Karşıtlık mı Uyum mu?

Hikaye anlatma işi sanıldığı gibi sadece sezgisel ya da hayalgücü gerektiren bir iş değildir. Friedrich Nietzsche sanat üzerine düşüncelerini yazarken sanatın Apollonik ve Dionizik olarak ikiye ayrılabileceğini ifade etmişti. Apollon , Yunan mitolojisinde müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kehanet yapan, bilici bir tanrıdır. Dionysos ise şarabın sadece sarhoş ediciliğini değil, sosyal ve faydalı etkilerini de temsil eder. Medeniyetin destekçisi ve barış aşığı bir tanrıdır. Bu mitolojik tanrıların eylemleri ve kişilikleri bir yana Nietzsche’nin yakaladığı düşünce, varlığın -kimilerinin diyalektik kimilerinin yin yang dediği- simetrisidir. Eril ve dişilliği de temsil eder. Nietzsche bir sanatçı yani bir hikaye anlatıcı olarak insandaki vecd halini, hayallerin ve ilhamların uçuşmasını, aşkınlığı temsil eden kısmın (Dionysos) yanında tasarımsal ve mühendislik hesap gerektiren, mesleki bir ustalığın ve tecrübi bilgiyi kullanan kısmın (Apollon) karşıtlığı ya da karşılıklı uyumlarını anlatmak ister. Sanatın hemen her alanı her iki alanda gezinmeyi gerektirir. Bir heykeltraşın hayalgücünü kullanmanın ötesinde kullanacağı malzemenin teknik özelliklerini (örneğin mermerin sertliği, kırılganlığı, başka malzemelerle etkileşimi…) tanıması gerekmediği düşünülebilir mi? Bir şairi sadece ilhamları mı yönetir? Hayır. İlhamla gelen bir duygudur ve o duygunun kelimelere ihtiyacı vardır. Kelimeler işin içine girdiği andan itibaren şairin içine düştüğü dil ve dilbilgisinin tüm sorunları, apollonik süreci başlatacaktır. Şiirin tasarım aşaması hesap kitaptan başka bir şey değildir.

Bir “hikaye anlatıcı” için de aynı durum söz konusudur. İlham aşaması ve tasarım aşaması…  Senaryo yazarının ilhamı da tıpkı bir mermer blok gibidir. Estetik değeri olan bir sanat eseri olması için heykeltraşının tasarımına, araç-gerecine ihtiyacı vardır. Belki de sadece bu sebepten ötürü “benim hayatım roman” diyen çok sayıda insanla tanışırsınız ama bir roman yazmış bir insanla nadiren karşılaşırsınız. Tasarım aşaması zordur, uzun sürer. Öte yandan evrenin ve insanın yaradılışı gereği olsa gerek, apollonik ve dionizik süreçler birbirinden keskin çizgilerle ayrılmaz. Yani ilhamların zenginliği ve güzelliği, çoğu zaman tasarım aşamasında harcadığınız zamanların toplamıyla doğru orantılıdır. Hep anlatılır ya; mesela “ünlü bir bilimadamı buluşunu, bir gün kahvaltı yaparken, kahvaltı masasında gerçekleşen alaleda bir hadise sonucunda buluverdi”. Oysa o buluş sadece o kahvaltı masasının meyvesi değildir. Yıllar süren “apollonik” dirsek çürütmelerin sonucudur.

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.