Senaryomu nasıl satabilirim?

Bir senaryo yazdım. Senaryomu mükemmel hale getirdim. Her haliyle çekime hazır. Peki bir yapımcıya nasıl ulaştırabilirim?

Oh! Senaryo nihayet bitti! Peki şimdi?

1- Senaryo bitmiş durumda mı?

Yapımcılar, yönetmenler, sinemacılar genellikle vakitleri kısıtlı, günlük hayat tempoları yoğun insanlardır. Sizin yarım senaryolarınızla ilgilenecek halde değillerdir. O sebeple senaryonuzu kendi bakış açınıza göre mükemmel hale getirmeden bir sinema profesyoneline okutmaya ya da tanıtmaya kalkışmayın. Sizin açınızdan senaryonuz kusursuz hale gelmiş olmalı. ‘Fikir çok iyi, fikrime bayılacaklar’ dediğiniz anda kaybettiniz. Bir senarist olacak kadar disiplinli ve iş insanı olamayacağınızı göstermiş oldunuz. Bitmemiş senaryo diye bir şey yoktur. İşi bitirin.

2- Senaryo kurallara uygun yazıldı mı?

Piyasada çok sayıda ‘senaryo’ dolaşıyor. Bilgisayarın başına geçip sayfalarca ‘döktüren’ ve bunların çıktılarını alıp kapı kapı dolaştıran çok sayıda girişken ve cesur insan var. Yapımcıların rafları senaryolarla doludur. Çoğu zaman dağ gibi birikir bu senaryolar. Peki kim okuyor bunları? Çoğu zaman hiç kimse. İşi çat kapı gelen senaryoları okumak olan insanları bünyesinde çalıştıracak kadar profesyonel ve yoğun yapım şirketleri Türkiye’de var mı bilemiyorum. Ortalık senaryodan geçilmeyince, ve bunların çoğu da amatörler tarafından yapımcılara ulaştırılmış olduğunda ne oluyor biliyor musunuz? Büyük ihtimalle hiç okunmuyorlar ya da senaryonun sayfalarına göz gezdiren bir ‘yetkili’, sadece sayfaların şekline şemailine bakarak işi bilen birinin o senaryoyu yazıp yazmadığını anlamaya çalışıyor. Sayfa düzeni yüzünden harika senaryonuzun bir kenara atılmasını istemezsiniz değil mi? Örneğin ünlü bir Hollywood senaryo hocasına göre senaryonun sayfaları arasında gezerek, hiç okumaya gerek kalmadan bir senaristi bir amatörden ayırmak mümkün. Örneğin senaryo yoğun diyalog içeriyor, aksiyon anlatımları neredeyse yoksa… Ya da tam tersi, senaryoda hiç diyalog yoksa… İçeriği önemli değil. Standart senaryo sayfa düzenini bilen biri, sayfalarda okumadan gezinirken, senaryonun unsurları arasındaki dengeyi şıp diye fark eder. Ne yapıp edin satır boşlukları, font, paragraf yapısı vs. gibi basit senaryo yazım kurallarını öğrenin.

3- Senaryonun size ait olduğuna dair gereken çalışmaları yaptınız mı?

Yani notere gidip ‘bu senaryoyu ben yazdım’ dediniz mi? Noter sizin yazdığınız senaryoyu okuyup ‘Hmm, evladım bunu sen yazmışsın, her halinden belli’ demez. Noter senaryoyu okumaz. Noter sadece, kendisine getirildiği tarihte sayfalarına imza atacağı ‘senaryoyu getiren şahıs budur’ diye bir belge hazırlar. Eğer senaryo ile ilgili bir dava söz konusu olacak olursa taraflardan kimin elindeki belge daha eski ise ona bakılır. Senaryonun gerçek yazarının belgesi daha geç tarihli ise yapılacak bir şey yok. Bir bardak soğuk su içebilir. Senaryonuz biter bitmez ilk iş olarak, özgün olduğuna ve size ait olduğuna dair bir belgeye sahip olmalısınız. Bunu kapalı bir zarfta kendinize posta yoluyla senaryonuzu göndererek de yapabilirsiniz. Ayrıntılı bilgileri bir avukattan öğrenmenizi tavsiye ederim. Son olarak eğer bir başka eserden uyarlama yaptıysanız ve bu eserin telifi bir başkasının elindeyse bu şahıstan bir muvafakatname almanız gerekiyor. Örneğin Orhan Pamuk gibi eserleri henüz telifli olan bir yazardan uyarlama yaptıysanız doğal olarak bu yazarın rızasını (resmi olarak) almalısınız. Sözlü izinler işe yaramaz.

Senaryonuzu koruyun.

4- Senaryo gerçekten iyi mi?

Senaryo bitti. Kurallara uygun yazıldı. Telif sorunları da yok. Bundan kimse emin olamaz. Dünyanın en iyi senaryosu bile dünyanın en iyi yapımcısından ret cevabı alabilir. Geri çevrilebilirsiniz. Göz ardı edilebilirsiniz. Elle tutulur gözle görülür somut bir ürünü satmaya çalışmıyorsunuz. Bir takım kağıtlar üzerindeki hayalleri satmaya çalışıyorsunuz. Sizin o hayallere ne kadar inandığınız hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Senaryo sanatında bir devrim niteliğindeki bir senaryo ile yapımcı kapılarını aşındırıyor olabilirsiniz. İnsanlar bir iş bir düzen tutturmuş gidiyorlar. Araya girmek, aralarında var olmak istiyorsunuz. Belirsizliklerle dolu bir dünya. Yapmanız gereken şey; enerjinizi kaybetmemek, işinize olan inancınızı kaybetmemek, kendinizi dev aynasında görmemek, sabırlı olmak ve odaklanmış olmak. Maymun iştahlı olmamak. Senaryonun iyi olduğunu kanıtlamak için bazı ‘güzellikler’ yapmanız da işinize yarayabilir:

A. Çarpıcı bir isim

Senaryonun kapak sayfasında isminizi iletişim bilgilerinizi yazdınız. Bir de çarpıcı bir isim yazdıysanız oraya, ‘beni oku’ diye adeta haykıran beyaz sayfalarınız oldu demektir. Font ve kapak sayfa düzeninde farklılığa gitmeyin. Adeta elişi derslerinden fırlamış bir senaryo profesyonel bir imaj uyandırmaz. Örneğin oraya ‘Kuzuların Sessizliği’ yazdıysanız, ve yapımcıya uzatırken ‘bu bir polisiye gerilim’ dediyseniz yapımcının o değerli on saniyesi içinde projeyi okumak için bir istek duyacağını hayal etmek yanlış olmaz. Merak uyandırıcı, okuduktan sonra da iz bırakacak bir isim.

