş diye düşünüyordu. Polisler mezarı kapatmak üzereyken cesedin çıktığı yerden bir maktül daha çıkar Bu isimde Zaim Kabasakaldan başkası değildi. Olay büyüyordu. Polislerden cinayet Masası Amiri Tunç DEMİRÖZ, iki cesetten daha fazlası olabileceğini düşünerek, daha fazla kazılmasını emretti. Narkotikten ilave köpekler istediler. İki zanlı vahşice öldürülmüştü. Üzerlerinde hala ok izleri duruyordu. Ama oklar ölüm sebebi değildi. Buraya diri diri gömülmüşlerdi. Toprak derinde kazılmamıştı. Birisi cesetlerin bulunmasını istiyordu. Köpekler geldiğinde toprağın farklı yerlerinden yaklaşık otuz dört ceset daha çıkardılar. Onların üzerinden hiçbir şey çıkmadı. İlk bulunan iki ceset hariç ve polisler olayı derinlemesine araştırmaya başladılar.
    Ormanda araştırma yapan Komiser İlkay ve Olay yeri inceleme komiseri Serdar ormanın derinliklerine daldılar. Biraz ilerledikten sonra ormanın içinde bir dağ evine denk geldiler. İçeride Salih Atmaca, Cem Kalyon ikilisi vardır. Ormandaki ağaç kovuklarına koydukları gizli kameralarla onları izlemektedirler. Eve gelince kapıyı çalarlar. Soğukkanlı bir şekilde evde bulunan av malzemelerini kaldırdılar. Yerde hemen bir ayı postu durmaktadır. Evin girişinde kapının geç açılması üzerine Komiser İlkay evin etrafını araştırır. Olay yeri inceleme komiseri Serdar oda kapının açılmasını bekler. Kapıyı Salih Atmaca açmıştır. Onu biraz sorgularlar, ama bir şey çıkmaz. Kendisi bir öğretmendir. Eşiyle burayı satın aldıklarını beraber olduklarını belirtir. Polisler hiçbir şeyden şüphelenmeden oradan ayrılırlar.
    Polislerden Komiser İlkay olayın sıradan cinayetler olmadığını, ağır suçluların sıradan bir av hayvan gibi avlandığını anlar. Diğer cesetler kıyafetleriyle gömülmezken bunların neden gömüldüğünü merak ederler. Cesetlerin çoğu bıçak, ok, kılıç, eski savaş aletleriyle öldürüldüklerini anlar. Çıkan otopsi sonucu herkesi çok şaşırtmıştı. Bu yıllar boyunca işlenmiş bir seri katil olayıdır. Dosyalar incelenir şehirde bunun gibi ağır suçluların ortadan kaybolduğu bildirilmiştir. Polisler internet üzerinden derin bir araştırma yapar.Sonunda ‘Adalet Avcısı! diye kendine isim veren bir grubun internet ortamında çokça duyulduğunu görürler. Ama gerçek hayatta şimdiye kadar bu guruba rastlanmamıştır. Suç örgütünün kendilerince iyi bir şey yaptıklarına olan inançları tamdır. Örgütü kim ne için hangi amaçla kurulmuştu. Polisler ilk olarak internet ortamında olayı araştırmaya başlarlar. Ekşi sözlük dahil her yerde isimleri vardır. Bu guruba nasıl ulaşılacağına dair bir bilgi yoktu. Bu olayolaya siber suçlar erişim bürusuda dahil oldu. Deep wep internetin karanlık olayları olarak bilinen yerde, çokça bunun gibi ilana rastlanır. Hangisinin gerçek olduğunaysa deneme yanılma yöntemiyle öğreneceklerdir. Bunun için sahte bir suç profili oluştururlar. Ancak Adalet Avcıları bunu yemezler. Yakalanmaları için belki de gerçek bir suçluya ihtiyaçları vardır.
    Başsavcı Zeki olayın çözülmesi için baskı yapmaktadır. Eğer bu iş çözülmezse hepsinin sürgün ve emekli edileceğini belirtir. Aynı zamanda emniyet ve içişleri de olayın çözülmesi için başlarına müfettiş göndermiştir. Çok yakın arkadaş Olan Emniyet Amiri Tunç ve Başsavcı Zeki olayın çözülmesi için beraber omuz omuza vermiştir. Tunç’un eşinin gizli bir ilişkisi vardır. İlişkisi olan kişi ise Başsavcı Zeki’dir.İhaneti bilen birisi daha vardı. Tesadüf sonucu öğrenen Komiser İlkay dan başkası değildir.
    Tunç’un eşi Halide eşinden gizli Başsavcı Zekiyle olan ilişkisi çok tehlikeli bir hal almıştı. Sapığın teki onu arıyor. Sürekli ihanetinden ve geçmiş günahlarından bahsediyordur. Çok korkan Halide eşinin bu durumu öğrenmesi durumunda yaşatmayacağını biliyordur. Böyle bir adama karşı yapılan ihanet karşılıksız kalmamaktadır. Çocukların ikisi de eşinden değildir. Bunu bilen Halide bir hal yolu koyması gerektiğinin farkındadır. Başsavcı Zekiy ise hem çocukları hem de Halideyi istiyordur. Eski arkadaşını bile bunun için harcamaya hazırdır.
