Senaryo Nasıl Yazılır – 5

 

Çok büyük paralarla su içme rahatlığıyla oynayabilen dünyanın en muktedir film yapımcılarından biriyle Antalya Film Festivali’nin yapıldığı otelin lobisinde karşılaştınız. Adam (ya da kadın) odasına çıkmak için asansöre biniyor. Odası otelin beşinci katında. Hemen asansöre siz de atlıyorsunuz. Elinizde asansörün beşinci kata yapacağı yolculuğun süresi kadar zaman var. Büyük bir fırsat. Kafanızdaki fikri anlatacaksınız, beğenirse filmi çekiyorsunuz!


***

Dramatik yazarlığın kara kitabının yazarı Lajos Egri, kitabının açılışında mitolojiden bir öykü alıntıladıktan sonra ‘sadece unutulanlar gerçekten ölmüştür’ der ve bütün yazarların (aslında sanatçıların tümü için geçerli) ölümsüzlük peşinde koştuğunu vurgular.

‘Hepimiz dikkat çekmek, önemli ve ölümsüz olmak
istiyoruz. Gördüklerinde insanların;
– Ne kadar da güzel!
dedikleri şeyler yapmak istiyoruz.’

Bir yazardır ki, insanlardan ömürlerinden bir parçanın kendisine verilmesini ister. O halde anlatacağı önemli şeyler olmalıdır. Öznel ve nesnel gerçekliğin ortasında sıkışıp kalmış bir hakikat! Nesnel (afaki, objektif) gerçekliği kurgulayan öznel (enfüsi, sübjektif) gerçeklik!

Bir yazar, zihnini anlatının ve hikaye anlatıcılığının gerçek doğasına hazırlamak zorundadır. Bir yazar söylediği sözleri çoğaltmak isteyen, başka insanların duyması için organize bir çalışma içinde olan insandır. Yazar olmanın ilk şartı başka insanların duymasına değecek bir şeyler söyleyebilmektir. Paylaşılmasında anlam olan bir anı, şahit olunan bir olay ya da kurguladığınız anlamlı bir şeyler mi var? Buna gerçekten değeceğine emin misiniz?

Aklına gelen bir senaryo ya da bir öykü olabilecek bir fikri hemen yakınındaki insanlarla paylaşan bir yazar; söyledikleri beklediği ilgiyi görmüyorsa ne yapmalıdır? Yolunda gitmeyen şeyi saptamak için kendisine mi bakmalı yoksa dinleyen herkesi suçlamaya mı başlamalı? Bir yazarın, çevresindeki herkesi sanattan anlamaz ve duyarsız (ya da bilumum başka şekilde) suçlaması ne kadar da yaygın bir şeydir! İşin ilginç tarafı şu; yazar bu suçlamalarında haklı da olabilir! İnsanların çoğu sanattan anlamaz, duyarsızdır vesaire vesaire! Yazma işinin sanıyorum en anlamlı tanımına geliyoruz; işte yazdıklarınızın değerine olan inancınız ve insanların sözlerinizin değersizliğinize olan inancı arasında sıkışıp kaldığınızda yapacaklarınız, sizin nasıl bir insan olduğunuzu gösterir. İşte bu sebeple iyi yazar olmanın iyi bir insan olmakla yakından ilgisi vardır.

Yazarın kendi öznel gerçekliğinde boğulmadan ama aynı zamanda da dış dünyanın yok edici nesnelliğine teslim olmadan yapabileceği bazı şeyler vardır. Yazma eyleminin hem öznelliği hem de nesnelliği dengeleyebilecek bir metoda ihtiyacı vardır. Bu o kadar önemli bir nokta ki, metot (yöntem) eylemin kendisi haline gelir. Kadim dünyadan imdadımıza yetişen bir bilgeliğe ulaştık; varmak istediğin yer kadar önemli olan şey, yolculuğu nasıl yaptığındır. Yöntem, sonucun kendisi kadar önemlidir. Sonuç odaklılığın insanın kendisine ve çevresine verdiği zarar o denli büyük olur ki geriye elde hiçbir şey kalmaz.

Bir yazarın çözmeye çalıştığı sorunlar, istisnasız, bir insanlık durumuyla ilgilidir ve belli bir düzeyde bilgelik ister. Ve unutmamak gerekir ki yazma eylemi problem çözmekten ibarettir.

Senaryo Nasıl Yazılır – 1
Senaryo Nasıl Yazılır – 2
Senaryo Nasıl Yazılır – 3
Senaryo Nasıl Yazılır – 4

Fikir:

Bu senaryoyu neden yazıyorum?