B. İlk On Dakika

Senaryonuzun ilk sayfaları okuyan kişiyi senaryoya bağlamada etkili olduğu kadar seyirciyi de filminize bağlamada etkili olacağı için yapımcılar ilk on sayfaya azami dikkat ederler. Ilk on dakikada filmin neler vadettiğini göstermeniz gerek. Sıkıcı olmayın. Şaklabanlık da yapmayın. Dramatik açıdan güçlü bir giriş, büyük açmazların, engellerin habercileri ya da kendileri… Olacaklar hakkında çok iyi bir ipucu… Merak, merak, merak.

C. Sağlam bir final

Eğer senaryonuzu son sayfalara kadar okutmayı başardıysanız bu büyük bir başarıdır ve umut ışığı hala parıldamaktadır. Ama yeterli değil. Bir de ‘kuş kondurmanız’ gerekmektedir. Yapımcıların film işindeki temel öncelikleri paradır. Filmin izlenmesini, çok seyirciye ulaşmasını hedeflemişlerdir. Bu doğru ve gerekli bir şey. Bu sebeple seyircinizin filmden ayrılırken (acıklı son bile olsa) iyi duygularla ayrılmasını isterler. Yapımcıya göre ‘iyi duygu’ seyircinin verdiği zaman ve paranın hakkını almış olmasıdır. Çünkü filmin seyirciye son anda verdiği duygu genellikle en çok hatırlanan duygu olacaktır. Filmin finalinde bir kuş kondurulmuşsa, seyirci ağlamış, gülmüş, hayata dair bir farklılık hissetmişse filmi genellikle o şekilde hatırlar. Bunun ‘seyirciye istediğini vermek’ şeklinde algılanması her zaman doğru değildir. Bazen seyirciye istemediği şeyi vermek de seyircide iyi bir iz bırakabilir. Kabaca şu şekilde ifade edebiliriz: açtığınız bütün parantezleri kapatın. Ama iyi kapatın. Babam ve Oğlum’u hatırlayın. Film büyük reklam kampanyaları ile gösterime girmedi. Etkili final sahnesi, kondurulan kuş sayesinde filmi izleyen neredeyse her seyirci, filmin reklamını yaptı. Tanıdığı herkesi filmi izlemeye davet etti.

D. Dilbilgisi, imla her şeydir.

Bir senaryo yazarı kendi işine saygı göstermiyorsa, başkalarının o işe saygı göstermesini beklemeye hakkı yoktur. Filmin adında yapılan imla ve yazım hatalarının senaryoya nasıl bir etki yapacağını düşünürsünüz? Ayrı yazılması gereken yerde yazılmayan -de -da, kesme işaretleri, kelime bilgisizliği, iddia yerine iddaa yazmak, büyük harf küçük harf kullanımıdaki hatalar ve daha nicesi… Senaryo yazmak bir meslektir. Otobüsü iyi kullanmayan şoför, parayı yanlış sayan veznedar, göbekli kısa mesafe koşucusu, özensiz-bilgisiz-saygısız senarist. Bir yapımcı ya da bir yönetmen; dilbilgisi, imla ve yazım hatalarıyla dolu bir senaryoyu, dünyanın en güzel hikayesini anlatıyor olsa da okumayabilir. Haklı olur.

Dilbilgisi: Yazarın kendisine ve yazdıklarına saygısıdır.

5- Senaryo yarışmaları

Herkes iyi senaryo arıyor. Buna emin olabilirsiniz. İyi anlatılan iyi bir hikaye kadar müşterisi hazır bir ürün yoktur. Torpil, adam kayırma, rüşvet iddiaları bu tür yarışma ve festivaller için zannettiğiniz kadar yaygın değil. ‘Zaten vermezler’ deyip kendi kendinizi bu tür yarışmalardan ve ortamlardan uzaklaştırmayın. İnsanlar bu tür yarışmaları iyi hikayeleri ve yazarları avlamak için düzenliyorlar. Ciddi yarışma ve senaryo kabul eden festivaller isimsiz yazarlar için en önemli başlangıç noktasıdır. Senaryonuzu bir yapımcıya ulaştırdığınızda okunacağının garantisi yoktur. Ancak bir yarışmaya gönderdiğinizde -en azından jüri tarafından- okunacağına emin olabilirsiniz. İyi, gözünüze kestireceğiniz jüri üyelerinin katıldığı her türlü etkinlik bulunmaz birer fırsattır. Yarışmayı düzenleyenler kadar jüri üyeleri de kendilerine yaratıcı çalışma arkadaşları arıyor olabilirler. Bu sebeple yarışmaları ihmal etmeyin. Ancak çok önemli bir şartla!

Jüri ya da yarışma organizatörleri aptal değildir. İlan edilmiş duyuruya uygun olmayan, on yıl önce yazmış olduğunuz, ‘ne olacak, şansımı denemiş olurum’ dediğiniz senaryoları yutturmaya çalışmayın. Her yarışma senaryosu, söz konusu yarışmaya özel yazılmış olmalıdır. Başlığı değiştirmek yeterli değildir. Senaryonun finaline yada uygun yerlerine mevcut yarışma temasına uygun yamalar yapmak yeterli değildir. Unutmayın: tembel yazar diye bir şey yoktur. Oturup sıfırdan yazacak ve ilgili yarışmaya katılacaksınız. Boş ümitlere kapılmayın, kimseyi kandıramazsınız. Yarışma yönetmeliklerini iyice okuyun. ‘Bu yarışmayı düzenleyenler neden böyle bir yarışma düzenlemiş olabilirler’ diye iyice düşünün. Yarışmalar genellikle sosyal konuları merceğe almak (çözümüne katkıda bulunmak) isterler, örneğin ‘göç sorunu’ ile ilgili bir yarışma teması verilmişse senaryonuzda ‘göçmenleri neden sınır dışı etmeliyiz’ sonucuna varmaya çalışmanız doğru olmaz.