    İnternetten bu adalet avcılarıyla ilgili bütün bilgiler toplanır. Çok daha fazla bilgi için Derin İnternete girilir. Bir sitede suç ve günah isimli bir web sayfasına denk gelinir. Fotoğraf konuluyor ve karşısına günahı yazılıyordur. Daha sonra fotoğrafı ve suçu yazılan suçlu kısa süre sonra oradan kayboluyordur.İlkay ve polisler,orada yorum bölümlerinden hangisinin gerçek olduğunu araştırmaya başlar. Karşısındaki olaylara çok şaşıran polisler kaybolan suçluların internet stesindekilerle aynı olduğu ortaya çıkar.Buldukları cesetlerin çoğu sabıkalı olan bu kişilerle Dnası uyuşmaktadır. Burada daha fazla cinayet olduğunu anlarlar. Adresleri tespit etmeye çalışsalarda, bunu bir türlü beceremezler. Hemen gerçeğe yakın bir suç profili oluşturmaya karar verirler. Bunun için en uygun kişi Siber suçlar Polisi Ahmettir ve ona bunu ikna ederler. Suç profilini oluşturduktan sonra onu izlemeye başlarlar. Bir bara giden Ahmet peşindekilerin onu izlemesinden memnundu aynı zamanda korkuyordur. Karanlık internete nerede çalıştığınıda yazmışlardır.Hiç daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştır. Barda çalışmaktadır. Önce Cem Kalyon gelir. Ortalığı tespit edip kolaçan etmeye başlar. Elinden geldiğince kameralara görünmeden dışarıya çıkar. Polislerden İlkay ve Serdarı görünce hemen tuzak olduğunu anlar. Oradan uzaklaşır. Etrafı kolaçan eden Salih Atmacaysa arkadaşının dışarıya çıkmasıyla oradan uzaklaştılar.
    Boşa kürek çektiklerini anlayan Polisler için artık geriye tek bir hedef kalmıştır. Siteyi takip edip gerçek bir suçlu bulup, suçlulardan önce onu yakalamaktır. Çok geçmeden gerçek bir hedef belirmiştir. Bir uyuşturucu satıcısı ve imalatçısıdır. Bunu gören polisler hemen takibe alırlar. Adamlar önce davranıp polislerden önce onu almaya başarırlar.Ancak olay yerinde düşürdükleri bir aksesuar,İlkay’ın dikkatini tekrar Cem Kalyon’un kaldığı orman evine çeker.İlkay orman evine arama yapmak için gider.Ancak Cem Kalyon’un evinde hiç bir şey bulamaz.Daha sonra ormana kameralar yerleştirirler.Ancak Cem Kalyon ce Sinan Atmaca bütün kameraları nyerini bilmektedir. Her yerde insan avı başladı yazmaktadır. Soğuk hava depolarından birinde adamı vahşice eline bir silah tutuşturup avlarlar.İlkay ve polisler her adım attıklarında Adalet Avcıları onlardan bir adım öndediler. Bunu nasıl başarıyorlardır.İlkay ve polisler artık kaçırdıkları adamlar yüzünden ve olayı çözemedikleri için işlerinden olma tehlikesi yaşamaya başlarlar Siteyi takip etmeye başlayan polisler bir suçlunun daha ismini görürler. Resmi gördüklerinde polisler tam bir şok etkisi yaşamaya başladılar. Gördükleri resim Tunç eşinden başkası değildir. İhaneti öğrenen bir tesadüf sonucu öğrenen İlkay, Başkomiserlerinin adamlara haber verdiğini düşünür. Polisler hemen Tunç baş komiseri göz altına alırlar. Kadın ortadan kaybolur.İlkay ve polisler kadının peşine düşerler. Daha sonra Tunç’un eşini bulduklarında karşılarında Salih ATMACA ve Cem Kalyonu görünce gerçek suçluların kim olduğunu anlarlar. Ancak ellerinden kaçırırlar.Nerede olabileceklerini ve üzerine kayıtlı malvarlıklarını araştırmaya başlarlar. Bir fabrikanın adresine ulaşırlar. Hemen operasyon için hazırlanmaya başladıklarında. Gözaltı yerine gelen Başsavcı Zeki, Baş Komisere eşinden olan çocuklardan bahseder ve artık çocuklarını alma zamanı geldiğini söyler. Oradan ayrıldıktan sonra başkomiser Tunç kaçması gerektiğini anlar. Hemen bayılmış numarası yapar. Gözaltı yerinde bulunan Yasemin polis hemen yardımına koşar. Silahı alan Baş komiser Yasemi’nin başına doğru tutup onu rehin alarak oradan kaçmayı başarır.
    Depoya vardıklarında Başsavcı zeki başlarında çocukları almanın gururunu yaşamak üzeredir. Savcı Zeki polislere Cem Kalyon ve Sinan atmacai le buluştuğunda anlaşılır ki,Savcı zeki Adalet Avcılarının başıdır, Cem Kalyon, Sinan Atmaca ve Baş komser Tunç da diğer çete üyeleridir. Bu 4 kişi çocukken ormanda Tunç’un babasını öldürüp gömen 4 arkadaştır. Polisler operasyona başlamak üzereyken baş komiser Tunç olaya dahil olur. Gizlice depoya girmeyi başarır. Arkadaşları olan iki seri katille konuşmaya başlar. Resmi gönderenin kendisi olmadığını bunu yapanın arkadaşları Zeki oduğunu ve kendilerini yakalatmaya çalıştığını söyler. Arkadaşı Cem’den bir kurşun yiyen Baş komiser Tunç vurulur. Ama gelirken Çelik yelek giymiştir. Yere düşen Tunç arkadaşlarının kendi arasında olan konuşmayı duyar. Silahını tekrar ateşleyen Cem önce Halideyi vururü ve Halide orada can verir. Tartışırlar ve İçeriye giren polisler hiçbir şeyin farkında olmadan Salih Atmacayı kolundan vururlar. Hepsinin üzerine kurşun yağdırmaya başlarlar. Polislerin Zeki tarafında kandırıldığını anlayan Baş komiser ve Salih Atmaca hemen silahlarına sarılırlar. Adamları vurmayacak şekilde sıkmaya başlarlar. Tek hedefleri Cem Kalyon ve Zeki Başsavcıdır. Ama ikisini de vuramadan arka taraftan kaçmayı başarırlar. Bir araca atlayan Salih ve Tunç oradan kaçarlar. Peşlerinde polisler vardır. Üzerlerine giderken kurşun yağdırırlar. Bir köprüye gelirler. Araçtan inip atlamak üzereyken Tunç vurulur. İkisi de nehire düşerler.
    Mutlu bir tablo çizen Başsavcı Zeki gece çocuklardan erkek- olan Çağların kaçırılmasıyla şoka uğrar. Yıllarca oğlunu arar ama bulamaz. Çocuğu kaçıran Salih Atmaca bir seri katil yetiştirir. Oğlunu babasına düşman eder.