Her başarılı senaryo, her başarılı kurmaca eser en az bir büyük fikir barındırır. Fikir daha çok, bir yazarı yazmaya iten güçtür.

Neden bunu yazıyorum?
Neden bu öyküyü anlatmalıyım?

Çoğu kötü öykünün altında yatan sebep yukarıdaki sorulara ifade edilebilir bir cevap verilemeyişinde yatmaktadır. Bir kurmacanın yazarı, neden yazdığına dair ifade güçlüğü çekiyorsa o kurmacayı güzelce anlatması beklenebilir mi? Hayır. Yazar adaylarının fikirlerini ifade edebilmede güçlük çekmesinin önemli bir sebebi var; öznellik ile nesnellik arasında sıkışıp kalmak.

Bir yazar, paylaşılmaya değer bazı duygular hissettiğinde, kelimeleri olmayan bu duygulara kelimelerden giysiler dikmelidir. Bu yüzden kendisine ‘yazar’ denir zaten. Çünkü bir yazar, yazabilir. İfade edebilir. İfade edilemeyen fikir ya da duygu yok kabul edilebilir. Şiir sanatı bundan ibarettir. Bazı şairlerin doğru kelimeyi bulmak için yıllar harcaması bundandır. İfade edemiyorsa şair ne işe yarar?

Günümüzde ifade edilememiş fikir ve duyguların da sinemada, şiirde ve bilumum sanat ortamlarında devr-i daim ettiğine şahitlik ediyoruz. Pek çok yazar, şair ve sanatçı ifade güçlüğü çekiyor, ama buna rağmen eserleri sanatsal çevrime girebiliyor. İfade; göstergebilimsel bir terim olarak ele alınırsa konunun vehameti daha da artıyor. Biçime indirgenen ‘sanat’, bu şekilde kendisine bir pisuvar ya da kül tablası olarak da cisim bulabiliyor. Bu haliyle soyutlama ile ifadesizlik arasındaki gri alan, çok sayıda pseudo-sanat (pseudo: sahte, yalancı) eserine ev sahipliği yapabiliyor.

Kadim çağlarda bir sanat eseri çok sayıdaki muhatabının bilinç süzgecinden geçebiliyorsa kalıcı oluyorken modern çağ sonrası sanat, satılabiliyorsa kalıcı oluyor. Satın almanın psikolojisi ile sanatsal beğeni psikolojisinin aynı şeyler olduğunu iddia etmek mümkün görünmüyor. Elimizde sanat ve pseudo-sanat ayrımı yapmamıza yarayacak bir makine yok. Bilimsel olan ve bilimsel olmayan ile ilgili bir ayrım yapabilmek nispeten daha kolay. Bilim; deney-gözlem-hipotez gibi somut eylemler üzerinden ilerlemekte olduğu için sahtesinden ayırmak kolay. Ancak sanatın doğuşu, sanatçı ve sanatı idrak eden alıcısı üzerindeki etkileri için aynı somutluğu gösterebilmek imkansız. Elimizde tek bir ölçüt var: ölümsüzlük. Gerçek sanat olduğuna emin olabildiğimiz yegane eserler; ölümsüz olanlar, yani uzun yıllar boyunca insanlığın ortak bilincinde yaşayıp aktarılarak yaşamaya devam edenler… Bir başka deyişle klasikler. Coğrafyadan, zamandan, sosyo-kültürel arkaplandan bağımsız, ölümsüz eserler.

İşte; bütün bu tartışmalardan kaçınmak isteyen ve ortaya ölümsüz bir sanat eseri koymak isteyen sanatçıların (yazarların) yapması gereken şey çok net: İfade etmek. İfade edemiyorsanız öznel dünyanızın duvarlarını yıkamıyorsunuz demektir. Bu haliyle belki, doğru menajerleri tanıyorsanız, iyi bir PR kampanyası imkanına sahipseniz bir çeşit ‘satış’ gerçekleştirebilirsiniz ama ölümsüzlüğü yakalamanız o kadar kolay olmayacaktır. Kuşaklar boyunca insanlığın ortak bilincinden süzülecek bir eser ortaya koyabilmek kolay değildir. Dostoyevski ya da Hugo olmakla eşdeğerdir.

Elimizde tek bir ölçüt var: ölümsüzlük.

Bir yazar kendi eğitiminde; klasik eserleri okumanın (ve izlemenin) yanında, sanat tarihinin en azından genel akışını ve temel kavramları bilecek kadar bir genel kültür de ilave etmelidir.

Bir senaryo fikri nasıl olmalı?