6- Film Festivalleri

Pek çok film festivali senaryo yazarları ile film yapımcılarının bir araya gelmesini sağlayacak etkinlikler düzenlerler. Etkinliğin başlığı ‘Yapımcılarla tanışmakta zorlanan senarist adaylarını sosyalleştirme toplantısı’ şeklinde olmaz tabii ki. Bir film festivalindeki herhangi bir etkinlik, halka açık katılımlı, soru-cevaplı söyleşiler, kokteyller, resepsiyonlar, galalar, film gösterimleri sinemacıların tanışması için önemli fırsatlar sunar. Bir yazar olarak eğer kendinizi pazarlamak durumundaysanız dışa dönük bir insan da olmak zorundasınız. Yazar ve sanatçılar genel olarak içe dönük insanlardır ve kendilerini anlatma konusunda çok istekli olmadıkları gibi bu konuda kabiliyetleri de sınırlıdır. Ama şartlar her insanı zorlar ve değişmek durumunda bırakabilir. Senaryonuzu ve sanatınızı ne kadar hayata geçirmek istiyorsunuz? Soru budur. Bazı konularda kendinizi aşmanız gerekiyorsa aşacaksınız. Yapamıyorsanız şikayet etmekten vaz geçin. Unutmayın, genellikle yazma konusunda yeteneksiz insanlar dışa dönüktür, kendilerini pazarlamayı iyi bilirler ve sosyal ortamlarda başarılıdırlar. Bazen yetenek ve sosyal beceriler bir insanda aynı anda bulunabilir. Her ne olursa olsun işlerini kolaylıkla tanıtabilen insanlar sosyal fobilerinden kurtulmayı başarabilmiş olanlardır.

İyi fikre herkes saygı duyar ve iyi senaryo her zaman kendini gösterir. Asıl iş, senaryonun iyi olduğunu anlamalarını sağlayacak kadar insanlara zaman verebilmek. Okutabilmek. Film festivallerindeki bütün etkinlikler, özellikle katılımcıların da söz alabildiği etkinlikler kendinizi gösterebileceğiniz yerlerdir. Kendinizi göstermekle yetinmeyip sinema profesyonelleriyle birebir iletişim de kurabilirsiniz.

Film festivalleri; senaristler için de çok önemli.

Eğer yeterince dolmuşsanız, artık kendinizi ve senaryonuzu ifade edemezseniz patlayacak hale gelmişseniz, dünyaya açılmanızın da vakti gelmiş demektir. Olsa da olur olmasa da deyip, ‘bir senaryo yazdım ama kimseye okutamadım’ diyor ve durumu kabulleniyorsanız zaten kimseyle tanışmaya çalışmayın, insanların vaktini boşa işgal etmeyin. Senaristlik ile hayal kırıklığı ve başka çaresi kalmamış olmak her zaman barışıktır. Tutkusuz, heyecansız senarist yoktur. Sizde bunlar yoksa boşuna uğraşmayın. Hasbelkader bir yerlere gelmiş insanların ‘sözde’ başarılarını konuşup duracağınıza doğru bildiğiniz şeyde ısrar edin ve bedellerini ödemeye de hazır olun. Başarı öyküleri hep anlatılır. Ne var ki başarısızlık öyküleri sayıca çok daha fazla olmasına rağmen pek konuşulmaz. Vaz geçmemek başarının birinci şartıdır. Vaz geçenlerin başarılı olma şansı yoktur. Ayrıca kendinize şunu da sormayı ihmal etmeyin: ‘Başarı’ nedir? İşlerini büyük paralara satan bir senarist olamasanız da iyi bir insan olma seçeneği hala önünüzde durmaktadır.

7- Yapımcılar

Senaryolarınızı yapımcılara ya da yapım şirketlerine posta yolu ile ya da elden göndermeyin. Nereden geldiği belli olmayan muhatabı ve göndereni belirsiz zarflar kaybolmaya, görmezden gelinmeye mahkumdur. Kişisel olarak senaryonuzu pazarlamanız en sağlıklı yoldur. Peki bu nasıl olacak?

A. Sosyal Ortamlar:

Diğer bütün meslek grupları gibi sinemacılar da, yeme içme ve tatil mekanları dışında, genellikle ortak mekanlarda bulunurlar. Aktör ve aktrislerle -hele tanınmış kişilerse- bulmak, konuşmak; zor ve çoğu zaman tatsız sonuçlar verebilecek türden eylemlerdir. Ama sinemacılar böyle değildir. Kameranın arkasındaki insanlar önyargılarınızdakinden daha mütevazi ve alçak gönüllüdür. Kendileriyle sağlıklı ilişkiler kurabilirsiniz. Önemli olan ‘uygun bir vakitte bizim ofiste görüşelim’ dedirtmektir. Bu çok zor değildir. Dengeli ve mesafeli bir tanışma mizanseni yazabilir ve oynayabilirisiniz. Bunu sizden iyi kimse yapamaz. Neden mi? Çünkü siz senaristsiniz.

B. Ofis ziyaretleri:

Sahne: Bir yapım şirketinin giriş katı. Elindeki sarı zarfın içindeki senaryosuyla bekleyen bir senarist. Kapıdaki görevli kıza Yapımcı X Bey ya da Y Hanım’la görüşmek istediğini söylemiş. Görevli kız kibarca ‘randevunuz var mıydı?’ diye sormuş, cevap olumsuz. ‘Konu neydi?’ diye sorup sormayacağı ise belirsiz. Sorsa bir türlü sormasa bir türlü. Ümitsizlik ve hayal kırıklığı potansiyeli çok yüksek bir sahne değil mi? Bu sahne ve devamındaki bütün olasılıklar içerdiği ümit ve güzellikler kadar gerçek olabilir. İnsani ilişkilerdeki mesafede, istekli ve ısrarcı olmak ile küstahlık ve kabalık arasındaki belirsizlikte ortada bir yerdesiniz. Bilmeniz gereken şey şu; insanlara ulaşmak ve iletişim kurmak sanıldığı kadar zor değil. Zor olan dengeli olabilmek.

C. Tanıdıklar, tanıdıkların tanıdıkları:

Türkiye’de -ve belki dünyada da- senaryonuzu satabilmek için başvurabileceğiniz en etkili yoldur. Insanlar bildikleri ve tanıdıkları insanların görüşlerine ve yönlendirmelerine güvenirler. Bir selam, bir tanıştırma ihtiyacınız olan toplantıyı size sağlayabilir. Tanıdıklık illa ki hemşehrilik ya da yakın bir bağlantı aracılığıyla olmak zorunda değil.