  11. Selahattin Tomar der ki:

    Gördüğü şiddet nedeniyle karnında 2 aylık bebeğiyle kocasını terk edip memleketine dönen Fatoş, annesinden kalan butiği işleterek geri kalan hayatını işitme engelli kızı Çiçek’e adamıştır. Düzenli olarak muayeneye gittiği doktoru her defasında Çiçek’i, işaret dili kullanan engelliler için tahsis edilen Sessiz adaya gönderilmesinin daha doğru olacağını teklif etmektedir. Bütün ailesini kaybeden Fatoş kızını da kaybetme korkusuyla şiddetle bu teklifi reddetmekle beraber her defasında kızını elinden alacakları korkusu daha da artmaktadır. Sinirleri oldukça gerilen Fatoş muayenehaneyi hızlıca terk edip hızlı adımlarla evine doğru yürürken geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeder. Etrafındakilerin üzgün bakışları arasında annesinin başında hüngür hüngür ağlayan Çiçek’i artık bambaşka bir hayat ve sürprizler beklemektedir…

    Format: Sinema filmi
    Konu: Adalet ve eşitlik
    Tür: Drama
    Yazar: Selahattin Tomar

  12. Selahattin Tomar der ki:

    Umarım burayı gerçekten okuyan yapımcılar vardır 🙂

  13. Busra der ki:

    Bir kaç senaryo fikrim var, bir senarist degilim ancak fikirlerimin sağlam olduğunu biliyorum. Ama gel gör ki bir türlü yazmaya başlayamıyorum. Zamani vardır deyip erteliyorum. Bir gün yazacağım ve filmi yapılacak eminim. 🙂

  14. ibrahim der ki:

    ÖLÜRÜM DE YAŞAMAM

    Ruhlar dünyasında suç işleyen ruhlar cezalarını çekmek için yeryüzüne gönderilir, cezaları bittiğinde ölürler ve ruhlar dünyasına geri dönerler. Mahkemede suçlu bulunan ancak suçsuz olduğunu savunan bir ruh en ağır cezalardan biri olan insan olmayla cezalandırılır ve 96 yıllığına yeryüzüne gönderilir. Ancak ruh 96 yıl beklemeyecek ve intihar ederek dünya hapishanesinden kaçmayı planlayacaktır. Ne var ki kahramanımız anne rahminden başlayarak doğup büyüyene kadar defalarca intiharı denese de başarılı olamaz ve bir türlü ölemez. 25 yaşına geldiğinde âşık olur. Bu sırada ruhlar dünyasında suçsuz olduğu anlaşılmıştır ve ölüm meleği kahramanımızın canını almak için dünyaya gönderilir. Aşk; kahramanımızın ölmek ve yaşamak arasındaki tercihlerini birkaç kez değiştirirken bu tercihler kaderini de değiştirecektir.

    Yazan: İbrahim TAŞKIN
    Tür: Fantastik komedi
    Macera Formatı: Sinema Filmi
    Süre: 100 Dk.

  15. Arzu Dinçer der ki:

    Tık $
    (Snopsis)

    Kreşti, zorunlu eğitimdi, liseydi derken kendisinin rahat yaşayacağı vaadiyle yönlendirildiği mühendislik eğitimini de tamamlayan Deha Can, iş çalışma hayatına geldiğinde büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Zira ofis boy ondan biraz eksik ücret almaktadır.

    Deha Can, “Hayatımı planlarken nerede yanlış yaptık?” analizleri için, bilgisayardan inceleme yaparken reklam olarak açılan bir videoyla şaşkına uğrar.

    Adam sade ve sadece bilgisayar oyunu oynayıp, bol bol da davudi bir sesle konuşmaktadır ve izlenme sayısı milyonları bulmuştur. “Tık”la kazanılan paralar konusunda bilgilere ulaştığında bir karar verir: O da internet fenomeni olacaktır.
    İlk videosunda; Bakım yapıp, sokaktan kaptığı kediyle ilgilenip, bilgisayarda online oyun oynadıktan sonra mutfakta yemek pişirip, eritmek için de spor yapar.

    Hevesle yükleme yaptıktan sonra tıklama sayısının artışını takip etmeye başlar. Yüzlü rakamlara ulaştığında gittikçe mantığı kenara koyan videolar hazırlar. Sayı daha hızla yükselir. Mantığı unuttuğunda ise ilk reklam parasını kazanmıştır.

    Ve formatını bir çocuk oyununa çevirir “İsim, Şehir, Hayvan, Bitki, Eşya, Ünlü”.

    O artık videolarının fan videolarına bile para kazandıran Ve oyunda “Ünlü” hanesine ismi yazılan kendisinden çok uzak bir internet “Ün”lüsüdür.

    Öykü ve senaryo: Arzu DİNÇER
    HEDEF KİTLE : Toplum
    İSİM : Tık Dolar
    TÜR : Uzun, kurmaca film.
    SÜRE :110 Dakika
    FORMAT : Kurmaca, High Definatinon, HDV, 16:9, Renkli, Stereo, Sözlü
    TEMEL FİKİR : Bir “Ben” var, “Ben” olmayı unutan

  16. Cihan Ateşdağlı der ki:

    Bir Hilal Uğruna

    Darbe yaparak Türkiye’yi keşmekeş bir ortama sürüklemek isteyen dış güçler halk direnişiyle karşılaşınca hedeflerine ulaşamamışlardır. Bu nedenle planları değiştirip hedeflerine ulaşmak için bombalı terör eylemleri düzenlerler. Bu durumdan kurtulmak için ülkenin üst düzey yetkilileri gizli bir oluşum kurarak terör faaliyetlerini durdurup içerideki hainlerin kim oldukları hedeflenmektedir. Kısa bir sürede fetö terör örgütünce ordudan ihrac edilmiş eski askerlerle istihbarat ve müdahale timi oluşturulup insan vatan için canını feda edemiyorsa aldığı nefes israftır düsturuyla canlarını hiçe sayarak çetin bir mücadeleye girişirler.