Bir senaryo fikrinin başka türdeki kurmaca fikirlerinden temel olarak bir farkı yoktur.

Bir senaryo fikri ifade edilebilir olmalıdır.

Kafanızda ya da kalbinizde film olmasını istediğiniz bir düşünce, bir duygu mu var? Bunu sade bir şekilde ifade edebiliyor olmalısınız. Doksan dakikalık bir sinema filminin fikrini ifade etmek için yüz sayfa yazı yazmanız gerekiyorsa bir yerlerde hata yapıyor olma ihtimaliniz çok büyük. Bir fikri ya da bir duyguyu sade bir şekilde ifade edebilmenin dünyanın en güç işlerinden biri olduğunu bilmelisiniz. Sadelik, modern insanın yitirdiği, eski dünyada kalan bir erdem (ne yazık ki). Hepimiz karmakarışık hayatlar yaşadığımız için sadelik nedir unuttuk. Sanattaki minimalist akımların bilmeden bu sadeliğin peşinde olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Ne var ki sadeliği yalnızca biçimsel algılayan modern minimalist eserler, içerikte aynı sadeliği yakalamaktan çok uzaktalar. Biçimsel sadelik kolaydır. İçerikte sadelik ise (içinde bulunduğumuz çağdan ötürü) neredeyse imkansız. Bir sinema filminde bir oyuncuyu dakikalarca hiç bir şey yapmadan, konuşmadan duruyorken gösterebilirsiniz. Bu biçimsel bir sadeliktir. Seyirciye bir şey vermemek (içeriksizlik), sadece biçimsel bir deneyim yaşatmak pek çok modern sanatçıyı cezbediyor. Kolay üretilebilir ve kimsenin ‘olmamış’ diyemeyeceği türden sanat eserlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Bir sanat eseri ‘olmamış’ ise elit bir sanat çevresi tarafından ‘epik’ olarak adlandırılabiliyor. Bu sebeple yazar adaylarının modern sanatı kopyalamaya başlamadan önce klasik ve ölümsüz olanı tecrübe etmesi elzemdir. Korkmayın, kendinizi Recep İvedik yazarken bulmak zorunda kalmayacaksınız.

Pekala, iyi bir sinema filmi için bir fikrim var. Bunu nasıl ifade etmeliyim?

Sadece sekiz saniyen var!

İyi bir fikir olabildiğince sade ve kısa bir şekilde ifade edilebiliyorsa iyi bir fikirdir. Eğer fikrinizi paragraflar hatta sayfalar dolusu metinle açıklamanız gerekiyorsa, fikriniz iyi değildir. Bu karmaşık fikir, yazının başında ifade ettiğimiz haliyle size ölümsüzlüğü getiremez. Kimileri iyi bir sinema filmi fikri için sadece sekiz saniyede ifade edilebilmesi gerektiğini söylüyorlar. Evet doğru. Ne kadar sade, o kadar iyi. Burası çok net. Ne var ki, sekiz saniye kuralı, işe yeni başlayan yazar adayları için bir o kadar da büyük bir hayal kırıklığı demek. Denerseniz göreceksiniz, fikirlerinizi sekiz saniyede ifade edebilmek hiç de kolay değil. Bu, sadece bir cümle demek. Belki kısa iki cümle. O kadar. Biz bu kuralı biraz daha gevşetelim ve gelin şöyle bir iyi bir fikir tanımlaması yapalım:

İyi bir senaryo fikri, en fazla üç cümleden oluşur, bu
cümlelerin normal bir okuma hızıyla okunma süresi
otuz saniyeyi geçmez.

Rahatlatıcı görünüyor değil mi? Yanıldınız. Sekiz saniye çok zor evet, ama otuz saniye de hiç kolay değil. Deneyince göreceksiniz. Şöyle düşünün:

Çok büyük paralarla su içme rahatlığıyla oynayabilen
dünyanın en muktedir film yapımcılarından biriyle
Antalya Film Festivali’nin yapıldığı otelin lobisinde
karşılaştınız. Adam (ya da kadın) odasına çıkmak
için asansöre biniyor. Odası otelin beşinci katında.
Hemen asansöre siz de atlıyorsunuz. Elinizde
asansörün beşinci kata yapacağı yolculuğun süresi
kadar zaman var. Büyük bir fırsat. Kafanızdaki
fikri anlatacaksınız, beğenirse filmi çekiyorsunuz!

Bir yazar olarak enfüsi/öznel/sübjektif dünyanızdan çıkın ve asansördeki hayali yazar yerine kendinizi koyun. İşte iyi fikir / kötü fikir arasındaki önemli fark budur. Asansörde kemküm etmek heyecandan değil ifade güçlüğünden olacaktır. İfade edebilmek her şeydir. Kendinize övgüler yağdırmaya başlamadan önce bir test sürüşü yapın ve fikirlerinizi sakin kafayla ne kadar zamanda ifade edebileceğinize bir bakın.

İyi bir senaryo fikri vaatlerle dolu olmalıdır.

İyi bir fikir işittiğinde kayıtsız kalacak insan yoktur. Her insan iyi bir fikirle karşılaşınca bir şekilde tepki verir. İnsanları tepki vermeye zorlayan şey, yaratıcılık, bir çeşit mutluluk vaadidir. Mutluluğu ‘haz’ olarak düşünmeyin. Adaletin yerine gelmesi de bu tür bir mutluluk olabilir.

Haftaya: İyi ifade edilmiş yaratıcı senaryo fikri örnekleri ve yaratıcı fikir türleri.

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Senaryo Nasıl Yazılır – 5 için 6 cevap

  1. Yasir Gencalp der ki:

    Oncelikle elinize saglik. Iyi bir fikir kisa surede anlatilabiliyorsa gercekten iyi bir fikirdir diyorsunuz. Yani aslinda istenilen sey yaratici bir fikir. Yani uc cumlede anlatabildigim bir fikir yapimcinin dikkatini cekiyorsa yaratici ve iyi bir fikirdir. Peki ya iyi bir senaryo icin illa ki otuz saniyede anlatabildigimiz iyi bir fikre mi ihtiyacimiz vardir ? Mesela ben “zengin kiz ve fakir oglan” gibi klasik ve artik kimsenin dikkatini cekmeyecek bir fikri cekici bir sekilde anlatamaz miyim ? Otuz saniyede anlatamadigim bir senaryom varsa bu senaryo direk kotu senaryo mu olur ? Senaryomu otuz saniyede anlatamiyorsam ancak oturup yarim saat konusunca, icindeki sahnelerden bahsedince insanlarin dikkatini cekebiliyorsam bu senaryo kotu bir senaryo mudur ?

  2. Gökhan der ki:

    Öncelikle iyi-kötü gibi nitelemeler evrensel değil, sizin ‘iyi’niz bir başkası için ‘kötü’ olabilir. Ne var ki yazıda anlatılan iyi ve kötü, ölümsüzlük iksirini bulmuş yazarların fikirlerinden yola çıkılarak ortaya atılmış iyi ve kötü nitelemeleridir. Gözünüzü Feriddüddin Attar ya da Şekspir gibi ölümsüz öyküler yazmaya diktiyseniz yazıdaki sadelik kriteri son derece yararlıdır. Kimsenin dikkatini çekmeyecek bir fikri çekici bir şekilde anlatmak derken aslında, fikriniz, büyük ihtimalle ifade etmekte güçlük çektiğiniz bir Titanik Faktörüne sahip demektir.

    Titanik Faktörü:
    Zengin kız fakir oğlan gibi kimsenin dikkatini çekmeyecek bir konuyu çekici bir şekilde anlatmak istersek şu nasıl olur: Zengin kız, fakir oğlan; Titanik’te. Malum, James Cameron’un meşhur filmini Titanik Faktörü ölümsüz kılmıştır. Aslına bakarsanız neredeyse söylenmedik söz kalmadı. Neredeyse bütün iyi fikirler kapıldı. Bugünün yazarlarına düşen, özgün iyi fikri bulamıyorsa doğru Titanik Faktörü’nü bulmak.

  3. Beraat der ki:

    Titanik Faktörü’yle yazılmış başka bir senaryo örneği de 2016 yapımı Passengers olsa gerek. Zengin kız fakir oğlan, yeni bir gezegene giderken batmak üzere olan uzay gemisinde… Film Titanik etkisi yapmadı. Bunun birçok başka nedeni var ama ‘zengin kız fakir oğlan aşkı’ gibi klasik bir anlatıyı yeniden üretebilmesi açısından oldukça çekici bir fikir. Nitekim fikir filme çekilmiş. 🙂

  4. Yasir Gencalp der ki:

    Demek istediklerinizi daha iyi anladim. Tesekkurler cevabiniz icin.

  5. Sinem EREN der ki:

    Öğreti aşamasını beş kurda tamamladığimiza göre artık değerlendirme aşamasına geçelim mi. 2017’nin en trajikomik romantik komedi filmini yazdım. Hadi onu çekelim. ‘Yanlış geldiniz burasi vergi dairesi’ demeyin. Filme giden yol hakkında birseyler biliyorsunuzdur. Hadi itiraf edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.