D. Sürpriz faktörleri:

Ne zaman nerede karşınıza bir film yapımcısının, yönetmenin çıkacağı belli olmaz. Böyle sürpriz bir şansınız olduğunda siz hazır mısınız? Filminizi, projenizi, senaryonuzu hemen başından sonuna kadar anlatmaya çalışıp insanları bunaltmayın. İlk hedefiniz, sağlıklı bir ortamda senaryonuzu anlatabileceğiniz bir görüşme koparabilmek.

E. Sosyal Medya:

Bugün sosyal medya hesabı olmayan bir kimse hemen hemen hiç kalmadı. Yapımcılar da sosyal medyayı kullanıyorlar. Asıl iş aslında yapımcılara hangi yoldan ulaşacağınız değil, nasıl ulaşacağınız. Sosyal medya hesabınız, bir senaristin sosyal medya hesabı gibi görünmüyorsa, bir yapımcıyla sosyal medya üzerinden iletişim kurduğunuzda nasıl bir sonuç beklersiniz? Sizinle iletişim kurmaya çalışan bir senarist adayının sosyal medya hesabı (profili), işine odaklanmış bir senaristin hesabı gibi değil de dengesiz, tutarsız, her konuda fikir beyan eden, içeriksiz, kişisel iç dökmelerle dolu bir hesap olsa, siz yapımcı olsanız, ne düşünürdünüz? İnsanların ilgisini çekmek istiyorsunuz ama ilgi çektiğinizde ortaya çıkacak sonuçtan çok da emin değilsiniz.

8- Hepsi bir yana

Senaryo yazarlığında elle tutulur pek bir işi olmamış pek çok senarist adayının hem kendisi hem de girmek istedikleri dünya ile ilgili çok sayıda önyargısı var. Sanatçıların kendi yaptıkları işi beğenmeleri doğaldır. Ama bu, beğeni seviyesinde kalmalıdır. Yazdığı senaryoya aşk seviyesinde bir bağlılık senaristler arasında karşılaşılan çok yaygın bir hastalıktır. Heykeltıraş Pygmalion, bütün sanatçılar için olduğu gibi senaristler için de kötü bir örnektir. Senaryo; şiir-öykü ve roman’dan farklı olarak, daha az bireysel bir sanattır. Yani şiiri yazarsınız ve okuyucusuna ulaştırırsınız. Ama senaryonun seyircisine ulaşması için üzerinde daha çok sayıda insanın çalışması gerekir. Sinema kolektif bir sanattır. Bu sebeple senarist esnek olmalıdır. Hele ki kariyerinin başında bir senaristin tabir caizse hamur gibi olmasında fayda vardır. Kendisini dev aynasında görmek, kendisini suçlamak yerine bütün dünyaya çamur atmak, genç/yaşlı senarist adayları arasında yaygın alışkanlıklar. Hayatında doğru dürüst film izlememiş, anlatı türünün klasiklerinden habersiz, kısıtlı bir genel kültür ile senarist olmaya soyunmuş kalabalıklar arasındasınız, unutmayın. Fark yaratmak kolay değil. Hem işinizin hem de karakterinizin kalitesi ortaya çıkacak sonuçla çok yakından ilişkili. Aile çevresinden sinema camiasında değilseniz, argo deyişle tuzunuz da kuru değilse, işiniz çok daha zor. Bu sebeple senaryo yazmak isteyen, sinemacı olmak isteyen sanatçı adaylarının başarıdan çok, verecekleri emeğe odaklanmaları gerekmektedir. Doğru olan budur.

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Senaryomu nasıl satabilirim? için 33 cevap

  1. Rıfat Turgut der ki:

    Neden zor? Neden bu kibir, neden neden neden. Senaryo olmasa yapımcı olmaz ama yapımcı olmasa senaryo olur ve çekilebilir. Şu kısacık hayatta ne gerek varki mutlu edin insanları okuyun senaryolarını

    • ahmet der ki:

      hayatımda gördüğüm en saçma cevaplardan biri “Senaryo olmasa yapımcı olmaz ama yapımcı olmasa senaryo olur ve çekilebilir.” tebrik ediyorum sizi (!)

  2. Kerziban der ki:

    Soru1)Senaryo yazmak için engel olamadığınız hayal dünyanız ve heyecanınız var,yaşadıklarınız veya gözlemlediklerinizden sürekli aklınıza farklı fikirler geliyor, etrafınızdaki kişileri çoğu zaman başrol oyuncusu ,olaylarıda tam bir film gözüyle izliyor ve fakat masa başına oturup “hangi hikayeyi yazsam “diye düşündüğünüzde zihninizdeki dağınıklıktan kurtulamıyorsanız ne yapmak gerekir? Aklımızdaki en çarpıcı hikayeyi nasıl ayırt etmeliyiz?Fikirleri bir yere not alıp demlenmesini beklemelimi yoksa birinden hemen başlamalımıyız?
    Soru2)”Bu kadar iyi senaristler varken, yapımcıları bekleyen bu kadaaar okunmamış senaryo dururken, benimkine gelene kadar ” düsüncesinin verdigi ümitsizlik yada atalet duygusundan nasıl kurtuluruz?

  3. Gökhan der ki:

    @Kerziban Öncelikle sorularınız; ünlü ünsüz, başarılı başarısız, yazma işi yapan hemen hemen bütün insanların karşılaştığı durumlara dair. Yazıyorsanız bunları yaşamanız normal. Doğru yoldasınız demektir. Cevaplarınıza gelince:
    1) Büyük bir hikaye kendini belli eder. Öyle güçlü bir duyguyla gelir ki size; ‘bu öykü var olmak istiyor’ dedirtir. Kafanızın içinde ve ham iken o öykü yoktur. Ama var olmak istiyorsa bunu her durumda anlarsınız. Bir yazarın ömründe en az, belki bir iki defa, bu hissi yakalaması lazımdır. Öte yandan mutlaka büyük küçük, aklınıza gelen her şeyi, her ‘yazma fikrini’ not ettiğiniz bir akıl defteri tutmanızı mutlaka tavsiye ederim.
    2) Tanrı neden bu kadar çok insan yaratmış? Sorduğunuz soruyla bu soru hemen hemen aynı. Tanrı istese herkesi aynı şekilde ve düşüncede yaratabilirdi. Bu farklılık niye? Eğer siz de dünyaya kendi gözleriyle bakmayı başarabilen bir insansanız (ki öylesiniz, başka ihtimal yok) sizin yazdıklarınız raflarda bekleyen o senaryolardan mutlak surette farklı olmalı zaten, değil mi?