    Öykü ve Senaryo : Cihan Ateşdağlı
    Tahmini süre : 120 dakika
    Tür : Aksiyon

  17. Arzu Dinçer der ki:

    DOĞU EKSPRESİNDE MACERA

    Bir grup çıt kırıldım sosyetik, kız arkadaşları Belinda’nın, bekârlığa veda gecesini Doğu Ekspresinde yapmaya karar vermiştir. Amaçları 24 saat sürecek tren yolculuğu boyunca doyasıya eğlenmektir. Bunun için müzik grubu ve animasyon ekibi bile tutmuşlardır. Ve yataklı vagonu olduğu kapatmışlardır. Hatta kendi vagonlarının, yemekli vagonun ardında olması için kesenin ağzını açmışlardır.

    Aynı trenin yolcuları arasında bir grup konservatuar öğrencisi (Ki kendilerini yolculuk boyunca ha babam sınıfı karakterleri olmayı hedeflemişlerdir.), Recep ve Deliha, Hüseyin ve Firuzan, Sinan ve Eylül, Aydın ve Nihal, Hüsmen Ağa, Salih de vardır.

    Tren görevlileri aynalı gözlükleri, şık kıyafetleri, marka bavullarıyla istasyona girdiklerinde tüm gözler onların üstüne çevrilir.

    Tren hareketinden önce vagon bağlantıları kontrolleri yapılırken ikinciyi üçe bağlayan kontrol sırasında teknik elemanın kız arkadaşı onu telefonla aramış ve genç eleman tartışmaya başlamıştır. Oysaki bağlantı aparatında büyük bir çatlak vardır.

    Trenin son yolcuları da vagonlarına binmeye başlamışlardır. Polisten kaçmakta olan iki kafadar da kızlar grubunun konuşmalarını duydukları için onların arasına kadın kılığında kaynamaya karar verirler.

    Hareket memurları uçak kalkışı sırasında yapılan hareketleri yaparken, Makinistte kulaklığından hareket izni istemektedir.

    Tren hareket etmeden önce kondüktörler vagonlarda tren talimatlarını vermektedirler. Ayakkabı çıkarttıklarında kötü koku yayılacağını, sarımsak/soğan yenilmesinin yasak olduğunu vs hareketler ile anlatırlar.

    Tren jet hızıyla kalkış yaptığı sırada büyük bir şimşek istasyon yakınlarına düşer ve tüm iletişim hatları arızalanır. Üçüncü vagon ve devamı istasyonda kalmıştır.

    Kondüktörler nazik ve yardımcı olan tavırlarıyla bilet kontrollerini yapmaya başlamışlardır.

    Kızlar vagonu balonlar ve tüllerle süslüdür. Kontrole gelen görevli kızlara iyi eğlenceler diler ve bir şeye ihtiyaçları olursa kendilerini aramaları için de cep telefonu yazılı kâğıdı uzatır. İki kafadar ise süslerden ve kızların öz çekim curcunası arasında bavullardan kıyafet yürütmeye başlamışlardır. Zira ilk riskli kısmı atlatmışlardır. Bilet kontrolünden yırtmışlardır.

    Diğer vagonda ise; Kondüktör zorlu bir bilet kontrol süreciyle boğuşmaktadır. Zira Hüsmen bileti ekmeğinin arasına katık yapmış yemek üzeredir. Recep o meşhur gülüşüyle entelektüel Aydın Bey’in okuduğu kitapla dalga geçmektedir. Nihal ise kendisini dikkatlice incelemekte olan Deliha’dan rahatsız olmuştur. Firuzan’sa Hüseyin’in uçak korkusu yüzünden trene bindikleri için şikâyetçidir. Salih tüm delikanlılığı ile etrafı süzmekte durmadan gülümseyen Eylül’e gıcıklanmaya başlamaktadır.

    Damat, İnek, Güdük, Kirpi, Kalem, Domdom ve Hafize’den oluşan konservatuar öğrenci grubu ise yolculuğa çıkmadan önce hazırladıkları planı tekrar gözden geçirmektedir.

    İkinci vagonun sonuna gelen kondüktör trenin devamının olmadığını fark ettiğinde durumu Makiniste bildirmek istediğinde telsizin de, cep telefonunun da çalışmadığını anlar. Ve Lokomotife doğru hızla geçer.

    Makinist klasik müzik eşliğinde işini yapmaktadır. Ve karanlıkla aynaya dönen ön camda görüntüsü Siccinle gerçek hali arasında değişmektedir.

    Kondüktör heyecanla durumu anlattığında büyük bir sakinlikle vaktinde Kars’a ulaşacaklarını kalan yolculara da durumu kendisinin anons edeceğini söyler.
    Ve Doğu Ekspresinde curcuna başlar.

    Öykü ve senaryo: Arzu DİNÇER
    HEDEF KİTLE : Toplum
    İSİM : DOĞU EKSPRESİNDE MACERA
    TÜR : Uzun, komedi, kurmaca film.
    SÜRE :120 Dakika
    FORMAT : Kurmaca, High Definatinon, HDV, 16:9, Renkli, Stereo, Sözlü
    TEMEL FİKİR : Yola çıkmak candır, canı çıkmayan varacağı yere varandır.