  4. Nurettin Ayazoglu der ki:

    Ülkemizde iş bilmez yapımcılar oldukça bir çok Senarist adayının hayalleri suya düşecek yazıkki. Bu konuda ciddi bir elek sistemi olmassa kurunun yanında çok yaşlar yanacak. Sinema kalitesinin yerlerde süründugu güzel ülkemde umarım güzel sistem kurucuları çıkar sahneye. Sahne/1 ……. Yitik olmasın

  5. Ayşegül der ki:

    Bir sinema filmi senaryosu yazdım herşeyi mükemmelleştirmek için elimden geleni yaptım. Fikrim bana geldikten tam üç gün sonra taslağım hazırdı ve yaklaşık iki aydır üzerindeki tamamlamalarım bitti . Ancak senaryomun film haline getirilmesi ve karakterlerimin hayat bulması en büyük isteğim . Yapımcılara ulaşmak için çabalıyorum umarım başarılı olurum. Tavsiyelerinizi bekliyorum.

  6. Mehmet der ki:

    Bundan yaklaşık 10 yıl önce; bir film senaryosunun, fikri gelmişti aklıma, durduk yere. Sonra, üzerinde birkaç gün kafa yorunca yaklaşık iki sayfalık; sonradan adının “Sinopsis” olduğunu öğrendiğim geniş özetini çıkardım ve kendimce dünyanın en iyi, en dramatik ve en çok izlenecek filminin konusunu bulduğumu zannettim. Bu gaz ve heveslen, hemen internetten bir yapımcıya ulaşmanın yollarını aramaya koyuldum. Sizinde tahmin edeceğiniz gibi, uzun bir süre uğraştıktan sonra kimseye ulaşamadım. Sonra, aradan yaklaşık bir yıl geçti ve ben kimsenin okumadığı bu ” Sinopsis”in aslında çok da iyi olmadığını düşündüm; hatta, berbat ve komik. Sernarist olma hayallerinden vazgeçip;normal hayatıma döndükten sonra, 5 yıl boyunca bir daha bu tür girişimlerde bulunmadım. 5 yıl sonra, birdenbire yine aklıma bir konu geldi ve ben yine bir süre uğraştıktan sonra; tahmin edeceğiniz gibi, yine kimseye ulaşamadım. Tabi bu sefer, kendimi biraz geliştirmiştim ve bu seferki hikaye çokta kötü değildi;ama yinede pek ilgi çekecek bir filme benzemiyordu. Tekrar normale dönüp, sanayideki işime devam ettim. Taki, bu güne kadar. Ama bu sefer “farklı”, çıtayı yükseltmiş durumdayım, hemde sınırların ötesine: “Hollywood”a. Yaklaşık 1 yıl önce başladı bu son, fikrin aklıma gelmesi. ilk başta bende inanamadım, yürü git dedim kendi kendime. Bir süre unutmaya çalıştım, düşünmemeye ama bu sefer farklı galiba. Daha önceki tecrübelerimden, en azından iyi fikir üretmesem’de kendi ürettiğim fikrin değerlendirmesini yapabiliyorum galiba deyip bu zamana kadar bekledim. Ama bu sefer olmuyor; kendimi, bir Hollywood yapımcısı bu fikri duyduktan sonra, özel uçağını göderip, beni bulunduğum yerden alıp, üstüne istediğim kadar para verip, “Başka bir emrin varmı abi!”deme ihtimalinin olduğunu düşünmekten alamıyorum. Yani; yukarıdaki, acemi senaryo yazarları ile ilgili yazıyı ve ona benzer onlarca makaleyi okumama rağmen hala böyle düşünüyor olmam, ya doğru yoldayım yada öncekilerden daha aptal bir yanılgının içindeyim, anlamına geliyor sanırım. Bu konuda ne yapmam gerektiğiyle ilgili tavsiye vermek isteyen olursa memnun olurum. “Önce git imla kurallarını öğren” diyeceklere: Buna zaten çalışıyorum, yakında düzelecek.
    Gökhan bey! Umarım,” İnsani ilişkilerdeki mesafede, istekli ve ısrarcı olmak ile küstahlık ve kabalık arasındaki belirsizlikte ortada bir yerdesiniz”. Tesbitinizde, doğru yeri ayarlayabilmişimdir.

  7. Gökhan der ki:

    Vaz gecmeyenlerin hepsi basarili olamazlar ama basaranlar vaz gecmeyenlerdir.

  8. Mehmet der ki:

    Kısa ama içinde çok şey anlatan yanıtınız için teşekkür ederim. Eğer isterseniz çok güvendiğim bu hikayeyi size gönderebilirim.( Özel uçağınız olmasa’da :))

  9. Maşide der ki:

    Kafamda birsürü soru var.Birçok siteye baktım fakat net bi cevap bulamadım.şöyle düşünelim.izlediğimiz flimde bir kız var ayakta duruyor ….. diyor ve tek kaşını kaldırıyor.Onun tek kaşını kaldırmasını söyleyen biz miyiz yoksa yönetmen mi? Bu gibi ayrıntılar çok kafamı karıştırıyor.Cevap verirsen çok sevinirim.Birsey daha var.16 yaşındayım.Şimdi bir senaryo yazsam ve yapımcılar yaşımı sorun edip almayabilirler mi? Son birsey daha.Diyelim ki çok yıllar once bi kitap yazılmış ve bu kitabın yazarı ölmüş.Bende bu konuyu senaryoya döktüm.Para felan ödemem gerekiyor mu?

    • Gökhan der ki:

      Senarist, kizin kasini kaldirmasini onemli buluyorsa yazmalidir. Yani kizin kasini kaldirmasi olmazsa olmaz bir konu ise, hikayenin icinde vaz gecilmez bir gereklilik ise. Yoksa herhangi bir sahnede herhangi bir mimik ya da harekete ya da durus, senaryoda yazilmaz. Oyuncular ve yonetmenleri rahat birakin islerini yapsinlar. Evet yasinizi sorun edebilirler. Ama bu denemekten vaz gecmeniz icin yeterli bir sebep degil. Yazarin olumunden itibaren 75 yil gecmis ve hic bir mirascisi eserleri hakkinda hak sahibi degilse eserleri artik halkin malidir. Kitaplarinin ciktigi yayinevlerinden baslayarak ufak bir arastirmayla eserlerin telifi var mi yok mu ogrenebilirsiniz. Konuyu aciga kavusturmadan uyarlama senaryo yazmanizi tavsiye etmem.

  10. UĞUR KARAKURT der ki:

    Yaklaşık 13 senaryom var,bir hafta önce Bir animasyon filmi daha yazdım,yazdım derken
    ben senaryolarımı normal bir ajandaya yazıyorum,yani sayfanın başına filmin adını yazıyorum,hemen altına filmden biraz bahsediyorum,tam olarak yazmıyorum,bunun nedeni ajandanın çalınması ,2 yıl önce yazdığım filmlere bakıyorum,filmler hakkında çok bilgi yazmasam da ,filmin konusu hemen aklıma geliyor,bence senaryolar türk piyasasında gişe yapmaz, bu yüzden senaristler çok da para kazanmaz,Los Angeles ta yaşayan bir türk oyuncu ile bu işe yapayım dedim,face den mesaj yazdım ,kadın ciddiye bile almadı beni.Bence Yüzüklerin efendisinin yazarı gibi insanlar ile tanışmak lazım,bu tür insanların zamanı çok ve egoları yüksek değil,yani bizleri dinlerler,hayal güçleri de bir o kadar fazla ,yani yüz yüze gelip anlatmak yeterli.

  11. Muammer akin der ki:

    Gokhan bey bana ulasmaniz lazim ?

  12. Maşide der ki:

    Anlamdıramadığım bi konu var.arada bi söz felan yazıyorum.Ilk yazdığımda sanki dünyanın en iyi şairi gibi hissederken bir kaç kare daha okuduğumda silip atasım geliyor.ama başkasının yazdığı bir şeyi 1000 kere okusam bile güzel geliyor.senaryodada böyle.Fikirlerimi kağıda dökmeden vazgeçiyorum.Sizce bunun sebebi ne olabilir? Senaryoda her sayfa 1 dk olmak zorundaya biz nasıl tahmin edicez tam 1 dk olduğunu? Yada sahne 1 dk dan fazla ise konuşmaları yarım bırakıp yan sayfa geçebilecek miyiz?

  13. Gökhan der ki:

    Kendi yazdiklarinizi begenmemeniz hem normal hem de iyi bir sey. Her gecen gun daha iyi bir yazar oluyorsunuz demektir.
    Senaryonun sayfasi 1 dk. olacak diye bir kural yok. Senaryoya bakip tahmini bir hesap yapilirken oyle kabul edilir. Dakika hesabi yapmadan formata uygun yazmalisiniz.

  14. Maşide der ki:

    ekrana farklı farklı görüntüler veriliyor diyelim ve arkadan bi oyuncunun sesi geliyor.'arabalar' dediğinde araba görüntüsü 'evler' dediğinde ev görüntüsü gibi.Bu farklı görüntüleri senaryo olarak yazarken tek bi sahne içerisinde mi yazıcaz yoksa her kısa görüntü için farklı sahne mi?
    Size küçük bi teşekkür etmek istiyorum.Aklıma bi soru takıldığında hemen size yazıyorum.Ilginiz için minnettarım.Birazcık sizi merak ediyorum doğrusu.(evet googleden kim olduğunuzu hemncecik öğrenebilirim ama bilmiyorum sizden duymak isterim.) Senaristsiniz büyük ihtimalle.Var mı böyle reyting rekorları kıran dizileriniz flimleriniz? Vede böyle benim gibi gençlere söylemek istediğiniz birşeyler var mı? sizcede üniversitede senaristlik bölümünün olmaması berbat birşey değil mi ? Bunu ilk öğrendiğimde yıkılmışım.Akşama kadar düşündüm üniversitede ne okuyucam ben diye.sırf senaristlik bölümü yok diye liseden terk etmek aptallık olmaz mıydı biraz? Liseden okul bırakmak bana göre dünyanın en aptalca şeyi.sonra ben düşündüm ve üniversitede reklamcılık okumaya karar verdim ve öğrendim ki reklamcılık şirketi felan açabilirmişiz.Bence reklamcılık gayet de güzel bi meslek.(ben birseyler yazayim de ne olursa olsun) yanlız yanlış anlaşılmasın.Ben daha liseye gidiyorum.üstte yazdıklarım tamamen hayal.Ah bide ailem inansa başarabileceğime! Benim size kanım çok kaynadı birden bişey anlatıcam.Benim dayımın karısı var.Geçen mesleklerden konuşuyoruz bana hemen dediki 'sen ne olmak istiyorsun hemşire öğretmen' bende dedim hemen senarist olucam ben.Oda diyor 'o ne gız' anlattım işte bende.Diyor sonra onu olacagına doktor ol öğretmen ol'.böyle  davranan insanlardan gercekten nefret ediyorum.Ailemde boyle.Illa istedikleri düzenli maaş.'devletin bi ucundan tut kızım' hiç kimse insanın yeteneklerini önemsemiyor.Halbuki benim kandan midem bulanır hemen bayılırım.Bunu hiç sormuyorlar.bu egitim sisteminde hayatta ogretmen olmam.Biliyorum ikiside kutsal meslek ama olmak istemiyorum.Yeteneklerimin pesinden gidip aşık oldugum meslegi yapmak istiyorum.Yapıcamda.Belki çok iddialı konuşuyorum ama kim ne derse desin,ne kadar çok inanırsan o kadar gercek olur.reklamcılık hakkında ne düşünüyorsunuz? Reklamcılık ve senaryo bi arada yürütebilir miyim?

  15. Gökhan der ki:

    Bir sahnenin arasina girilen kisa goruntuler icin yeni bir sahne acmak daha dogru olur. Verdiginiz ornekteki gibi arabalar, evler ayri bir sahnede nasil bir kurgu ile seyirciye gosterilecekse o sekilde tarif edilir.