  18. Polat Haşimoğlu der ki:

    Lise son sınıf Mahmut, okulda çok da iyi öğrenci değil. Hem kırığı çok hem de okula gelmez. Günün biri gökten bir şey düşer ve hemen görünüş olarak ta ona benzer. Robot yapısı insani format alınca Mahmut’un aynısı olur. Uzaylı arkadaş Mahmut’u bir süre idare eder. Öyle ki, onun yerine okula gider, ödevlerini yapar ve hızlı bir şekilde okulun gözdesi olur. Tüm okul ondan bahseder, ama Mahmut onu kıskanmaya başlar. Bir gün uzaylı Mahmut arkadaşlarıyla okuldan dönünce Mahmut karşılarına çıkar. O, zaman uzaylı oradan kaçıp gider, Mahmut’un arkadaşları çok şaşkın olayı izlerler. Biraz geçtikten sonra kendilerine gelirler ve Mahmut’tan neler olduğunu sorarlar. Bu sıkı 5 arkadaş uzaylı kaybolduktan sonra Mahmut’u olacaklara iyice hazırlıyorlar, çünkü yılsonu sınavlarda hepsi Mahmut’un hep 10 alacağına inanıyorlardı. Ve sonunda başarırlar. Tabi bu arada uzaylı arkadaşı da buluyorlar. En son Mahmut bütün sınavlardan başarılı bir şekilde çıkar. Sonra da tüm okul uzaylı arkadaşa devletin haberi olmadan onun vatanına(uzaya) dönmesi için yardımcı olurlar. Uzayl arkadaş vatanına döner oradan arkadaşlarıyla resme düşer Mahmut’a gönderir.

  19. reyhan der ki:

    KARINCANIN AYAK SESLERİ
    Dondurucu soğuk ve aniden bastıran yağmura rağmen bir an önce evine ulasmaya çalışan Esen, rüzgarın etkisiyle ters dönen şemsiyesi ile bir süre mücadele verir. Caddede yürümeye devam ederken, bir an gözleri hediyelik eşya dükkanının vitrinine ilişiverdi. Bir melek biblosu gözüne çarpti. “acaba alsam mı?”diye sordu kendi, kendine. Sonra vazgecti, çünkü evinde onun için güzel bir yer yoktu. Bunları düşünürken, yağmur damlaları saçlarından süzülüyordu. Botlarına bakti su cekmişlerdi. Bu durumda adımlarını hızlandırdı. Kocasından önce evde olmalıydı. Aksi halde bu akşamın kavga sebebi olmak, istemezdi. Derken caddeden hızla geçen bir arabanın üzerine çamurlu su sıcratmasıyla dengesini kaybedip, İlhan beye çarpar! Bu çarpısma Esen’in hayatinda farkli bir kapi açar ve bu açılan kapı huzur,mutluluk,sadakat ve ask getirecektir.

  20. Rıfat Yıldız der ki:

    Birkaç yıldır ben de senaryo yazıyorum. Bu işe hikaye yazarak başladım. Sonra senaryoya yöneldim.Bitirilmiş iki senaryom var. Yaklaşık 3-4 yılda bitirdim. Hala düzeltmeler yapıyorum. Bu işi seviyorum ve bırakamıyorum da. Ama bir yönetmen veya yapımcı bulabilir miyim bilmiyorum. Bu konuda ümidim de pek yok ama yakında üçüncüye başlayacağım. Bir tane de müsvedde halinde yazılmış fakat bilgisayara geçirilecek bir senaryo m daha var. İstanbul’dan uzakta olduğum için senaryo yazmayı kendi kendime öğrendim. Zor oldu ama yılmadım. Hayaller kurarak hem okuyor hem de yazıyorum. Gökhan hocam sağolsun, tıkanınca ona soruyorum. Üşenmeden herkese cevap veriyor. Yerinde nasihatler veriyor. Arkadaşlar da gördüğüm eksiklikler naçizane şunlar. Sinopsisler sinopsis değil de genelde hikaye gibi betimlemelerle ve detaylarla dolu. Bir de hikaye yazma denemeleri yapmadan senaryo yazılamaz diye düşünüyorum. Sağlam bir anlatım ve olay kurgusu en iyi hikaye yazarak öğrenilir diye düşünüyordum. Dil ve olay kurgusunu çok önemsiyorum. Başarısız bir anlatım ile mükemmel bir senaryo olamaz. Ayrıca evrensel konuları işleme çok önemli. Bu filmimi bir İngiliz, Fransız veya Alman seyretse ne kadar zevk alır sorusunu aklımızdan çıkarmamız gerekir. Amerikan senaryolarındaki konulara bakınca bizim hâlâ kendi gündem ve hayalinizdeki basit konuları işlediğimiz ve boş kuruntularla uğraşarak evrensellikten çok uzaklarda bulunduğumuz görülüyor. Buna kendimi de katıyorum. Gökhan hocam bunları defalarca belirtti ama affına sığınarak bir de ben belirtmek istedim. Görevimiz basit fakat dünyanın öbür ucundaki sıradan bir insanın ilgisini çekecek senaryolar yazmaktır. Kalın sağlıcakla…

    • Rıfat Yıldız der ki:

      Tekrar merhaba arkadaşlar,
      Geçenki yazımda belirtecektim fakat uzun ve sıkıcı olmasın diye görüşlerimin bir kısmını bu yazıma bıraktım. Gökhan hocamın da belirttiği gibi senaryonuzu bir yapımcıya kabul ettirmek o kadar kolay değildir. Bırakın kabul ettirmeyi senaryonuzu sunacağımız bir yer bile yoktur. Bir yarışma vardı. Banka galiba satıldı. Gelecek yıl büyük bir ihtimalle yarışma işi de yatar. Yarışma olsa bile içinde bir yönetmen ve bir yapımcı vardır. Onlar da bir senaryo beğense şansınız üç yüzde birdir. Dolayısıyla ortada çalınacak kapı bile yok. Ben bu işe başlarken bunlar hiç aklıma gelmemişti. Sizin Oscarlık bir senaryonuz bile olsa gideceğiniz bir kapı bulmak çok zor. Dolayısıyla büyük ümitlerle yola çıkmamak gerekir. Ümit kırıcı olmak istemiyorum ama bu işe girerken biraz da hiç olmazsa torunlarıma bir hatıra bir senaryo bırakırım diye düşünmek gerekir. Ama yazma yeteneğinize güveniyorsanız kesinlikle roman yazın derim. En azından birkaç yayınevine gider eserinizi okutursunuz. Hepsinden de olumsuz cevap alırsanız yazınızı ateşe verirsiniz. Anlarsınız ki benden bir şey olmaz. Ama senaryo işinde maalesef böyle gideceğiniz bir kapı yok. Önünüzü görme şansınız çok az. Dolayısıyla film çok maliyetli bir iş olduğu için yapımcıya da hak vermek gerekir. Yapımcı bir projeye girerken bin kere hesap ediyordur mutlaka. Bu işin zorluklarını Gökhan hocam devamlı söylüyor ama bir de bu işe bulaşmış benim gibi bir amatörden duyun istedim.

      • Gökhan der ki:

        Bu yazışmanın ve tartışmanın yeri bu sayfa değil. Projelerinizi okumak isteyen hatta belki ilgilenen birisinin ‘projeleriniz’ dışındaki şeylerle vakit kaybetmesini istemezsiniz değil mi?

        Bu sayfadaki proje gönderisi ve ilan kapsamında olmayan yorumları bir süre sonra temizleyeceğim. Yorumlarınızı ilgili sayfaya taşıyabilirsiniz. Teşekkürler.

        Projelerinizi nasıl değerlendirebileceğinize dair tartışmalar için lütfen şu adresi kullanın: http://www.gokhanyorgancigil.com/?p=1936

  21. theeldoriss der ki:

    REENKARNASYON Aydan çocukluğundan beri kendi içinde kendi aramaya çalışan ve küçüklüğünden beri içine kapanık,arkadaşları tarafından dışlanan ve bir ucube olarak adlandırılan bir çocuktu.Oysa ki bu sadece kendini tanıyamamasından kaynaklanıyordu.Kimi zaman kendini bir erkek gibi hisseder ve sahip olduğu bedeni yok etmek istemektedir.Bir çok kez intihar girişiminde bulunması ve ailesinin bu durumdan bıkıp onu bir psikoloğa götürmesiyle işler değişmeye başlar. Psikolog Aydan’ın şu zamana kadar gelen hastalarından çok farklı olduğunu anlar ve onunla daha yakından ilgilenmeye başlar.Aydan aynı psikoloğa yıllarca gider ancak bu hiç bir işe yaramaz.Psikolog Aydan için alternatif hiç bir çözüm yolu bulamaz.Ailesi başka bir psikolağa götürü ve bu durum böyle devam eder ancak bir arpa boyu yol kat edilememiştir.Annesi Aydan’ın son intihar girişiminden sonra dayanamaz ve korkudan felç geçirir.O sıralar Aydan 17 yaşındadır.Babası bu durumla başa çıkmak zorunda kalır.Aydan’ın son zamanlarda enteresan rüyalar görmesi ve ara sıra gerçekle hayal arasında kalması Aydan’ı işin içinden çıkılamaz hale sokar.Aydan rüyasında hep başka bir bedende olduğunu ve bir erkek bedeninde başka bir hayatı yaşadığını görür.Bu durumu babasına anlatmaya cesaret etmesiyle babasının akılına gelen ilk şey ,Aydan ‘ın da önceki ve hala devam etmekte olan davranışlarını düşününce onu dehşete düşürecek türden bir sonuca varmasına sebep olmuştur.Babası bazen deli saçması ve çok psişik bir şey olduğunu düşünse de Aydan’ın artan garip davranışlarıyla birlikte bu durumun gerçek olabileceğine inanmaya başlar.Peki Aydan eski kimliğini öğrenip bu durumla yüzleşebilecek midir? Babası Haldun Bey bu durumun içinden çıkabilecek midir? Öykü ve Senaryo:Cansu Topkaya Tahmini Süre:120 dk Tür:Kurmaca film,dram Macera Formatı:Sinema Filmi

  22. Veysel Dinçer der ki:

    Kadere Çalım At

    Sefa 7 yıldır başarıyla çalıştırdığı takımıyla Şampiyonlar Ligi finallerine kadar ulaşmayı başarmıştır . Finalin ilk devresinde 3-0 geriye düşmüş olan takımıyla birlikte bu maçtan da galibiyetle ayrılmaları oldukça zora düşmüştür . Ama hiçbir şey bitmiş değildir . Kalan 45 dakikada Sefa ; tamamen kendisinin otoriter tavırlarıyla uyguladığı planlarının yolunda gitmediğine karar verecek , kendi çalışma disiplini ve felsefesinin çok dışında bir yola başvurmak zorunda kalacaktır . Ancak zaman çok kısıtlıdır ve bunu başarmak için bulacağı yolların da kritik derecede etkili olması gereklidir . Bunu başarmak için kendi geçmişi , oyuncularının ve kendi kurduğu teknik kadroların geçmişi , aralarındaki ilişki , karakterlerini ve potansiyellerini gözden geçirip en iyisini ortaya çıkarmak için çok kısa zamanda yeni bir plan ve yaratıcı bir strateji bulmak zorundadır .

    Yazan : Veysel Dinçer
    Türü : Spor/Dram/Gerilim – Tahmini süre : 150 dk.

  23. Apo der ki:

    Merhaba.

    Bir film yada dizi karakterine isim vermek önemli mi?
    1) Bu isimleri kendimiz özgür olarak mı koyarız?
    2) İzleyici isme dikkat eder mi? Yani karaktere yakışıp yakışmadığı önemli mi?

    • Gökhan der ki:

      Dizilerde var mı bilemiyorum ama isimsiz -noname- sinema filmi kahramanı/karakteri çok var. Senaryo yazarları genellikle karaktere uygun isim seçerler. Mülayim ya da Ateş isimli karakterlerin huyları ve davranışları da genellikle isimlerine uygun olur. Ama bunların hiçbiri mecburiyet değildir. Senaryonuzun keyif vermesi ve etkileyici olması için bir fikriniz varsa bu konuda, (yazma aşamasında) tek patron sizsiniz.

  24. Oğuzhan Güldemir der ki:

    TEKÇAM
    uyuşturucunun kol gezdiği getto bir şehirde 2 arkadaşını kaybeden bir grup genç hem intikamı hemde uyuşturucuya olan savaşı lise yıllarını devlet yurtlarında geçiren 3 gencin gün geçtikçe işi çeteliğe dökmesi arkasına aldıkları güçle büyüyen gençler falat karşılarında ki kirli insanlar kirli oyunlar kim bilir belki bu sefer kötüler kazanır ama nefes keseceğinede inanıyorum senaryo 7 sezona bölünmüş toplam 50 bölüm
    Öykü ve Senaryo; Oğuzhan Güldemir
    Tür: Çete,Dram,Aksiyon
    Format:Dizi
    Süre: her bölüm başı 50 dakika

  25. Mesut Zorbey der ki:

    Tv kanalına dızı flım senaryosu arıyoruz senaryo begenılırse kusa zaman sonra cekulecek ılgılenen arkadaslar mesut zorbey 0533xxxxxxx (*) numaralı telefona basvurabılırler


    Site yöneticisi tarafından (*) Edit: Telefon numarası yayınlamıyoruz. Ne tür projeler aradığınıza dair ayrıntılı bilgi verirseniz, site takipçileri için daha faydalı olur. GY.

  26. Tahir der ki:

    Merhaba. Benim sorum olacaktı…
    Bir dizi yahut filmde müzik çalıyorsa, (arka plan) o zaman araya sıkıştırılmış kareleri nasıl açıklarız?
    Örneğin:
    Gönül Dağı eşliğinde… 1) Konuşan ama sesi müzikten dolayı duyulmayan karakterlerin sözleri yazılırmı? 2) Müzik eşliğinde acı vya tatlı anları nasıl yaza biliriz ki? Mesela Ali ve Aslı şunu yapar, sonra Mehmet ile Eren ve saire. Bunları mı?

    Eğer böyle ise tek bir kare mi, farklı sahne başlığı altında mı?

    • Gökhan der ki:

      Müzik altı olarak tanımladığınız yeni bir sahne açıp, sahnede göstermek istediklerinizi güzelce yazın. Sahne bir klip gibi farklı mekanlarda da geçebilir tek mekanda da geçebilir. Sahne başlığı olarak uygun bir başlık seçin. Aksiyon kısmında müziğinizi, karakterlerin neler yaptıklarını yazın. Hepsi bu.

  27. Ercan der ki:

    Şimdiye kadar mobil üzerinden yazmaya çalıştım. Not defteri veya benzeri şeyler. Ama rahat ve kolay bir şekilde nasıl, ne ile yazacağımı bulamadım. Senaryo yazım tarzını biliyorum. Amerikan format. Bu tarzda yazmak için boşluklar ve s. Ama bir program bilmiyorum final draft telefon için uygun değil, ve desteklemiyor. Bildiğiniz bir uygulama varsa tavsiye edermisiniz?

  28. Eren der ki:

    Bundan yüzyıl sonrasının dünyasında belli başlı değişimler gerçekleşmiştir. Artık bu dünyada su kıtlığı vardır. Banklara bile para karşılığında oturulmaktadır, yeşil ışığın sönmesine on beş saniye kalsa bile para karşılığı karşıdan karşıya geçilebilmektedir.
    İnsanlar arasındaki yaşam standartları ve gelir farkı daha da artmıştır. Ama bütün insanların yalnızca tek ortak noktası kalmıştır: O da hangi sınıfa dahil olursa olsun, insanın üç maymunu oynadığıdır. İnsan gördüğünü iddia ettiği şeyi görmemekte, konuşmak istediği şeyler dışındaki her konuyu konuşmakta ve duymak istediğini duymaktadır. Günbegün bu algıda seçicilik durumu daha da katlanılamaz hale gelmiştir.

    Bu koşullar içerisinde “Dördüncü Maymun İmparatorluğu” adında bir topluluk kurulmuştur. Bu topluluk herhangi bir ülke yerine dijital platformlarda ortaya çıkmıştır. O günün dünya düzenine başkaldırı olarak ortaya çıkan bu topluluk, bütün teknolojik olanakları kullanarak insanların zihinlerine nüfuz etmektedir. Daha netokrat bir yaklaşım sahibi olan bu örgüt her ne kadar ilk başta insanlığın ilacı gibi görünse de işin aslı öyle değildir: Dördüncü Maymun İmparatorluğu, insanların üç maymununa artı değer olarak hissiyatsızlığı eklemektedir. İnsan hislerinden ve sahip olduğu düşünce sisteminden arınmış bir şekilde yaşayan, ne yapacağı önceden programlanmış fakat bu programı uygulasa da nedenini hiçbir vakit bilmeyen ve sorgulamayan bir canlı haline gelmiştir.
    Dördüncü Maymun, tıpkı Jean Baudrillard’ın dediği gibi “seveni sevdiğimiz, inanana inandığımız, bilenle bildiğimiz” bir sistemi karşımıza çıkarmaktadır.

    İçerisinde Albert Camus’dan Fyodor Dostoyevski’ye, Jose Saramago’dan Jean Baudrillard’a, Yevgeniy Zamyatin’den Boris Vian’a, Sigmund Freud’dan Friedrich Nietzsche’ye değin birçok düşünce insanına değinilecek olan bu eser, üç sezonluk bir “eleştiri”, “distopya”, “bilim kurgu”, “farkındalık” ve “drama” dizisi olacaktır.
    İlk sezon Dördüncü Maymun İmparatorluğu’nun kuruluşu ve kuruluş nedenlerinden bu hareketin kabul görmesine ve kabul gördükten sonra yavaştan insanlığa zarar vermesine değin, ikinci sezon bu zararların artışı, zararların insanları nasıl etkilediği ve bu etkileme sonrasında direnen başka insan gruplarının ortaya çıkışına değin, son sezon ise iki grup arasında gerçekleşen savaşın sonunda aslında hiçbir savaşta kazananın olmaması ile ve hangi ideolojik/psikolojik değer benimsenirse benimsensin insanlığın tek bir noktada buluşamamasıyla sonlanacaktır.
    Ek bir bilgi olarak her bölümün jeneriği bir önceki bölümden farklı olacaktır. Bununla birlikte bölüm jeneriği, bölüm içerisinde yer alan olayların nedenini açıklayan görsel materyallerle desteklenecektir.

    Senaryo: İsmail Eren Kırman
    Tür: Eleştiri, Distopik Bilim Kurgu, Aksiyon, Drama
    Format: Dizi/3 sezon

  29. Tayfun U. der ki:

    8. Bölümlük bilim kurgu dizi senaryosudur. 5 bölüm tamamlanmış ve sonu bellidir. Sağlam bir mantık örgüsüne dayandırılmaya özen gösterilmiştir. Bilim kurgu olduğu iddiasıyla çekilen ama süresinin çoğunda karanlık koridorlarda iki oyuncunun psikolojik sorunlarıyla zaman öldüren günümüz dizilerine tepki olarak kaleme alınmıştır. (Tüm hakları tescillidir)

    SINOPSIS

    1. Bölüm ’den…
    – Bak dostum, belki de önce seni hazırlamalıyım. Nasıl yapacağımı da bilmiyorum ya…

    – Bu gerçekten O mu? (Gözleri dolmuştur)
    – Son yemeği izlemek ister miydin? Tufanı, Kızıldeniz’i veya Afrika’dan çıkışı?
    – Yeter! Devam etmek istemiyorum. Kapat lütfen! En azından şu anda değil.

    2. Bölüm ‘den…

    – Ne zamandır insanlıkla ilgilisiniz?
    – Başından beri Doktor.
    – Bizi siz mi yarattınız?
    – Oh hayır! Biz ilgilenmekle görevlendirildik diyelim.
    – Kim tarafından?
    – Kadimler.
    – Kadimler?
    – Evrendeki en eski akıllı türler.
    – Kadimler bizimle neden ilgileniyorlar?

    Yaratık döner ve yüzüne dikkatlice bakar.

    – Çünkü onlar sizsiniz Doktor… Sizin torunlarınız… Gelecekteki insanlık…

    6. Bölüm ‘den…

    – Aman Tanrım! Pantheon’ la mı karşı karşıyayız diyorsun?
    – Asıllarıyla…

    Not: 2. Satırda bahsedilen “O” Elçi İsa’dır.

    • Nihal der ki:

      Sevgili senarist kardeşim, size zahmet önce “SİNOPSİS” nedir nasıl yazılır youtube den de olsa bir araştırmanız ve bir kaç şey izlemeniz… hatta uzaklara gitmenize de gerek yok: https://www.gokhanyorgancigil.com/?p=818

      • Tayfun U. der ki:

        Sevgili dostum, hepsini hem de uzun süre yaptıktan sonra bunda karar kıldım. 🙂 Sinopsis senaryoyu okuma isteği uyandırmanın ötesinde formatı veya kuralları olan birşey değildir. Selamlar.

  30. Hilmi ESİM der ki:

    Herkesin hayatı bir romandır. Kimi yazar, kimi de yaşar. Sen kimlerdensin? Yazanlardan mı? Yoksa yaşayanlardan mı? Kimi gelecekte, kimi de geçmişte yaşar. Aslında hepsi bugündür de farkında değildirler. beni mi merak ettin? Ara ve sor.
    Aradığının her ne ise bulabilirsin, Belki aradağın bendedir. Okumadan sormadan bilemezsin. Öykü, roman, senaryo, sen sadece hayal et, yada hayallerim dinle (oku)
    Hilmi ESİM hilmiesim@yandex.com

  31. Hasan B. Turhan der ki:

    TRAVMA
    Yazan: Hasbatur
    Türü: Korku/Gerilim

    Travma, insanın yaşamındaki beklenmedik bir kırılmayı ifade eder. Bu kırılma kötü yönde olabileceği gibi iyi yönde de olabilmektedir. Bunun hangisinin olacağı kişinin o anki durumuna, genel eğilimine ve travmanın şiddetine bağlıdır. Yani travma sonucunda insan bir ŞEYTAN da olabilir, bir İYİLİK MELEĞİ de.

    Hikâyemizin kahramanlarından biri olan Haydar, yıllar önce yaşadığı bir aşk hikâyesi ve devamında gelen üç yıllık ağır şiddet sürecinde kendi travmasını yaşamış, bunun sonucunda da şeytani özelliklere sahip ikinci bir kişilik geliştirmiştir. Sevdiği kız Asiye’nin feci şekilde ölümüyle de kendi ezik kişiliğine iyice yabancılaşan Haydar, giderek bu şeytani kişiliğin etkisine girmiştir. Tedavi görmekte olduğu klinikten insanüstü denilebilecek bir çabayla kaçar ve sevdiği kız Asiye ile bağlantılı yeni ve kanlı bir hikâyeyi başlatır.

    Senaryonun temel hareket noktası budur, ama hikâye çok daha kapsamlı bir şekilde yürümektedir. Onu da senaryoda görürsünüz artık… Tabii ilginizi çektiyse.

  32. Şahın der ki:

    Merhaba ben amatör senarıstım, Azerbaycandan buraya hayallerımın peşınden geldım, bana lütfen yardımcı olun

  33. Aşil başar der ki:

    Merhaba nasılsınız kaleme almış olduğum basılmış öykü kitaplarımı flim yapmak istiyorum yardımcı olursanız çok sevinirim saygılar sunuyorum Çinli bir kızın ve Türk bir gencin aşkı için nasıl savaştığı Urnunda can verdiği ölümüne bir aşkın öyküsü kusursuz bir flim olacağına canı gönülden inanıyorum saygılar aşil 05449364152

  34. Gökhan der ki:

    Önemli Not: Bu sayfa ilanlar için ayrılmıştır. Sorularınız için soru-cevap sayfalarımızı kullanınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.