    Reklam yazarligi yaraticilik gerektiren ozel bir meslektir. Cok kisa zamanda (ya da cok az sozle) cok fazla sey anlatabilmek icin iyi bir egitimin yaninda disiplinli bir zihne de sahip olmak gerekir. Senaryo yazarligi ile ortusen taraflari da vardir ama birebir ayni tipte insan olmanizi gerektirmezler. Ne var ki sinema yapmak isteyip de farkli is kollarinda egitim alan, hatta calisan o kadar cok insan var ki… Sinemaciligin cogu kisinin gonlunde yatan aslan oldugunu soylersek hata etmis olmayiz. Fakat gecim derdi ya da para kazandirma konusunda cocukluk yillarindan beri garantici olmaya sartlandirilmis insanlar oldugumuz icin once “bir devlet dairesinde” is imkani var mi ona bakiyoruz. Sonra baska secenekler gundeme geliyor. Hal boyle olunca da sinema, butun zamanli meslek olarak en sonlarda kendine yer bulabiliyor. Senaryo yazmak isteyen birisi icin “yaratici” bir is kolunda calisirken gonlunde yatan aslani kovalamasi gayet mantikli. Ozetle, evet, birlikte yuruyebilir.

  16. Maşide der ki:

    Benim çok büyük olduğunu düşündüğüm bi sorunum var.Sarkılar.Aslına bakarsak ben ilham perisine inanmıyorum.Gerçekte bize ilham veren şey peri değil.Herhangi birşey.Kisiye göre degisir.Benimki ise şarkılar.Şarkı dinlemeden bi sayfa bile yazamam.yazacak konu felan gelmez aklıma.Kötü yanı şu ki her şarkı değiştiğinde hemen senaryo fikrimde değisiyor.rock dinliyorsam şiddet,slow dinliyorsam mutsuz son.Eğlenceli dinliyorsam komedi.Bunun olmasından hoşlanmıyorum.siz şimdi ozaman yazmak istedigin konuyu hatırlatan şarkılar dinle diyeceksiniz.O işler öylede olmuyor.Nasıl olursa olsun şarkı degistiginde konuda değişiyor.Sürekli aynı şarkıyı dinlemekte istemiyorum.nasıl çözüm bulacak bu sorun bilmiyorum anlayacağınız.

  17. serdar der ki:

    Bir senaryo yazmak kolay değil, bir yazar onun üzerinde aylarını hatta yılını veriyor ama yapımcıların yoğun olduklarını ileri sürüp yazarın aylarını, hatta senesine saygısızlık yapıyor. Madem bu işi yapıyorsun bir ekip kurup okuttur, beğenilmedi ise yazarına 5 dakikanı ayırıp telefon görüşmesiyle “üzgünüm” diyin. Bunu bir sekretere de yaptırabilirsiniz. Yazarın yazdığına saygısından söz ediyorsunuz, ya yapımcı yaptığı işe bu şekilde mi saygı duyuyor. Senaryo kolay yazılmıyor. Mesela kendimden bahsedeyim. Gün içinde işte çalışıyor ve günün yorgunluğunu atmadan bilgisayarın başına geçip yazmaya başlıyorum. Bir senarist gibi bütün bir gün bu işle uğraşamıyorum. Yapımcılara sesleniyorum, OKUYUN! Kaybedeceğiniz bir kaç saatiniz ama yazarın kaybettiği bundan çok daha fazlası.

  18. Nihal Polat der ki:

    Değerli arkadaşlar, sizlerle birkaç şey paylaşmak istiyorum. Ben de büyük bir hevesle senaryo yazmaya giriştim ve bitirdim. İlk bir yıl ulaşmak istediğim hiçbir yapımcıya ulaşamadım, kimse takmadı. Vazgeçmedim. Tam 2 yıl boyunca senaryomu birilerine okutmaya çalıştım, kimse sallamadı. Vazgeçmedim. İstanbul’da yaşamam büyük bir imkândı. Önce bir senaryo eğitimi veren atölyeye katıldım, 8 ay sürdü. Bu eğitimden sonra yazdığım senaryonun ne kadar da çok teknik hatalarla dolu olduğunu gördüm. Senaryo kursunda epey bir çevre edindim, eğitimi veren çok bilindik bir yapımcıydı. Daha sonra 2 aylık yönetmenlik atölyesine katıldım. Yönetmenlerle tanıştım, yönetmen gözüyle senaryonun nasıl olması gerektiğine dair çok faydalı bilgiler öğrendim. 1 yıllık bu eğitimlerden sonra senaryomu yeni baştan yazdım. Eğitim aldığım yönetmene okuttum, uyarılarına, tavsiyelerine dikkat ederek eksikliklerini giderdim. Bu arada film festivallerini, seminer, konferans vs ne varsa takip ettim, katılabildiğime katıldım, sektörden çevre edindim. Sonunda da senaryomu dikkate alınacağı bir fırsatı yakaladım. Vazgeçmedim ve zorluklara rağmen başarılı oldum. Şuan 3 senaryom filme çekildi. 4. Senaryo üzerine çalışıyorum. Kendinizi geliştirmekten geri durmayın, araştırın, sektörü takip edin, senaryo yarışmalarını kaçırmayın. Senaryo eğitimi konusunda çok güzel bir kaynak paylaşmak istiyorum sizinle: http://www.trttvfilmleri.com/tr/senaryo-nasil-yazilir çok şeyler öğreneceksiniz. TRT TV Filmleri senaryo yarışması ayrıca büyük bir fırsat sektöre girmek isteyenler için, ama şuanda senaryo başvurusu alsa da değerlendirme önümüzdeki yıllarda yapılacaktır çünkü 2017-18 yılı başvuruları geçen Ocak ayında alındı ve kapandı.

    Şuanda katılabileceğiniz çeşitli senaryo atölyeleri var;

    http://mesakademi.com/senaryo-atolyesi.html

    http://www.medyaakademisi.com.tr/ bu kurumun trt ile anlaşması var, burada güzel çevre edinebilirsiniz.

    http://www.sinematek.org
    http://istanbulfilmakademi.com/

    Ayrıca Antalya Film Festivali’nin Forum bölümü var, yeni sinamacıları yerli-yabancı yapımcılarla buluşturan bir platform, festival döneminde katılım ücretsiz, çıkıp projenizi anlatırsınız, bir yapımcının dikkatini çekecektir. http://www.antalyaff.com/tr/news/detail/13

    İF İstanbul Köprüde Buluşmalar festivali var. http://film.iksv.org/tr/koprudebulusmalar

    Ayrıca youtube de yüzlerce eğitim videoları mevcut. Yeter ki kendinizi yeterli görmeyip öğrenmeyi, kendinizi geliştirmeyi isteyin.

    Daha bunun gibi birçok fırsat sizleri bekliyor. Benden söylemesi.

  19. Tayfun Sezgin der ki:

    İyi güzel anlatmışsınız, teşekkür ederim. “Dilbilgisi, imla her şeydir” demişsiniz.
    ‘Mütevazı’nın ‘Mütevazi’ olarak yazılmaya ağını da bilmeniz gerekir.

  20. Baki Sönmez der ki:

    Çok iyi senaristler çok iyi senaryolar vardır eminim. Ama networkunuz yok ise hiç bir yere ulaşamazsınız. Önce network edinin, eğer kaliteli senaristseniz (kaliteli olduğunuza inanıyorsanız demedim buraya dikkat)

  21. Ali der ki:

    Amatorun yasama sansi ne kadar Birde maddi durumu yoksa yazdiklarini bir editore okutma sansida yoksa ne yapabilir.Uzun zamandir bir seyler yazmaya calisiyorum Maddi durumum iyi degil yazmayida cok seviyorum Hayatimin bir parcasi sagligim el verdigincede yazacagin insallah Yazmak degilde yazdiklarini insanlara ulastirmak okadar zorki.Bir de amatorseniz cekeceginiz var demektir.Ben bu konuda sesimin ulastigi herkese sesleniyorum Lutfen bana yardim edin.Eserlerimin durumunu ogrenmek istiyorum.Hatalarimi eksiklerimi ogrenmek istirorum.Yardimlarinizi bekliyorum Saygilarimla

  22. Gurbet der ki:

    Selam bende iki tane korku sanaryosu yazdım ve değerlendirmek istiyorum muhteşem bir şekılde korku’yu hecan’ı ölüm’ü ve panik yaşatacağına eminim yardımcı olursanız sevinirim

  23. Erhan der ki:

    Merhabalar,
    Yayınlanmış iki, baskı hazırlığında üç bitmiş romanım var. Bunun dışında dizi senaryosu olması için bir hikayem var. Ancak senaryo yazımı konusunda hiç bilgim ve sıfırdan öğrenmek için de vaktim yok. Bana tavsiye edebileceğiniz bir yol var mı?
    Selamlar…

  24. Zeki der ki:

    Bence bu isi cok iyi yapiyor olsaniz bile ya cok paraniz (para olunca o kisilere ulasmak kolay olur) yada cok sansiniz olmali. Ikiside yok ama inaniyorum diyebiliyorsaniz devam edin derim. Bende para yok sansta yok inancimda kalmadi o yuzden biraktim. Lakin bir gun inancim geri gelir, sansim acilir veya parayi bulursam durum degisebilir..

  25. AYŞE der ki:

    Oyuncular senaryoları ezberliyor mu ? Eğer ezberliyorlarsa ezberlerken zorlanmıyorlarmı ?

    • Gökhan der ki:

      Ezberlemeleri kendilerinden istenir. Bunu hakkıyla yapabilen iyi eğitimli oyuncular vardır, yapamayan kıt yetenekli oyuncular vardır. Bazen yönetmenler oyuncuların doğaçlama yapmalarına da izin verirler.

  26. Ramazan der ki:

    GÖKHAN BEY, özellikle sizin cevap vermenizi umarak yazıyorum…

    Merhaba… Bende yaklaşık 7 sene önce bir şeyler yazmaya çalıştım ama sonra işlerimdem ötürü yazamadım.. Senaryo denmez bence ona, 13 sayfalık hikaye gibi bir şeydi. Karakterlerin kim olduğunu, özelliklerini, ne iş yaptıklarını, fiziksel özelliklerini ve yazmaknistediğim senaryonun ne içerdiğini yazmakla başladım. Sonra bıraktım şimdi de bulamıyorum nereye yazdığımı. Her neyse. Sormak istediğim aslında şu, bir roman okudum, gerçekten harikaydı, ve ben bunu baştan sona okurken sanki film izliyormuşum gibi zihnimde canlandırdım. Şimdi de bunu senaryolaştırmak istiyorum. Sadece istiyorum. Ve ilk fırsatta da deneyeceğim (benden önce biri yapmış olsa bile kendimi denemek adına deneyeceğim) Romanın hepsini senaryolaştıramam. Yani bunu ortalama 2 saatlik bir film senaryosu yapabilmek için tahminen kaç sayfalık bir senaryo olmalı. Diğer sorum, yazmak istediğim bu senaryoda, daha önce ülkemiz filmlerinde yapılmamış bazı sahneler olmasını hayal ediyorum. Bunu yapabilecek bir yapımcı bulmak mümkün mü? Asıl ben ve herkesin eminim merak ettiği sorum da; senaryoyu yazdık, bir yapımcıya kabul ettirme peşindeyiz, bununla ilgili bize bir maliyeti olucak mı. Senaryoyu kabul ettiler; işte o zaman bir senarist sizce ne kadar para kazanabilir yazdığı bu senaryodan…
    Oyuncular, yönetmen filan acayip uçuk paralar aldığını az çok biliyoruz, senaristlerin ne kadar kazandığını pek kimse bilmiyor….

    • Gökhan der ki:

      Sadece deneme için bir roman uyarlaması yapmanıza hiç bir engel yok. Ancak bu romanın uyarlama senaryosunu bir yapımcıya gösterip film olması için çabalayacaksanız o romanın sinema haklarının kimde olduğunu yapımcının öğrenip gereken sinema hakları satın alma işini gerçekleştirmesi gerek. Bu bir güçlük olarak karşınıza çıkabilir, yapımcının tutumu önemli olacaktır. Senaryo sayfa formatına uygun yazılmış bir senaryonun 1 sayfası yaklaşık 1 dakika tutar. Senaryo yazmadan önce yazılmış çekilmiş senaryolar okumanızda fayda var. Senaryonuzu sattığınız ana kadar bütün yapacağınız harcamalar size aittir. Yapımcıyla konuşabilmek için yemek ısmarlamanız gerekiyorsa o parayı harcamalısınız 🙂 Senaryo Yazarları Derneği’nin belirlediği taban ücretleri internette bulabilirsiniz. Yönetmenlerin ve oyuncuların uçuk paralar kazandıkları magazindir. Her oyuncu için geçerli değildir. Bir yapımcı daha fazla kazandıracağına emin olmadığı kimseye magazin olsun diye para vermez.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir