Senaryo yazarken merak ettikleriniz…

SORU 1: Karakterlerin kıyafet tarz ve şekillerine değinilir mi? Değinilirse, hangi aşamada değinilir? ( Sinopsis, Tretman, Senaryo)

CEVAP: Her şey kurduğunuz öykü ile ilgili. Eğer öykünüzü, mesela karakterinizin duygu durumunu, karakter gelişimini vs. anlatabilmek için seçtiği kıyafetlerin değişimini gözetiyorsanız kıyafetler yazılır. Yoksa hiç bir gerekçesi olmadan karaktere bir kıyafet giydiriliyorsa bunu yazmaya gerek yoktur. Sanat Yönetmeni’nin görevi bu gibi durumlarda tercihler yapıp karalara varmaktır. Bu sebeple yazar gerçekten anlamlı bulduğu kıyafetleri yazmalı. Senaryo ve tretman aşamasında.

Senaryo yazarken merak ettikleriniz

Senaryo yazarken merak ettikleriniz

SORU 2: Jenerik te, filmin önemsediğimiz bölümlerinden ipucu veren görüntüler verebilir miyiz?

CEVAP: Verebilirsiniz ama filmin sırlarını açık etmeyiniz.

SORU 3: Senarist film müziğine ne derece tavsiye ve müdahalede bulunabilir?

CEVAP: Fazla detaya girmeden her türlü tavsiyede bulunabilir. Filmde özellikle kullanılmasını istediği parçalar varsa senaryoya yazabilir. Ama bu istekleri yazarken işi sadece müzik olan filmin müzik sorumlusuna da iş bırakmalı. Herkesin kendi işini yapması önemlidir. Senaristin işi öyküyü iyi kurmaktır. Bir müzisyen kadar müzik dünyasına hakim olmayabilir. Olsa da isteklerini son söz olarak senaryoya yazmamalıdır. İşin profesyonellerine de çalışma alanı bırakmalıdır. Zaten film yapım aşamasına geldiğinde senaristin fazla müdahil olduğu noktalar varsa yetkili kişiler tarafından devre dışı bırakılacaktır.

SORU 4: Tretmanda, bir maddede anlattığımız (iç-dış) görüntüyü, senaryoda ayrı ayrı sahnelere ayırabilir miyiz, yoksa bir Tretman her maddesi bir senaryo sahnesi olmak zorunda mıdır?

CEVAP: Tretmanı sahne sahne yazmak zorunda da değilsiniz. Size kalmış. Sahne sahne yazmak işinize yarayacağı için öyle önerilmiştir. Yoksa bu konuda herkesçe kabul edilmiş bir standart yoktur.

SORU 5: Tretman ile senaryonun açıklama kısmı arasındaki farklar nelerdir?

CEVAP: Senaryodaki açıklama kısmında (aksiyon, devinim), mizansen adını verdiğimiz, sahne içinde karakterlerin davranışlarının tasviri bulunur. Bu tasvir tretmanda senaryoda olduğu kadar detaylı olmak zorunda değildir. Tretmanda asıl amaç dramatik yapının detaylı bir şekilde kurulmuş olmasıdır. Senaryoda ise film bittikten sonra, perdedeki halinin nasıl olacağına karar vermektir. Bu anlamda tretman daha içeriksel, senaryo daha biçimseldir.

SORU 6: Aynı sahnede uzak ve yakın çekimler aynı sahne başlığı altında mı olmalı, yoksa ayrı sahne ve başlık mı kullanılmalı?

CEVAP: Sahneleri ayırmak için asıl belirleyici şey mekandır. Mekan değişmediği sürece bir sahne içinde çok sayıda farklı çekim ölçeği kullanılabilir.

SORU 7: Filmin başında diyalog başladıktan sonra kisiler akmaya devam edebilir mi?

CEVAP: Ülkemiz sinemasında başlangıç jeneriğinin olması-olmaması ya da biçimi ile ilgili sınırlandırmalar ve standartlar yoktur. İstediğiniz gibi bir açılış tasarlayabilirsiniz.

SORU 8: Toplu ekiplerle oluşan sahnelerde her kişiye ayrı ayrı isim vermemiz gerekir mi? Yoksa diyalogda bulunacak olan önemli kişilere mi isim vereceğiz? Komutan, Doktor, Hoca gibi…  Örnek: Olay yeri inceleme ekibi, sağlık ekibi gibi.

CEVAP: Birden fazla sayıda insanın tek bir diyaloğu hep bir ağızdan söylemesi çok sık rastlanan bir durum değildir. Böyle bir durumda (mesela bir futbol stadyumunda taraftar kitlesi) kitleyi tek bir karakter gibi yazmalısınız. (mesela, TRİBÜNLER: Gooooool!) Birden fazla insan farklı farklı diyalogları aynı anda seslendiriyorlarsa buna tiyatro ve sinemada RABARBA adı verilir. Rabarba söz gürültüsü demektir. Tek seslilik değil çok sesliliktir. Rabarba arasında duyulmasını istediğiniz kelimeleri sıkıştırabilirsiniz. (mesela, TRİBÜN:  Rabarba; Gooool! Yuuuuh! Helaaal! Yaşaaa!) Ancak farklı karakterler, kimin ne söylediği belli olacak şekilde hep bir ağızdan konuşuyorlar ve hepsinin de seyirci tarafından duyulması gerekiyorsa, karakterler tek tek yazılıp, diyalogları da diğer karakterler gibi uygulanır.

SORU 9: Bir otomobilin arka koltuğunda oturan iki kişi diyalogda bulunacaksa, bu durum da şoföre de yer vermemiz gerekir mi? Gerekirse hangi aşamada yer veririz. Tretman, Senaryo…

CEVAP: Şoförün kurguda görülmesini istiyor musunuz? Şoförün hikayenin akışında bir yeri var mı? Şoför hikeyede hiç önemi olmayan sıradan bir şoför ise hiç bir aşamada yazmanıza gerek yok. Yönetmen isterse şoförden detay alır ve kullanır. Hikayede yeri var ise, onun orada olmasının bir anlamı var ise tretman, senaryo hatta duruma göre sinopsiste bile yazmalısınız.

SORU 10: Doğrusal zaman gerçek zaman akışına çok yakın ise, mesela olaylar 3-5 ay veya 2-5 yıl da, başlar biterse bu değerli midir?

CEVAP: Zamanın ileri ya da geriye doğru kesintiye uğraması (Flashforward ya da Flashback) bir filmi kendi başına değerli ya da değersiz yapmaz. Nasıl kullandığınız önemlidir. Her iki şeklin pespaye kullanımları olabileceği gibi son derece estetik (yani değerli) kullanımları olabilir.

SORU 11: Doruk noktası birden fazla olabilir mi? En son da olabilir mi?

CEVAP: Olabilir, şöyle ki: Senaryonuzda birden fazla öykü ekseni varsa her eksen için ayrı bir doruk notası olabilir. Bazı eksenlerin ucu açık da kalabilir. Doruk noktasının yeri değişkendir en sonda da olabilir. Bu, öyküyü nasıl kurguladığınıza bağlıdır.

SORU 12: Anlamının, herkes tarafından bilinmeyeceğini düşündüğümüz, kelimeleri ve nesne isimlerini kullanmak risk midir? Mesele: Kelik, azık vb.

CEVAP: Karakterlerin diyaloglarında, gerekiyorsa kullanmanızda hiç bir sakınca yoktur. Ancak sadece yapımcı yönetmen ve oyuncular gibi, film insanlarının okuyacağı, aksiyon yazdığınız kısımlarda kullanırsanız, herkes anlamayacağı için sakıncalı olabilir.

SORU 13: Olaylar eğer bir köy veya yörede geçiyorsa, karakterleri o yörenin ağzı ile konuşturmak, daha gerçekçi olur mu? Her karakterin İstanbul Türkçesi ile konuşması gerçekçi olur mu? Eğer yöre ağzı tercih edilecekse bu senaryoya nasıl yansır. Nasıl telaffuz edilecekse öyle mi yazılır?

CEVAP: Bu konuda bir uzlaşı yok. Piyasada her iki türlü senaryoya da rastlayabiliyoruz. Ancak doğrusu senaryo metninde karakterlerin diyaloglarının düzgün bir dille yazılmasıdır. Aksiyon, açıklama kısımlarında ise sözgelimi şöyle bilgiler yazılmalıdır: “Hasan Adana yöresine has bir aksanla konuşmaktadır.” Bunu okuyan oyuncu, canlandıracağı karakterin aksanının hangi yöreye ait olduğunu öğrenecektir. Konuyla ilgili gerekli bilgiye sahip değilse araştırır ve öğrenir. Aksanlı konuşan bir karakterin diyalogları düzgün bir dille yazılırken karakterin olmadığı bir karaktere dönüşmesi de önemli bir risktir. Sözgelimi eğitimsiz bir karakter eğitimli bir karakter gibi görünmemelidir. Bunun için diyalogların düzgün bir türkçeyle ama karaktere uygun bir tarzda yazılmaları gerekir.

SORU 14: Figüranlara nasıl yer verilir? Mesela: Sınıfta başka öğrenciler de vardır, olayı çok sayıda meraklısı izlemektedir, düğünde çok sayıda davetli vardır gibi mi olmalıdır?

CEVAP: Sahne başlığına FGR harflerini ilave etmeniz durumunda sahnede arkaplanda sorudaki gibi yardımcı oyuncuların var olduğunu belirtmiş olursunuz. Aksiyon yazdığınız yerlerde de bu FGR’nin kim olabileceğine dair bilgi olmalıdır. Dolayısıyla sahne başlığına yazacağınız FGR sadece kolaylık sağlamak içindir. Yazmasanız da yapımcı sahneyi okuyunca sahnede FGR olduğunu anlayabilmelidir.

SORU 15: Jeneriğin detayları yazılır mı? Yazı karakteri, akış şekli gibi.

CEVAP: Yazabilirsiniz ama riskini göze alıyorsanız. Çokbilmiş bir senarist gibi görülebilirsiniz. Jenerik yazıları başka uzman kişilerin sorumluluğundadır. Ancak özel bir font seçtiyseniz ve bunun öykü için bir anlamı varsa bir öneri olarak bunu belirtmenizde sakınca yoktur.

SORU 16: Önemsediğimiz bir sözümüzü, örneğin kendi sinema tanımımızı, nereye yazabiliriz, senaryonun başına, sonuna…

CEVAP: Sinema hakkındaki görüşlerinizi filminizin başında sonunda bir özdeyiş olarak sunmanız doğru olmaz. Bunun yeri filminiz değildir. Ancak alıntı sözleri istediğiniz her yerde kullanabilirsiniz.

SORU 17: İntihara teşebbüs eden bir karakteri anlatırken, bir, (Irmağın – denizin- oto yolunun …)  kenarında düşünceli bir şekilde bekler. Diyebilir miyiz, yani; ırmak, nehir, yol vb. seçenekleri yazarsak çekimin duruma göre kolay olması açısından iyi olur mu?

CEVAP: Senarist olarak karakterin nasıl intihar edeceği tercihini siz yapmalısınız. Aksi takdirde en ucuz intihar yöntemi tercih edilir ve bu da doğal olarak iyi sonuç vermez.

Sorular İbrahim Özer’e cevaplar bana ait. Güzel şeyler yazın!

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Senaryo yazarken merak ettikleriniz… için 188 cevap

  1. Bakır der ki:

    Hocam ben sahne ile ilgili iki soru sormak istiyorum müsaadenizle.
    1. Ali arabasından inip bir binaya girer. Merdivenlerden çıkar. Çıkarken de bir kişiyi vurup öldürür. Odaya girip büyük patronu öldürür ve sonrasında odadan çıkıp lavaboya gider. Elini yüzünü yıkar. Bunun sahneye yansıtılması nasıl olur? Dışarda başlayan sahne içerde bitiyor ve üç dört farklı mekan var.
    2. Ali Arabasına biner ve İstanbul’dan Van’a gider. Yolda giderken akşam olur sonrasında sabah olur. Çeşitli il tabelaları görür. Hatta bir lokanta da durup yemek yer. Bir çeşmeden su içer. Bunu nasıl anlayabilirim? Her değişiklik için yeni bir sahne mi acmalıyım? Kısacası yeni bir sahneyi neye göre açıyoruz? Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim

    • Gökhan der ki:

      1. Bina Dış / Ali arabasından inip bir binaya girer.
      2. Merdivenler İç / Merdivenlerden çıkar. Çıkarken de bir kişiyi vurup öldürür.
      3. Ofis İç / Odaya girip büyük patronu öldürür ve sonrasında odadan çıkıp lavaboya gider. Elini yüzünü yıkar.

      ———————-

      1. Yol Dış / Ali Arabasına biner ve İstanbul’dan Van’a gider. Yolda giderken akşam olur sonrasında sabah olur. Çeşitli il tabelaları görür.
      2. Lokanta İç / Hatta bir lokanta da durup yemek yer.
      3. Çeşme Dış / Bir çeşmeden su içer.

  2. Bakır der ki:

    İyi akşamlar hocam. Hocam ben diyalogda ki noktalama işaretlerini ve altı çizili kelimelerin ne amaçla altının çizildiğini öğrenmek istiyorum. Yardımcı olursanız sevinirim. Bir de hocam misal A kişisi konuşuyor. Cümle bitince kamera karşısında ki kişiyi gösteriyor. Sonra A kişisi konuşmaya devam ediyor. Bu benim yazmam gereken bir durum mu yoksa yönetmenin belirleyeceği bir şey mi? Son olarak üç kişi konuşuyor diyelim. a kişisi konuşurken a kişisine bakıyorlar sonrasında b kişisi konuşmaya başladı. B’ye bakarlar diye belirtmem gerekiyor mu? Teşekkür ederim.

    • Gökhan der ki:

      Diyaloglardaki noktalama isaretleri ya da yazim stilleri ile ilgili ozel bir durum yok. Dilbilgisinde ne sekilde yer aliyorsa oyle… Diger sorularinizin cevabi ayni: Gerekiyorsa yazin. Gerekmiyorsa kurguda karar verilecek konular…

  3. Fatma der ki:

    hocam iyi günler, bir film de kullanılan isim bir başka dizide kullanılabilir mi ? özetlersek benim bir projem var ama koyacağım isim de bir film varmış 1978 yapım 🙁 ama benim projemin konusuyla onun konusunun alakası yok o bir aşk filmi benim konum küçük yaşta evlenen kadın olmanın zorluğunu anlatan bir dizi yada film düşünüyorum acaba o ismi koyabilir miyim yoksa başka bir isim mi bulmalıyım teşekkürler

    • Gökhan der ki:

      Konusu, oyuncuları ya da önceki filmden etkilenildiğini düşündürecek başka benzerlikleri yoksa problem teşkil etmez. Ama markalaşmış ve günlük kullanım açısından yaygın olmayan bir isim koyarsanız yine de bir telif davası söz konusu olabilir. Mesela ‘Vesikalı Yarim’. Bunlar benim akıl yürütmelerim, size en iyi yardımcı olacak kişi telif konularında uzmanlaşmış bir avukat olacaktır tabii ki…

  4. Köstek der ki:

    Müzikal temalı bir kısa filmin senaryosunu nasıl yazmalıyım? Bu arada tek (iç) mekan var ve konuşma yok.

    • Gökhan der ki:

      Konuşma yok, şarkı olarak da mı yok? Şarkı varsa diyalog yazacağınız yere şarkının sözlerini yazmanız yeterli olur. Gerisi için bir fark olmaz. Şarkı da yoksa (nasıl bir müzikal olacak merak ediyorum) ekranda ne görüneceksa onu senaryo diliyle yazmanız gerekir. Aksiyon/eylem olarak.

  5. Barış Adar der ki:

    İlk birkaç sahnesi restoran, sokak ve sahilde geçmesinin dışında kalanının tamamının bir gemide geçtiği senaryo yazacağım. Hikaye hazır. 80 sayfa altı kabul edilmez demiştiniz. Genel anlamda 80 sayfa = 80 sahne+ yapar. Ama bu senaryoda 3-5 mekan haricinde tamamı bir geminin içinde geçecek. Bunu nasıl yazmalım 5.sahneden (sayfadan) itibaren gemide başladı senaryo diyelim. 85.sayfaya kadar devam edecek. 85.sayfaya kadar ekstra bir sahne acmayacak miyiz? Bir de geminin lobisi, güverte kısmı cafe kısmı olmak üzere geminin içinde ayrı ayrı yerlerde senaryolar olacak. Bunlarda ekstra sahne açacak mıyım? Ve sahnede çalınması istenilen müzik nasıl belirtilmeli? Sahneyi yazdıktan sonra sonuna parantez içinde atıyorum (Neşet Ertaş – Yalan Dünya çalmaktadır.) diye bahsetmek yeterli mi?

    • Gökhan der ki:

      80 sayfa 80 sahne olacak diye bir kural yok. 80 sayfa yaklaşık olarak 80 dk. film olur diye genel bir kabul vardır. Geminin her ayrı bölümünde geçen olaylar yeni bir sahne demektir. Aynı şey mekan bir ev olsa da geçerlidir. Mesela mutfak sahnesi, antre sahnesi vs. gibi. Senaryonun uzunluğundan ziyade film olduktan sonraki süre sizin için daha önemlidir. 70dk’nın altındaki filmler uzun metraj (feature film) olarak genellikle kabul görmüyor. Aksiyon yazdığınız yere sahnenin neresinde hangi müziğin girmesini istiyorsanız yazmanız yeterli olur.

      • Barış Adar der ki:

        Bir sahne 10 sayfayı alacak uzunlukta olsa da bölmeden yeni sahne açmadan aynı sahneden devam edeceğiz öyle mi hocam? Yani demek istediğim geminin güverte bölümü ve orada uzun bir diyalog geçecek. Aksiyon geçecek. 12.sahne diyelim ama o sahnenin rahat bir 10 sayfalık gideri var aynen o sahneye devam edeceğiz değil mi?

        • Gökhan der ki:

          Evet.
          Ama mekan değiştirmeden, seyirciye 10 dakika boyunca bir sahne izlettirmek sıkıcı olabilir. Anlattığınız konu illa ki gerektiriyorsa ya da 10 dakika boyunca gerçekten ilgi çekici şeyler anlatıyorsanız başka tabi…

  6. Hami der ki:

    Televizyona dizi yazan senaristler genellikle yapımların siparişleri usulü üzerine mi yazarlar? Kendi özgün projesini yazan, yayınlatan nadir mi? Yani bakıldığında birçok senarist uyarlamaları yazıyor ya da o sene popüler konu neyse onu (askeri diziler, mafya vs.) sektöre iş yapan senarist bile özgün hikayesini kabul ettiremiyorsa bu ise yeni girecek senaristlerin durumu vahim. Ya da sektöre iş yapan senaristler rahatlık mi seciyorlar? Ne fikir üzerine otutup dusuneyim yapımcı seçsin ben gelistiririm kafası mi hakim? Bir de internet mecralarında durum nasıl olur sizce? Şu an yapılmış/yapılan hikâyelerin hepsi senaristlerin kendi özgün hikayesi ya da özgün edebiyat uyarlaması. İnternet dizilerinde de sipariş usulü iş başlar mı, o alanda senaryo yazarları kendi projelerini kendileri tasarlayıp yazmaya devam ederler mi? Düşünceniz ne bu konu hakkında?

    • Gökhan der ki:

      Bir dizi senaryosunun hayata geçmesi çok değişik şekillerde olabilir. İkili ilişkiler çok önemlidir. Televizyon dizilerini sinema filmlerinin bir kısmından ayıran en önemli özellik sadece ticari düşüncelerle hayata geçiriliyor oluşlarıdır. Sinemada sanat motivasyonu ile bir öykü anlatmak isteyebilirsiniz. Bir derdiniz vardır onu insanlara aktarmak istiyor olabilirsiniz. Televizyon dünyasında ise konuda sadece para vardır. Dizi yayınlanırken anlık reyting raporlarındaki değişime bakarak size haftaya ne yazmanız gerektiğini söyleyen insanlarla çalışacaksınız. Reytingleri artıran sahne bir kavga sahnesi mi, size diyecekler ki haftaya şu karakterle bu karakter bol bol kavga etsin. vs… Siz demek isteyeceksiniz ki, hiç olur mu öyle şey, bu öykünün doğasına aykırı! Sonra size diyecekler ki, madem öyle siz biraz dinlenin. Festivaller için sinema filmi falan yazın…
      Para, delikanlıyı bozar diye argo bir deyiş vardır duymuşsunuzdur.

      • Barış Adar der ki:

        Peki sizce internet dizileri konusunda sektöre yeni atılmak isteyen genç senaristlerin şansı nedir? Blu TV ve PUHU TV’nin içerik ekiplerine mi gitmek gerek hikaye ile onlar mı bu senaryoyu alıp bir yapımcı bulup öyle mi çektiriyorlar yoksa yine bir yapımcı aracılığıyla mi bu proje web dizisi olarak tasarlandı diye gönderiyoruz, onlar ona göre bir politika izliyor? Ve sizden bir de bu web dizileri hakkında bir yorum istiyorum, senaryosal anlamda. 2.5 yılda 8’e yakın dizi yapıldı. Bunların neredeyse tamamı beğenildi. Ama ilgiyle izlenen 3 yapım çıktı. “Fİ, ŞAHSİYET, 01 ADANA”. Ama bakıldığında genel olarak hep bir edebiyat uyarlaması yapılıyor bu web dizilerinde de. Netflix mesela eser uyarlıyor. Yine özgün proje tasarımlar konusunda sanki bir kısıtlama var, okunmuş eserler üzerinden ilerliyorlar buralarda da. Sizce bu işte yakın zamanda ticarete dönüşür mü? TV’deki gibi kalitesiz, aynı içerikte yayınlar bu platformlardan gelen pasta büyüdükçe yine yapımcılara ve yapımcıların izlediği ticari politikalara bırakır mı yerini? Ya da 1-2 seneye kalmadan TV ekranı süreleri 1, 1.5 saate saate inerse (Birçok köşe yazarı gelecek sene PT kuşağında 2 dizi yayınlanacağını söylüyorlar. 1.5 saatlik) bu oluşumlar tamamen yokolup gider mi?

        • Gökhan der ki:

          Yapımcılar internet dizileri hakkında ne düşünüyorlar bilmiyorum. Yeni nesil işler nasıl üretildi bir fikrim yok maalesef. Ama şunu söyleyebilirim; kendinizi sıfırdan, bir senarist olarak kabul ettirmeniz zor olur. Bunun yerine bir senaryo ekibine dahil olarak zamanla işiniz ve disiplinli çalışmanızla yükselebilir, kendinize bir isim yapabilirsiniz.

  7. Simge Soylu der ki:

    Merhabalar, yukarıda da bir arkadaşa öneride bulunmuşsunuz sektöre senaryo ekibinde asistan olarak girmenin daha avantajlı olacağını söylemissiniz. Senaryo ekipleri dizilerde genellikle nasıl çalışırlar ben bunu merak ediyorum.

    1-) Bölüm hikayesi toplantılarında bölümün genel hikayesi giriş – gelişme – sonuç şeklinde düzyazı tarzı olarak mı çıkartılır yoksa outline mi çıkarılır bu toplantılarda?

    2-) Bir hiyerarşik düzen var mıdır ekipteki diğer isimlerin fikirleri, hikayeleri nasıl onaylaniyor çoğunluğa bağlı olarak mı başyazar mi son kararı veriyor?

    3-) Belki de en önemlisi bu ben çocukluktan bu yana hikaye kurma konusunda çok iyiyim. 4 yıllık senaryo eğitimi boyunca da hep senaryo matematiği üzerinden hikaye kurma ve outline çıkarma konusunda çalıştım, çabaladım, dersler aldım, daha çok o alanda çalışmak istiyorum. Bir senaryo ekibinde illa sahne yazmak gerekiyor mu? Outline oluşum aşamasında yer alsak tretman aşamasında yer alsak sahne yazan bir senaryo yazarına göre daha aşağı konumda mi olacağız? Daha mı az bir gelir kazanılacak?

    Umarım dönersiniz. Saygıyla.

    • Gökhan der ki:

      Aslında bir ekibe dahil olmak daha avantajlı olabilir demek istiyorum. Her türlü bir takım güçlükler yaşanacaktır elbette. Bir de doğal olarak kişiden kişiye değişir. Birinin çevresi geniştir, diğeri ekip çalışmasına uygun değildir vs. Önerim burnu büyüklük yapmadan, disiplinli bir yol tutturulması. Sorularınıza gelince;
      1-) Her ekibin liderinin kendince tutturduğu bir yol ve yöntem var. Sizin deyiminizle başyazar genellikle işi alan kişi olduğu için kendi kurallarını ve yöntemini ortaya koyar ve diğerlerinin buna uyması istenir. Bu işin evrensel yöntemi genel hatlarıyla sinopsis-tretman-senaryo sıralamasıyla gitmektir. Ekip işpaylaşımı de bu usüle göre yapılabilir. Bazen yapımcı sinopsis ya da tretman üzerinde çalışmak isteyebilir, bazen de ”Başyazar” ve yapımcı aynı kişidir. Yeni başlayana düşen görev uyum sağlamaktır. İşin aslı, hangi işe girerseniz girin yeni başlayan için durum bu değil midir?
      2) Benim gördüğüm bildiğim ekiplerde bir hiyerarşi var. Bence olmalı da…
      3) Siz talebinizi iletirsiniz, uygunsa size yapmak istediğiniz iş verilir. Değilse dişinizi sıkar, söyleneni yaparsınız. Ücret konusu zamanla oturacak bir konudur. İnsanlar; sizi tanımadan, yaptığınız işi görmeden, iş ahlakınızı ölçüp biçmeden, ”size verdiğimiz görev bu, buyrun bu da ücretiniz” demezler. Zamanla vaz geçilmez olduğunuzu kanıtlayın ücretiniz ile ilgili pazarlık gücünüz artsın. Hiyerarşi değil, iş ve iş ahlakı.

      • Simge Soylu der ki:

        Dediğiniz iki şey aklıma takıldı efendim.

        Birincisi yapımcı Sinopsis ve Tretman aşamasında yer alır dediniz yani senaristlerin işini hikaye bulmayı, yazmayı oturup yapımcı mi yapıyor onu anlamadım pek.

        Bir ikincisi de benim demek istediğim şuydu tabii ki ilk başta pişerek ben senaryonun hikayesel ve outline (ya da tretman) aşamasında başarılı birisi haline geldiğimde bir ekiple olduğumda ya da yapımcı beni bir ekibe dahil ettiğinde sahne yazan kişiye göre daha aşağıda mi olacağım? Yani ekrandaki dizilerde genellikle HİKAYE başlığı altındaki kişiler kendi iradeleriyle hikaye yaratmıyorlar mı? Hikayeci bölüm hikayesini yazsa sahneci/diyalogcu onu geliştirerek senaryo haline getirse. Bu tarz işleyen ekiplerde var mı?

        • Gökhan der ki:

          Yapımcı duruma göre televizyon işlerinde hikayeye dahil olabilir, karışabilir, yönlendirmek isteyebilir. Parayı veren düdüğü çalar hesabı yapımcının ne tür bir yapımcı olduğuna göre de değişebilecek bir durum.. Bir kural değil ama mümkün.
          Sorunuzda yazdığınız gibi iş bölümü yapan çok ekip var. Hikayeyi (sinopsisi) bir kişi ya da grup yazıyor, tretmanı ayrı, senaryo ve diyalogları ayrı ekip ya da kişiler yazıyor.
          Acemi yazar sıfatını üzerinizden attığınız gün sinopsis/hikaye yazarı siz iseniz, hiyerarşik olarak altta olmayacaksınız. Olmamalısınız. Ama unutmayın senaryo ekipleri demokratik bir yapıda olmayabilirler 🙂 Yani işinize karışan çok olur. Siz de vazifemi yaparım gözlerimi kaparım diyebilirsiniz. Size bağlı.

          • Simge Soylu der ki:

            Yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum. Bir de son olarak Sinopsis hikaye dediğimiz şey proje başında düzyazı olarak yazılır sezonun genel hikayesini özetler, bölümlerde Sinopsis nasıl oluyor? Outline mi çıkartılıyor yani sahne sahne, mekan/iç-dis/gece – gündüz belirtilerek ne olacağının kisa özeti mi yazılıyor? Yoksa düzyazı şeklinde (giriş – gelişme – sonuç) mi yazılıyor bu olay?
            Sorma nedenim yapıma sunumlar da 13 bölüm sinopsis isteniyor. Bunu nae sekilde yazacağım 🙂

            • Gökhan der ki:

              Normal sinopsisten farklı değil. Düzyazı, geniş zaman kipi. Giriş gelişme sonuç mutlaka olmalı, bölüm süresi dikkate alınarak, 2 sayfayı geçmeden… Kolay gelsin.

  8. Çelik Kaya der ki:

    İyi günler, senaryo danışmanlığı hizmetinizi gördüm. Benim bir benzer sorum olacaktı. Biliyorsunuz çok yetenekli, çok iyi hikayeler yaratan birçok genç var ama gönderdikleri projeler yapımlardan geri dönüyor, okunmuyor, kaale alınmıyor. Benim aklımda bir görüş var. Genç senaryo yazarlarini en iyi günümüzdeki iş yapan senaryo yazarları anlar. Ben bir Sinopsis yazsam, karakter tasarımı yazsam hayalimdeki projeyi katıldığım senaryo atölyelerinde olsun, sosyal medyadan olsun bulduğum ve tabii isim yapmış güvenilir isimlere göndersem ve gel ortak ol bana tarzı hadsiz bir şekilde değil de “Efendim, böyle böyle ben bu projeye çok inanıyorum. Bu da hikaye ve karakter dosyası. Yapimlara gönderince olacakları biliyorsunuz. Halimizden en iyi siz anlarsınız. Siz bir okuyun, eğer inanır, beğenirseniz projeyi oturalım önderliğinizde hem beraber projeyi geliştirelim hem de sizinle birlikte projeyi referanslarınız sayesinde yapımlara sunalım. Olur da kabul görürsek hikayeyi ortak oluşturur ben tretmanı üstlenir senaryo aşamasını tamamen size/tecrubenize bırakırım” görüşü sunsam olumlu bir yanıt ya da reaksiyon alır mıyım? Kendinizi veya çevrenizdeki arkadaşlarınızı düşündüğünüzde böyle biri çıksa karşınıza kaale almaz mısınız ya da oldu aldınız hikayeyi beğendiniz, geliştirme ve yapımlara sunma aşamasında o yazarla birlikte çalışır mısınız?
    * Daha önce birine daha sorduğumda bu soruyu senarist zaten hikaye yazan, üreten kişi başkasından iş almaz demişti. Madem öyle niye bu kadar kalitesiz, içi boş, sürekli uyarlama yazan kişiler haline geldiler. Hem sürelerden, içerikten dert yanıp hem de dışarda ki yeteneklere şans vermeden, onlarla hareket etmeden (Beğenme ve inanma esası), kendini üstün görerek nereye varabilirler?

    Böyle yapan birinin şansı yapımlara sunup reaksiyon almaktan daha mı fazladır? Yoksa hemen hemen aynı mıdır? Görüşlerinizi bekliyorum, saygılar efendim.

    • Gökhan der ki:

      Şöyle olur ya da olmaz demek zor. Bence çıkış yapmak isteyen bir yazar yakışıksız kaçmayacak her türlü yolu denemeli. Yazarlarla birlikte proje geliştirme yapmak imkansız bir hayal değil, denenebilir. Bakarsınız herkes için iyi bir zamanlama olmuştur, her şey yolunda gidiverir. Bakarsınız bir gün bir yapımcıya bir iş sunduğunuzda tahmin etmeyeceğiniz kadar olumlu bir cevap alırsınız. Kesin yargılar ortaya koymak, bir şey gerçekleşmeden kesip atmak doğru olmaz. Yapımcılara sorsanız iyi hikaye iyi senaryo yok derler. Senaristler de yapımcılar iyi hikayeden anlamıyor diye yakınırlar. Ben bu durumun iki muhtemel gerekçesi olduğuna inanıyorum
      1- Yapımcılar da senaristler de zannettikleri kadar iyi değiller. Sektördeki çoğu kişide belli bir ölçüde narsisistik kişilik bozukluğu var. Herkes önce kendisini doğru değerlendirmeyi öğrenmeli.
      2- İletişim ve lojistik sorunları. Çıkış yapmak isteyen sanatçıların psikolojisiyle de ilgili elbette ama çoğu zaman doğru yöntem bulunamıyor. 17 yaşındaki yazar, duayen yazar edasıyla konuşursa bu bir iletişim problemidir. İşi başından aşkın yapımcıya 300 sayfa senaryo gönderirseniz okumaz. Siz olsanız okur muydunuz?

      ”İyi iş” kişiden kişiye göre değişen görece bir kavram. Seyirci dediğimiz şey bu ”iyi nedir” sorusunu en iyi cevaplayacak makamdır. Ne var ki Cumali Ceber seyircisi sayı olarak çoğunlukta. Bu sebeple Türkiye’de sinema yapımcısı o kitleye yöneliyor. Aşk hikayesi deyince tekrar ede ede bıkkınlık veren üçgenler beşgenler bu sebeple aşılamıyor. Sorun bir anlamda toplumsal bir sorun. Ama bir yol bulunabilir mi? Elbette. Ertem Eğilmez vaktiyle başardı. Niye yeni ve farklı bir Ertem Eğilmez yetişmesin?

      • Çelik Kaya der ki:

        Merhabalar, daha yeni gördüm son mesajı öncelikle ben cevaplarıniz için çok teşekkür ederim. Bir kısa sorum daha olacak. Amerika dizi endüstrisinde roman uyarlanması çok sık var. Netflix bile roman uyarlaması yapıyor. Bizim ülkemizde bir senaryo yazmadan evvel bir roman çıkarımı yapılsa ve eğer orta/üst düzey bir okunma oranı ile yapımcıların kapısı çalınsa sizce bir avantaj sağlar mı bu genç yazarlara? Bizim 18-20 yaşındaki genç yazarlarımız çıkardıkları romanlarla Hollywood’a adım dahi atmışlar, filmleri çekiliyor/çekilecekmis, birçok haber var bu konu hakkında. Ama ne yazık ki Türk yapımcılardan hiçbir şekilde teklif gitmemiş bu gençlere. Ve yine romandan ziyade film ve diziler için yapılan senaryo yarışmalarında yazılan senaryo ödül alsa, bu ödül alınan eserler ile yapımcının kapısı çalınsa, her zaman ki durumlar ile karşılaşılır mi yine yoksa bunlar diğer yazarlara göre öne çıkarır mı bizi? Yani net olarak: “Sanatsallık, Sinema/TV sektöründe bir adım öne çıkarır mı insanı, yoksa ana amaç ödül veya okunan bir eserden çok sektördeki insanlardan alınacak olan network/referans mı olmalı?

        • Gökhan der ki:

          Genel bir ifade ile; Sanatsal yönü ağır basan romanlar senaryolar filmler ayrı bir hedef kitleye hitap eder, endüstri ürünü filmler ya da romanlar genel kitleye hitap eder. Her ikisi de çıkış yapmak isteyen sanatçılar için gereken şartları sağlayabilir. Ayrıca her iki ana akım arasında geçişkenlik de var. Yani çıkışınız ticari bir işle olabilir ama isim yaptıktan sonra sanatsal ürünler de verebilirsiniz.
          Ancak;
          Ben bu sanat/ticaret ayrımının zorunlu olmadığını düşünüyorum. Özellikle her iki akımı da sadece kendileri olduğu hallerde acımasızca eleştiriyorum. Sanatsallığını ilan eden, hedef kitlesi son derece dar sanat eserleri bir tür burjuva yaratırlar ya da bir tür burjuva için üretilmiş olurlar. İşin aslı sanatsallığı gözümüze sokan eserler kendi elit/burjuva çevresinde ticari bir meta olmayı ahlaki bulurlar. Ama bir eser halka hitap ediyorsa ticari diye eleştirilir. İkiyüzlü bir durum. Intouchables filmindeki Driss karakterinin ürettiği modern tabloyu hatırlayın. Film tam olarak yukarıda söylediğimi söylüyor. Baudrillard yıllar önce sanatın güncel durumunu net bir şekilde ortaya koymuştu. Halkın anlamadığı bir dilde konuşan bir takım kibirli insanlar kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Tatsız.
          Öte yandan konu halk olduğunda Cumali Ceber gibi bir şeyle karşılaşıyoruz. Para kazanmak tek başına gayri ahlaki bir şey değildir. Ne var ki para kazanılıyor diye her türlü sömürüye de evet diyemeyiz. Aşırı uçlarda pin pon oynamadan başka bir yol bulunabilir mi? Benim şahsi inancım kesinlikle evet ve bence yaşadığımız çağın en değerli sanat eserleri bunlar. Uzun lafın kısası önce ticari işler yapayım diyebilirsiniz, ama olur da çuvalla para kazanırsanız geri dönüp sanatsal işler üretebilmeniz çok zor olacaktır. Parayı görünce sanatla karın doymaz demek kolay olur. Öte yandan Van Gogh gibi hayatınız boyunca tek tablo bile satamama riskini göze alabilir misiniz? Picasso gibi hem büyük bir ressam olup hem de sağlığınızda iyi para yapma ihtimaliniz de var 🙂
          Size tavsiyem şu olur; geleceği arzularınıza göre yaratamazsınız. Kaderinizle pazarlık yapmayın. Doğruya ve gerçeğe hizmet edin. Bunu sanat yoluyla yapabilirsiniz ve halkı sömürmenize gerek de yok.

          • Çelik Kaya der ki:

            Peki diğer soru için hocam, ekranlarda hayal ettiğimiz o hikayeyi önce roman olarak kaleme alıp daha sonra orta ya da üst düzey okunduğunda o eser ile birlikte yapımcıların kapısını çalmak bizi avantajlı hale getirir mi? Ya da Dizi/Film senaryo yarışmaları düzenleyen yerlerden ödül aldığımızda, ya da ödül projeleri yapıma sunmak olsa mesela yazarların avantajları olur mu? Aksine yine burada iş network/referansta mi bitiyor?

            Örneğin;
            X kişisi “ABC” adlı romanı 10-30 bin arası sattı. Bu eseri aldı yapımların kapısını çaldı.

            Y kişisi ise “DFG” adlı yazdığı proje tasarım dosyasını sektördeki bir senaryo yazarı ile birlikte geliştirdi ve onun ya da onun sağlayacağı referanslarla yapımların kapısını çaldı.

            Yapımcı burada genel olarak hangisine bakıyor? Hangisinde avantajlı oluruz sizce?

            • Gökhan der ki:

              Roman yazıp sinemayı hedeflemek dolaylı bir yol. Ayrıca iyi bir roman yazabiliyorsanız mutlaka yazmalısınız zaten. Bugüne kadar durduğunuz kabahat. Senaryo yarışmalarında başarı elde etmek size çok şey kazandırabilir. Öncelikle senaryonuzu uzmanlara okutmuş oluyorsunuz. Ödül almasa bile yazdıklarınızı beğenen bir yapımcı çıkabilir. Sorduğunuz her iki seçenek de size istediğiniz çıkışı getirebilir. Ama burada önemli noktayı kaçırmayın; Asıl mesela çok çalışarak iyi bir iş üretebiliyor olmak. Siz iyi bir senaryo (ya da roman) yazın o seyircisine/okuyucusuna ulaşmanın bir yolunu bulur. ‘İyi’ sadece size göre ‘iyi’ olmasın yeter ki.

              • Çelik Kaya der ki:

                Hocam çok teşekkür ediyorum bir de ilk sorduğum soruya istinaden son sorumu sorup çekiliyorum. Yeter soru sordum, sizi de gördüm hakkınızı helal edin 🙂

                Senaryoda referans için senaryo geliştirme ve ilerleyen safhalarda proje için ortak çalışma hizmeti aldığımızda seçtiğimiz kişilerin hangi türlerde yazdığı veya cinsiyeti önemli mi? Ben 22 yaşında bir gencim mesela. Ve sektörde erkek egemenliğinin biraz ego kastığı, lider olma isteği söyleniyor. Bu yüzden fikrin ve hikayenin benden çıkacağı bir projede gencim, deneyimim yok diye geri plana itilme gibi bir durum yaşamak istemiyorum. Ve bir kadının da asla yetenekli, bu iş için hayal kuran, amacı olan bir kişiye sen daha gençsin, ben ve ekibim yazarız, senden bu kadar diyeceğini sanmıyorum. Tam aksine pişmem için beni daha çok proje ve senaryo ile içli dışlı edecektir ki zaten ilk sinopsis/genel hikaye taslağı bana ait olacak. Ancak bir erkek olduğunu düşündüğümde birincisi bir erkeğin ben “Hemcinsinden genç biriyle senaryo geliştirme” aşamasına dahi pek gireceğini sanmıyorum. Dedim ya sonuçta hormonal erkek egemenliği. 20-25 yaşlarındaki çocuğun projesine mi uğraşıyım ben tasarlar,ben yazarım kafasında olurlar diye düşünüyorum. Sonuçta erkeklerde bir liderlik/baskınlık özelliği var. Ekipte hep üstte kalma sorunu olur. Ben fikir üretim dinlenmez, sinopsis yazarım yazım aşamasında değiştirilir vs vs. Mesela size böyle bir teklifle gelseler maddi ücreti de vererek, sizin referansınızın da etkinliğiyle proje kabul edilip senaryo yazım aşamasına geçildiğinde bu genç kişi bir alt/üst ilişkisinden ziyade hikayeyi ortak tasarlayalım, sinopsis bende olsun senaryo sizin tecrubenize kalsın dese tepkiniz ne olurdu? Kadınlar bu konuda daha ince, daha ortak çalışmaya yatkın geliyor bana. Liderlik, patronluk vs. gibi özellikleri yansıtmadan hem tecrübe kazandırarak hem fikirlerine değer vererek en önemlisi ilk yazdığım taslakta ki hikayeye inanarak, ortak olarak, bunun için çalışıp çevresini kullanarak benim yararıma daha çok yardım edeceklerini düşünüyorum. Ama diyelim ki bu bir suç türünde bir proje. Veya polisiye. Veya siyasi drama. Hem dünyada hem ülkemizde kadınların bu tarz projeler yazdığını hiç görmedim neredeyse. Daima dram türünde yazıyorlar. Sizce bu istisna mı? Ve bilginiz, deneyiminiz doğrultusunda böyle bir işe kalkışmak istediğimde erkeklerden ziyade kadın yazarlar ile bu işe girişmem senaryo oluşturma safhasında ki etkinliğim açısından daha mı yararlı olur?

                • Gökhan der ki:

                  Ben değişik yarışmalarda jüri üyeliği yaptım, ne benim ne de diğer jüri üyelerinin aklından yazdığınız gibi düşünceler geçmedi, geçmez. Bence asıl noktayı kaçırmak üzeresiniz. Yazacaksınız ve işinize odaklanacaksınız. Sizin işiniz yazmak. Yapabilecekleriniz dışındaki şeylere bu kadar odaklanırsanız işin kendisinden kopacak hale gelebilirsiniz. Muhtemel çalışma arkadaşlarınıza, patronlara ya da jürilere göre davranışlarınızı, sanatınızı şekillendirme derdine girerseniz ipin ucu kaçar. Boşverin bunları, yazabildiğinizin en iyisini yazın.

  9. Fatma der ki:

    merhabalar hocam,
    uzun süredir bir proje üstün de düşünüyorum tabiri caizse neredeyse finali için bile bir den fazla fikrim var ama projenin bir ismi yok kafayı yemek üzereyim bulduğum isimler daha önce kullanılmış oluyor. kendime çok kızıyorum bu kadar mı ufkum dar diye
    sizce projemi yazmaya başlamalı’mıyım (elbet bir isim bulurum düşüncesiyle) yoksa ilk önceliğim isim mi olmalı
    unutmadan sizi 9 aydır sorularımla rahatsız ediyorum özür dilerim 🙂

    • Gökhan der ki:

      ” Projeyi yazmaya başlamalı mıyım?” Sorulmaması gereken bir soru. Dün başlamalıydınız. Vakit kaybetmeden yazmaya başlayın isim konusu bir şekilde çözüme kavuşur. Çoğu popüler film projesi ”Untitled” isimsiz proje olarak başlar. Önemli olan hikayedir.
      Burada sorulan sorulardan rahatsız olsam cevaplamam, hatta böyle bir sayfayı hizmete koymazdım, sorun yok, takıldığınız yerde, vaktim olduğunca ben buradayım. Saçma soru gelirse cevaplamıyorum zaten.

  10. Bahadır der ki:

    Ülkemizdeki senaryo ekiplerinde “Hikaye” yazarının üstlendiği rol nedir? Evet bunu çok merak ediyorum. Her bölüm öncesi bir hikaye toplantısı yapılıyor. Tüm ekip hikaye konusunda bir şeyler söylüyor ve hikaye ortak bir biçimde kararlaştiriliyorsa hatta bazı ekiplerde sahne sahne hikaye çalışması yapılıyorsa, yer yer yapımcı da hikaye çalışmalarına katılıyor, hikaye üretiyorsa ekiplerdeki hikayecinin ekstra yaptığı ne iş kalıyor? Zaten 2-3 gün oturup üzerine düşülüp belirlenmiş bir hikayeyi kaleme almayı lise talebesi de yapar. Kompozisyon yazmak kadar kolay bir iş. Dünyada senaryo ekiplerinde hikayecinin müthiş bir önemi var. Bu bariz belli. Bizim ülkemizde neden hikayeci o bölüm hikayesini tek başına oluşturmuyor? Tabii ki ekipteki diğer insanların görüşlerini alır, yapımcının görüşlerini alır çoğunluk onaylarsa yazar ama genel anlamda hikayenin bütünlüğü açısından hikayenin ayrıntılarını, sahne sahne outline çıkararak yazmak, hikayeyi kurmak hikayecinin görevi değil mi? Hikaye yazarı sadece teknik senaryo yazacak kişi/kişilerin işini kolaylaştırmak için el birliğiyle oluşturulmuş bir hikayeyi yazmaktan başka ne yapıyor? Ekipte Hikayecinin olmasının sizce bir önemi var mı? Sadece başyazar ve yazarlara yardım amaçlı başyazar olmak için uğraşan junior yazarların mesleği haline gelmiş gibi duruyor.

    • Bahadır der ki:

      Bir cevabınız olacak mi hocam? Sizlerden tavsiye alacaktım izlenimlerinizi öğrenecektim bu konu hakkında. Saygılar,beklemedeyim.

      • Gökhan der ki:

        Pardon gözden kaçmış. Genel bir şey söylemek zor. Her ekibin kendine göre tutturduğu bir çalışma yöntemi olabilir. Benim diğer yorumlarda söylemek istediğim şey kısaca şu: Her işte olduğu gibi bu işte de patron(lar) var. Bu insanlar hikayeci de dahil ekipteki her çalışana bazı direktifler verebilirler, verirler. Bu demek değildir ki oturup her işi kendileri yapıyorlar. Örneğin hikayeciye ‘A kişisi B kişisine aşık olsun ama duygularını açamasın’ diyebilir. Ama bu isteğinin nasıl gerçekleşeceğini söylemez. Arada kurulması gereken bir ton öykücük olabilir. Hikayeci yeteneğine göre bu direktifi en güzel bir şekilde yerine getirmeye çalışır. Yaratıcılık sıfırlanmış olmaz. Hikaye üzerinde tam kontrol sahibi değildir evet ama yine de işiyle kendini gösterebileceği bir alandır. Öte yandan bazen de hiç kimse işinize karışmaz, bölümler boyunca bildiğiniz gibi at koşturursunuz. Kesin yargılara varmak doğru değil. Yaşamadan bilemezsiniz. Canınızdan bezdiren durumlar da yaşayabilirsiniz, keyfinize diyecek de olmayabilir. İnsanlarla çalışıyorsunuz. Ve bu işlerin bir anayasası da yok. Uyum sağlamak ya da burnunuzun dikine gitmek sizin tercihiniz.

  11. Berk der ki:

    Selamlar Gökhan Hocam. Ben teoriden çok işin maddi boyutunu merak ediyorum. Teoride eksiklerim az kaldı ama sözleşme vs. istenecek bedel bunlar hakkında net bir şey bulmak zor. Olur da gönderdiğimiz projeler beğenilir şans bizden yana giderse bizi 3-5 kuruşa değerinden çok aşağıda maliyetle alıp senaryo aşamasında bizi verdiği o parayla sözleşmeye eklediği taahhütler ile kapı dışı etme şansları varmış öyle duydum. Senaristbir kuralları var tek ona ulaştım ve örneğin bir dizi film toplam bütçesinin senaryoda %5’i alınır denmiş bir de genel sinopsis/hikaye/karakter analizi yazan proje tasarımını yapan kişi/kişiler de ek olarak proje tasarım bedeli olarak %2 bedel isterler demişler. (Senaryo yazarı/yazarlarından ayrı olarak) Yapımlar bunlara uyuyor mu? Mesela bir projeyi tasarlayan kişi aynı zamanda senaryo ekibinde yer alacak olsa yapımcı ek olarak proje tasarım ücreti veriyor mu yoksa sadece senaryo parası mı veriyor? Yine bir dizi senaryosu en az 6 ayda gelişiyor. Bu 6 ay boyunca senarist bu projeyi hangi parasıyla yazacak? Bir geliştirme ücreti aliyor mu bu aşamada? Ülkemizde dizi projeleri bölüm başı 750.000 – 1.250.000 TL arasındalar ortalama. Bunun en az %5’i bölüm başı 37.500 yapar ama haber siteleri bölüm başı senaryo ekipleri 5-20 bin arasında alır demişler. Senaryo ekibine onların dediği rakama göre 10 bin lira verdiler diyelim ekip 4 kişi, hikaye yazan tretman yazan adama bölüm başı 2 bin falan kalır. İstanbul şartlarında senarist 6-8 bin lira için 150 dakika mi yazacak? Baş rol oyuncularının 120 bin lira aldığı bu ülkede senarist için bu çok komik rakam değil mi? Aydınlatırsanız sevinirim, çünkü birçok arkadaş olur da kabul edilirse değerinden kat kat aşağı bir değere senaryosunu satacak ve belki de kapı dışarı edilecek, bu yüzden şimdiden bilgimiz olmalı diye düşünüyorum saygılar.

    • Gökhan der ki:

      Kariyerinin başındaki senaristler için durum üç aşağı beş yukarı yazdıkların gibi, evet. Ama karamsar olmaya da gerek yok. Rakamlar değişkendir. Projesine ve ekibine göre değişir. Öte yandan tanıdığım bütün senaryo ekipleri azimli, çalışkan, disiplinli yazarlar arıyor. Bu da demek oluyor ki insanlar bir hevesle sektöre giriyor ama çabuk sıkılıyor. Eğer bu işe olan inancınız, sanat sevginiz hobinin ötesinde bir yaşam biçimi olduysa dayanıklı oluyorsunuz. Aldığınız para yetmezse aynı anda başka işler yapabilecek zaman çoğunlukla kalır. Demek istediğim o ki, işin başında sıkıntı çekmeden, adım adım ilerlemeyi göze almadan başarılı olmak pek mümkün değil. Şans ve çevresi geniş olmak sizi hızlandırabilir. Ama başarıyı getireceğinin garantisi yoktur. %5 önerilen ücrettir. Yapımcılar genellikle o parayı vermezler. Size tavsiyem sabırlı olun ve geleceğinize yatırım yapın. Kariyerin başında yüksek ücret ve itibar beklemeyin. Bu demek değildir ki hakkınızı yedirin, elbette hayır. Ama tercihler yapmanız gerekebilir, analatabiliyor muyum? İyi bir iş bulmuşsunuzdur ama ücretler (en azından başlangıçta) kötüdür. Sabredeceksiniz. İşinizde iyiyseniz insanlar sizi kaybetmek istemezler. Karakteriniz de kariyerinizin bir parçasıdır. Örneğin Christian Bale çok yetenekli bir oyuncu. Ama söylenenlere göre sette terrör havası estiriyor. Bir yönetmen ya da yapımcı böyle bir yetenekle çalışmak istemeyebilir. Sadece yetenek ve ücrete göre ekipler kurulmuyor. Kendinize iyi davranın ama narsisist olanı da kimse sevmez unutmayın.

      • Berk der ki:

        İlk başta ve orta düzey biri olunduğunda diyelim 2-3 kişilik ekibin icindeyiz minimum bir dizi filmden ne istememiz gerekiyor hocam net rakam olarak? Haber sitelerinde yazan en az 5 bin en fazla 20 bin durumu hakim mi? Ve bu ekibin senaryo ücreti mi yoksa her senariste ayrı ayrı mı bu pay veriliyor? %5 alınmadığında minimum ve maksimum rakamlar nedir?

        • Gökhan der ki:

          Bilemiyorum. Çünkü bu tür bilgiler paylaşılmaz, konuşulmaz.

          • Berk der ki:

            O vakit en doğrusu sıfırdan proje yazıp ekipte yer almadan hazırladığın projeyi noter vs. uğraşmadan SenDer tarafından tasdik ettirmek ve oradaki kişilerin bilgileri, haklar konusundaki direktifleri ile yapımcı ile ona göre konuşma yapmak. Yani bir nevi sırtı SenDer’e dayamak. Veyahut ekibe girip kendini geliştirip projeleri ekip ile paylaşmak ve ekip içinde bölüşüm yapmak, ekibin tecrübesine göre hareket etmek. Bu iki yöntemden başka çare yok sanırım. Bir de SenDer’de proje/senaryo tasdik ettirmek işlemi devam ediyor mu bilginiz var mı? Tasdix.com vb. sistemler üzerinden pek güvenilir değil olur da proje çalınırsa SenDer bu olaya el attığı takdirde çalan kişileri büyük bir felakete sürükler diye düşünüyorum. Geçmişteki örnekler onu gösteriyor. Yapımcı ile senarist arasındaki olan ilişkide SenDer’e sırtı dayamak doğru olur mu? Yapımcının zıttına bir hareket mi yapmış oluruz? Pek odaları,meslek birliklerini sevmeyip, uymadıkları aşikar 🙂

            • Gökhan der ki:

              Daha fazla yorum yapmam uygun olmaz. Çünkü artık kurum ya da kişileri konuşuyoruz. Hayat tecrübelerle doludur. Deneyeceksiniz, başaracaksınız ya da bir şeyler eksik kalacak ama bu sayede de yeni bir şeyler öğrenmiş olacaksınız. Kolay gelsin.

  12. Cenk der ki:

    Merhabalar Gökhan Bey, ben daha önce bir senaryo kursuna gittiğimde ders veren hoca ve ekibinin çalışmalarına denk gelmiştim. Madem bu konu hakkında çok soru soruluyor hem anlatayım hem de sizden net cevap almış olalım. Orada drama çalışması vardı. Bir dizinin bölüm hazırlıkları sırayla su şekildeydi:

    1-) Hikaye toplantısı (Bazen kaba taslak olarak genel öykü bazen sahne sahne)
    2-) Akış (Hikayeci arkadaş hikaye toplantısındaki hikayelere kendi yaratıcılığından da ekleme yaparak akış oluşturuyordu.)
    3-) Tretman (Eğer akış yeterli ise pek yazılmıyordu. Direk sahne başlığı ve diyalog eklenerek teknik senaryo aşamasına geçiliyordu.)
    4-) Senaryo

    Siz dizilerde düz yazı ve geniş zaman kipiyle sinopsis yazılır demişsiniz ama dizilerde sanırım sinopsis yerine akış yazılıyor. Sadece senaryonun satım aşamasında yapımcının ilk 13 bölüm hikayesini görmek istediğini biliyorum. Daha sonra bölüm hikâyelerinde yukarıdaki arkadaşlarında dediği gibi hikaye toplantısında kabaca sinopsis belli oluyor hem yapımcı bunu okurken kafasında senaryo matematiği şeklinde sahneleri canlandırsın diye hem de teknik senaryo yazanlar için pratik bir yol haritası olsun diye hikayeciler akış çıkarıyorlardı. Tıpkı tretman gibi ancak sahne başlığı ve detaylı sahne tasviri olmadan içinde önemli repliklerin de bulunması suretiyle akış şeklinde hikaye çıkarılıyordu.

    Sizin deneyimlerinizle genel anlamda sinopsis mi akış mi çıkarılıyor? Ve yapımcı veya teknik kadro bölüm hikayelerini yani sinopsisi görmek istiyor mu? Bölüm sinopsisi akış şeklinde gittiğinde aşamadan sapma mı olur? Sonuçta senaryo teknik bir mesele ve sahneleme çok önemli bir faktör. Düzyazı şeklinde (giriş – gelişme – sonuç) yazılan hikayenin edebi eserden farkı kalmaz. Bunu o ekibin yaptigi gibi sahneleyerek yazmak pratik ve daha net olmaz mı?

    • Gökhan der ki:

      Akış dediğiniz şey aslında sinopsis. Daha doğrusu sinopsisin işlevini gören bir metin. Dizi yazarları haftalık 120-140 dk senaryo yetiştirmek gibi bir külfetin içinde girdiklerinde sinopsisi kitabına uygun yazmaya çalışmaktansa kolaylarına geldiği gibi yazmayı uygun bulurlar. Bütün yazım süreci otomatikleşir. Bir sinema filminin sinopsisi okuyucusunun hissede hissede okuması için yazılmasına rağmen dizi otomasyonunda böyle lüksleriniz olmaz. Haldır haldır yazarsınız ekip de birbirini çok iyi tanıdığı için ekibin kendi içinde bir jargon oluşur. Şöyle diyelim; önemli olan işlevi. Benim bu sitede yaratıcı fikir-sinopsis-tretman derken kastettiğim şey default olarak sinema filmi için düşünülen prosesler. Mantık ve işlev aynı ama isim şekil farklı. Öte yandan başka sorulara cevap verirken de söylediğim gibi her yiğidin kendine has bir yoğurt yiyişi de olur. Kısıtlı zamanda, iş yetiştirme gerginliğiyle nasıl en seri üretim oluyorsa o…

  13. Poyraz der ki:

    Hocam merhabalar “Yerli dizi yersiz uzun” diye dert yanıyoruz ama aslında senaristler ve oyuncular burada kendi ayaklarına sıkmıyorlar mi?

    120 – 140 dakikalık bir TV dizisinde başrol oyuncusu 2. sınıf oyuncu bile olsa bölüm başı en az 60 bin lira alıyor. Senarist ve yönetmen keza en az 10 bin lira ücret alıyor. (Medyaya yansıyan rakamlar.)

    Bu dizilerin yarı yarıya, 60 – 70 dakikaya düştüğünü düşünelim. Yapımcı deli mi iki katını çekip PT 1-2’de daha fazla reyting alıp para kazanacakken az bir süre reyting aldığı halde oyuncuya, teknik ve yaratıcı ekibe aynı paraları versin. Hepsinin ücretleri yari yarıya düşer. Ve şu an 120-140 dakikalık dizilerde en az 2 senaryo yazarı ve ek olarak 2 tane de hikaye/tretman yazarları oluyor bir ekip var ve bu ekip bu pastadan bir şekilde ekmek yiyor. Yönetmenler keza yine öyle. Bir dizide 2 yönetmen ve o yönetmenin yardımcı ekibi var. Buna rağmen hala sektörde iş yapamayan bir dünya dolusu senarist/yönetmen ve olmak isteyen insanlar var. Peki bu diziler 60-70 dakika olduğunda bir yapımcı neden ekstra 2.yönetmene veya 2-3 tane yardımcı yönetmene ihtiyaç duysun? Ya da 60 sayfalık senaryoyu zaten bir senaryo yazarı yazar hikaye/tretmanı da başka bir kişi yazar. En fazla iki yazar bunun üstünden kalkar. Bu durumda geriye kalan emekçiler ne olacak? İşsiz kalacaklar. E kanalların da artık belli bütçesi var. Çoğu zararda. Sahip olduğu holding sahipleri günden güne borçlanıyor. Şu an günde 5-6 dizi yayınlanıyor dizi süreleri 60 dakika olunca ben sanmıyorum ki 10-12 dizi yayınlanacak. Kimse günde iki dizi izlemez hem kanal hem yapımcı zarar eder bu durumda. Kanallar PT 2’yi formatlarla, talk show vb. programlarla dolduracak. Zaten iş bulmakta zorluk çeken, iş yaptığı halde önünü doğru düzgün göremeyen bir sürü yönetmen, senarist varken ve tiyatrodan para kazanamadıği için dizilere yönelen ve asla bu paraları kazanma imkanı olmadığı halde kazanan oyuncu varken neden hala “Yerli dizi yersiz uzun” polemiği var? Süreyi kısaltmak demek binlerce insanın istihdamını bitirmek demek değil midir? Görüşünüz ne bu konu hakkında?

    • Gökhan der ki:

      Dizi sürelerinin uzun olmasının temel sebebi yapımcılar değil, TV kanallarıdır. Kanal prime-time’ı gece 12’ye kadar özet bölüm + uzun dizi bölümü ile kapatarak 45-50dk’lık (ideal dizi bölüm süresi) yayında alacağı reklamın kimbilir kaç katını alıyor. 45dk içinde kaç kuşak reklam girebilirsiniz? Dizi süresi 140dk olursa kaç kuşak reklam girebilirsiniz? Kanallar yapımcılara ‘sen benim şartlarımda bu diziyi çekmezsen ben yapacak başkasını bulurum’ kartını kullanıyorlar. Film yapımcıları da müthiş bir mesleki dayanışma içinde olduğu için (!) kanalın suyuna gitmek zorunda kalıyorlar. Biliyorlar ki kanalla arayı bir kere bozarsa sırada bekleyen yapım şirketleri anında boşluğu dolduracak. Hem de belki kanalın daha işine gelen şartlarda. Valla benim şahsi fikrim dumanlı havayı dağıtmak lazım ki ortalık kurtlardan temizlensin. Sektörün neresinden tutsan dökülüyor; Sendikalar görevini tam yapsa, yapımcılar da emekçiler de sendikalı olsa, reklamverenler ve medya ajansları kanallarla şeffaf ve (şu an için mevcut olmayan) yasalara uygun meslek kodları geliştirseler, kendini kurnaz zanneden üç kuruşluk akılları olan karar vericiler biraz da insan olmayı deneseler, vs. vs. … Tablo karamsar evet. Ama ülkenin gündemi her zaman o kadar meşgul ki, hala gerçek sorunlarımıza sıra gelmiyor. Sadece sinema/TV sektörü böyle değil yani. Politikacılar ‘çok ciddi’ sorunlarla uğraşmaktan görevlerini yapamıyorlar.
      Amerika’yı bir daha keşfetmeye gerek yok: Televizyon ya da film üretiminde bizden çok daha fazla deneyimi olan çok sayıda ülke var. Çalışan herhangi bir yasal modeli kopyalasak bile şu anki kaotik düzenden daha verimli olur. Zamanla ülkeye has revizyonlar da yapılır. Ama nerde… Yıllardır sinemanın duayenleri bu sorunlarla boğuştular gram ilerleme yok. Ben 25 yıldır aynı sorunları işitiyorum.

  14. Aylin der ki:

    Merhabalar Gökhan Hocam, ben Yeni Medya 3.sınıf öğrencisiyim. İdealim önümüzdeki 5 yıl içerisinde internet dizi platformlarına proje üretmek ve senaryo yazarlığı yapmak. Ancak burada özellikle internet platformu demek istiyorum. Artık kıstas biliyorsunuz çok farklı. Kast sistemi gibi sınıflara ayrılan bir ülke var. Ve burjuva sınıfı diye adlandırdığımız insanlar artık evlerinden TV’leri atar ve internete bağımlı hale geçer oldular. Hitap etmek istediğim kitle de genellikle genç ve bu kitle. TV’ler ise hala birçok kitleye hitap etse de gençleri ve özellikle bu soylu diye bilinen kesimi kendinden uzaklaştırdı. Sinema hala evrensel boyutta. Her insana hitap edebilecek bir sanat ancak drama yolunda ilerlemek istiyorum. TV’de süreler değişse dahi internette kalmak istiyorum. Çünkü hayalimdeki projelerin türleri ve hikayeleri TV izleyicilerine hitap edecek şekilde değil maalesef. Benim size bu konu hakkında 2 sorum olacak.

    1-) Senaristin “Ben sadece internete proje üretim.” “Ben televizyona yazmam.”, “Ben sadece film yazarım dizi ile işim olmaz.” gibi kendine kıstaslar belirlemesi doğal mı? “Aksiyon, Suç, Macera türüne ait bir yazarım. Ve bu projelerin sadece internet platform izleyicilerine hitap eder. Bu nedenle diğer projeler ve türlere kapalıyım demesi” o türlerde ve o platformlarda ustalaşması gerektiğinin mi kanıtı yoksa tamamıyla çıkmaz ve saçma bir yol mu?

    2-) Türkiye’de son 2 yılda Netflix’in Türkiye pazarına girmesiyle başlayan internet dizi izleme platformları ve 2 yılda sayısı 10’a ulaşmış özgün dizi/belgesel projesi var. Sizce bu platformlar önümüzdeki 3-5 sene içinde bir sezonda 5 dizi çıkarabilecek güce sahip olabilirler mi? Yoksa bu son 10 yıl içinde zor mu? Ve Netflix, Amerika hariç diğer tüm ülkelerde bu zamana kadar 5 yılda sadece 2 dizi yapmış. Bizde şuan bir proje yapıyor. Ve sanırım 2.projesi için yayınlanması/izlenmesi/tutulması derken en az bir 3-4 sene ülkemize yeni proje yapmayacağı öngörüsü var bende. Ve ne yazık ki Netflix, Türk yazarlara değil Amerikan yani kendi yazarlarına yazdırıyor Avrupa’da ki projeleri yine bizde de biliyorsunuzdur Türk yazarlar sadece diyalogtan sorumlu. Outline ve Tretman , Narcos’un yazarına ait. Netflix bu kıstası değiştirir mi? TV kanalları aksine 25-30 yaşındaki genç yeteneklere iş teslim eder mi?

    3-) Hayatını bir şekilde idame ettirmek isteyen, ancak yinede emeğinin karşılığı olarak ortalama üstünde para kazanmak isteyen birisi için internet platformları ne derece doğru? Sadece bu platformlara bağlı kalmak yazarın hayat standartlarını maddi anlamda zorlaştırır mı?

    Biraz uzun oldu hakkınızı helal edin, başka soracak danışacak kimse yok maalesef. Siz biz gençler için baş tacısınız. Sizler sayesinde başka arkadaşlarında az çok sahip olduğu bilgileri öğreniyoruz. Şimdiden iyi bayramlar. Saygıyla…

    • Gökhan der ki:

      Gücüm yettiğince cevaplamaya çalışayım;
      1- Yazar özgürdür, istediği türde yazar istemediği türde ya da mecra için yazmaz. Zorla kimse, bir yazarı bir şeyler yazmaya zorlayamaz. Ama ne var ki yazar da insandır; paraya ihtiyacı vardır, çıkış yapmak için fırsat kolluyordur vs. Önüne gelen imkanları reddetmek istemeyebilir. Stephen King olana dek her gelene evet demek zorunda kalmış olabilirsiniz. Eşiği geçtikten sonra kendi kurallarınızı koyarsınız. Yani tercih sizin. Genel bir yargıya varmak imkansız.
      2- Şöyle cevap vereyim; ben Netflix olsam ben de aynını yaparım. İki önemli gerçeği görmemiz lazım: a- türk yazarlar kendilerini beğeniyorlar ama bu onları herkesin beğenmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Ben çok sayıda senaryo okumuş biri olarak, ülkemizde teknik anlamda yeteri kadar ve üst düzey senaryo yazılamadığını biliyorum. b- Türk yazarlar yetenekli olsalar da evrensellik sorunu yaşıyorlar. Cem Yılmaz gözümüzün önündeki çok büyük bir yetenek. Zeka ve yetenek dünyada en üst sıralara çıkar. Ama gel gör ki lokallik bariyerini aşamıyor. (en azından şimdilik, ümidimiz bir gün başarması) Biz, ne hikmetse bu coğrafyadan bakarak dünyayı okumakta ısrarlıyız, üstelik dünyaya uyum sağlamayı istemiyoruz bile. Bütün dünya bizim gibi olana kadar da durmayacağız. Bu sebeple ben derslerimde ve bütün yazılarımda klasik drama, klasik anlatı vurgusu yapıyorum. Genç yazarları ve yazar adaylarını Kurosawa’yı dünyanın en büyüklerinden yapan yola ikna etmeye çalışıyorum. Kemal Sunal filmleri ya da Hababam Sınıfı gibi işler gerçekten üst düzey işler… Ama evrensel değiller. Klasik ve evrensel özleri olan hikayeler lokallik battaniyesi altında kayboluyor. Bu sebeple genç yazarlar Billy Wilder uzmanı olmalı diyorum. Ernst Lubitsch örnek alınmalı diyorum. Bu yazarların içerikleri değil yaklaşımları iyi çalışılmalı. Çok övündüğümüz, bütün dünyaya sattığımız dizilerimiz şu an dünyada; bizim bir zamanlar küçümsediğiniz Brezilya dizilerinin yerini aldı. Seyrediliyorlar ve para kazandırıyorlar evet ama aynı oranda prestij getiriyorlar mı, emin değilim. Netflix para verip bir dizi yaparsa sadece Türkiye’de izlensin istemez. Evrensel bir senaryo olsun ki bütün dünyada izlensin ister. Haksız mı?
      3- Hayatını yazarlıktan kazanan ya da kazanmak isteyen biri, ilk sorunun cevabında belirttiğim eşiği geçene dek binbir türlü işe imza atmak zorunda kalabilir. Bence alçak gönüllü olmalı ve alanında bir usta olduğunu kanıtlayana dek içinde yazarlık olan her şeye evet demeli, genç yazar. Tabi her şeyin bir sınırı ve adabı var. Sizi siz olmaktan çıkaran işler hariç.

  15. Mehmet der ki:

    Merhabalar GÖKHAN BEY. bir senaryoda Flaş back nasıl olmalı.
    Kadın üzgün yatağa yattı kocasının resmine baktı. üç yıl önce Kocasının ona çiçek getiridiği görülüyor. kocasıyla ikili sohbet gülüşmeler: devamı kadın kapı sesine uyanıyor. kocasının ölüm haberini bir adam veriyor. yere diz çöküyor . tekrar resimli güne dönüş.
    bu gibi.
    Flaşback neresine yazmalıyım bitirirken ne demeliyim.
    Sizde örnek varsa oda olabilir . teşekkürler

    • Gökhan der ki:

      Yukaridaki yorumlarda ornekleri gecmis olabilir, yine yazayim;
      Filmin şimdiki zamanında geçen sahneyi flashback için hazırlarsınız. Geri dönüş başladığı andan itibaren görüntüde ne olacaksa yeni bir sahne açarsınız ve sahne başlığına ya da aksiyon kısmına dikkat çekecek bir şekilde Flashback/Geri Dönüş yazarsınız. Geçmişte yaşanan görüntüler bitince Flashback sahnesini bitirir, kaldığınız yerden devam edersiniz.

  16. Mehmet der ki:

    Gökhan bey. sahneyi diyolokla anlatmaya çalışıyorum. bu şekilde ilerlenebilirmi?

    INT. YATAK ODASI – GÜN
    …………………………
    İpek elini yüzünden çekiyor, ona bakıyor.Gözyaşları yanağından aşağı iniyor.Eliyle Onları siliyor.
    İPEK
    Üstüme gelme.Sadece biraz daha zamana ihtiyacım var.
    ÇAĞRI
    Ne zaman yaptın.
    İPEK
    Dün sabah.
    ÇAĞRI
    Onlarla hiç konuştunmu? Bizim hakkımızda ne biliyorlar.
    EXT. ŞEHİR DIŞI ARABA- GÜN – CONTINUOUS
    Bir gün önce: İpek konuşmaya devam eder.
    İPEK (V.O.)
    Hiç bir şey. Onlar ölüden farksızdı.
    Soğuk ve sisli dağ yolu,etraf sessiz , ipek ön farlar yanık bir ağaçlık kenarına kadar geliyor.
    İPEK (V.O.)
    Dün hava kapalıydı. Kozlucada bir ağacın yanında indirdim.

    • Gökhan der ki:

      Diyaloglar akarken görüntüde kayda değer bir şey yoksa tamam, uygundur. Ancak unutmayın asıl beceri diyaloga mümkün olan en az yeri vermek. Görüntüyle anlatabilmek. (bir diğer not sizin açıklamalarınız, aksiyon dediğimiz metinler ve diğerleri geniş zaman kipi ile yazılmalı. -yor, -ecek, -dı, -di kullanmayınız.)

  17. Rıfat Yıldızcı der ki:

    s iç gün gemi kamara
    Giovanni yaslandığı koltuğundan doğrulur,şapkasını düzeltir, cebinden Silvio’nun odasından aşırdığı işaret taşının resmini çıkarıp bakar. Büyükbabasının gösterdiği işaret taşının resmini gözünün önüne getirir.
    S. iç gün büyükbaba ev yatak odası(Flashback in-out)
    Büyükbaba eliyle sarayın bahçesinin giriş kapısını ve duvara yerleştirilen işaret taşını gösterir.
    bÜYÜKBABA
    Görüyürsun değil mi Gıovanni İşaret taşını. Hazine bu işaret taşının birkaç metre önünde bulunuyor.
    Defterden bir sayfa daha çevirir.İşaret taşının daha detaylı çizilmiş bir resmini gösterir.
    bÜYÜKBABA
    Bu da işaret taşının daha detaylı çizilmiş bir resmi.
    Giovanni elindeki resmi katlayıp cebine koyar. Yerinden kalkar ve koridora yönelir. HOCAM MERHABA, SAHNENİN ORTASINDA FLASBACK İN VE OUT ÖRNEĞİ. TEKNİK VE ŞEKİL BAKIMINDAN DOĞRU MU? KOPYALA YAPIŞTIRLA BİRAZ BOZULDU. ACİL CEVAPLARSANIZ SEVİNİRİM . TEŞEKKÜRLER

    • Gökhan der ki:

      Yazim hatalarindan dolayi gozumden bir sey kacmadiysa dogru. Flashback sahnesinin sonuna flashback sahnesinin bittigini de belirtmenizde fayda var. Butun mesele okuyan yapimci-yonetmen-oyuncu’nun senaryoyu dogru bir sekilde anlamasi.

  18. Rıfat Yıldızcı der ki:

    s.20 İÇ GÜN GEMİ KAMARA
    Giovanni yaslandığı koltuğundan doğrulur,şapkasını düzeltir, cebinden Silvio’nun odasından aşırdığı işaret taşının resmini çıkarıp bakar. Büyükbabasının gösterdiği işaret taşının resmini gözünün önüne getirir.
    S.21 İÇ GÜN BÜYÜKBABA YATAK ODASI(Flashback in)
    Büyükbaba eliyle sarayın bahçesinin giriş kapısını ve duvara yerleştirilen işaret taşını gösterir.
    BÜYÜKBABA
    Görüyürsun değil mi Gıovanni İşaret taşını. Hazine bu işaret taşının birkaç metre önünde bulunuyor.
    Defterden bir sayfa daha çevirir.İşaret taşının daha detaylı çizilmiş bir resmini gösterir.
    BÜYÜKBABA
    Bu da işaret taşının daha detaylı çizilmiş bir resmi.
    s.22 İÇ GÜN GEMİ KAMARA(Flashback out)
    Giovanni elindeki resmi katlayıp cebine koyar. Yerinden kalkar ve koridora yönelir.

    HOCAM TEKRAR MERHABA; KOPYALAMADAN OLUŞAN YANLIŞLARA DİKKAT ETMEMİŞİM: DÜZELTTİM VE TEKRAR GÖNDERİYORUM. SORU: FLASHBACKİN BAŞLANGICINDAN ÖNCEKİ SAHNE 20, FLASHBACK İN 21, FLASHBACK OUT 22 OLUYOR . SAHNE 20 ve 22 AYNI BAŞLIĞI TAŞIYOR. DOĞRU MU YAPMIŞIM. TEKRAR BİR KELİMEYLE CEVAPLARSANIZ SEVİNİRİM. TEŞEKKÜRLER

    • Gökhan der ki:

      Sahne basliginda flashback out diye bir sey kullanilmaz. Sahne 21’in sonuna Buyukbaba’nin diyalogundan sonra “flashback sona erer” seklinde yazabilirsiniz. Daha sonra sahne 22’nin basligi Sahne 20 ile ayni olabilir, hic bir sakincasi yok.

  19. Azra der ki:

    Hocam merhaba biz 14 yaşında iki arkadaşız ve bir senaryo yazmaya başladık daha önce yazılan yaz dizilerine benzemiyor çok farklı ama Türk halkına hitap edebilecek bir senaryosu var sizce yapım şirketine göndersek bizi kale alırlar mı yoksa senaryomuzu okumadan mı reddederken?

    • Gökhan der ki:

      Ne kaybedersiniz? Hiçbir şey. Ama şansınızı artırmak için bazı şeyler yapmak elinizde. Örneğin hiç bir tanışıklığınızın olmadığı bir yapım şirketine posta ile gönderilmiş senaryoların okunma şansı düşüktür. Bu yüzden okunmayı garantiye almaya çalışmanız lazım. Bir tanıdık işe yarayabilir. Yoksa böyle biri, bir büyüğünüzle (belki bir öğretmen) bizzat kapı çalmakta fayda olabilir. Fakat ne olursa olsun şunu bilmelisiniz; bu (yazarlık) uzun soluklu bir yolculuk. İlk gönderdiği işi ilgi gören büyük bir yazar ben bilmiyorum. Yani reddedilmeyi göze alarak yazar olursunuz. Yoksa yazmayan kalabalıklar içinde yerinizi zaten almışsınızdır.
      Isterseniz projenizi aşağıdaki sayfada yayınlayabilirsiniz. Sayfadaki şartları iyice okuyun ve uygun bir şekilde gönderin. Kimbilir belki bir yapımcının ilgisini çeker..
      http://www.gokhanyorgancigil.com/?p=2247

  20. Mehmet der ki:

    Acaba sitenizde yayınlanan bir proje. Çekim senaryosuna dönüştü mü ? Bir de senaryo çekim aşamasına geldiğinde Senarist çekim bitene kadar sette mi kalır. Yani senaristin işi ne ne zaman son bulur.
    Teşekkürler.

    • Gökhan der ki:

      Projeler henuz yeni yayinlanmaya basladi. Zamanla gorecegiz.
      Senaristin sete gelip gelmemesi senariste ve yapimciyla yonetmene bagli. Senarist gelmek isterse gelebilir. Yapimci ya da yontemen istemezse gelemez. Boyle bir ihtimal var mi? Evet var, ikili iliskilere bagli bir durum. Ama genel olarak senaristin isi, cekim kopyasini teslim ettigi zaman biter. Yapim ekibinden revizyon talepleri son ana kadar gelebilir ve senarist gerekeni yapmak zorundadir.

  21. Ünal der ki:

    Hocam Merhabalar,
    Ben tarihi bir uzun metraj film senaryosu yazıyorum. Sinopsis aşamasını bitirdim. Treatman aşamasında da bir 10 sayfalık hikaye yazdım. Şuan senaryo yazıyorum. Bu aşamada da yaklaşık olarak 24 sayfayı yazdım. Sinopsisi tanıdığım bir filmci arkadaşıma gönderdim. Çok beğendiğini ve mutlaka bunu film yapmamızı ancak böyle bir konunun kesinlikle Türk yapımcılar tarafından kabul görmeyeceğini ve yurtdışında yapımcılara sunmamız gerektiğini söyledi. Hikayeyi de az çok kendisine anlattım ve maliyet anlamında da biraz maliyetli tutacağından Türk yapımcıların ilgilenmeceğini söyledi. Konuyu uzatmadan sorularıma geçeyim:
    1- Tarihi bir film yazarken tüm hikayeyi gerçekliğine uygun olarak mı yazmak gerekir? Benim hikayem M.Ö. 10 bin yılında başlıyor. Ancak günümüzde devam ediyor. Bu hikayeye hayal gücü katmamın sakıncası var mıdır?
    2-Filmi önce M.Ö. 10 bin yılında başlatıp o yıllardan bir olayı anlatıp günümüze geri döndüğümüz olay Flashback mi yoksa Flashforward mı olacak? Eğer Flashforward ise bunu olayın sonunda belirtmeli miyim?
    3-Gerçekten böyle maliyetli yada tarihi filmleri türk yapımcılar çekme konusunda çekingen mi davranıyorlar?
    4-Uzun metraj film senaristleri de dizi senaristleri gibi ekiplerden mi oluşur? Yoksa bir kişi hem hikayeyi, hem senaryoyu hem de kurguyu tek başına yapıp yapımcıya ve yönetmene sadece alın bunu çekin mi demelidir?
    5- Son olarak bu sektörde acemi biri olarak ve kandırılma korkusu yaşayan biri olarak, ücretlendirme ve sözleşme konusunda fikirlerinizi rica ederim?
    Cevaplarınız için peşinen teşekkürler…

    Saygılarımla,

    • Gökhan der ki:

      1- Hikayeyi nasıl anlattığına bağlı. Bazı hikayeler kendi anlattığı tarihi ciddiye alır. Üslubuyla gerçeklik vurgusu yapar. Ama bazı hikayeler (mesela) alternatif tarih yazar, yani “ya tarihte gerçekten olduğu gibi değil de böyle olsaydı” havasındadır. Bazı hikayeler tarihte karanlıkta kalmış, üzerinde spekülasyon yapılabilecek olayları “böyle olmuş olabilir” havasında verir. Yani kısacası seçeceğin üslup bu noktada önemli. “Ben tarihi anlatıyorum” deyip hayal kurduklarını yazarsan çelişkili bir üslubun olur ve pek muhtemel ki olumlu sonuçlar doğurmaz.
      2- Flashback filmin akışı içinde geriye gitmek demektir. Yani sen olayları kronolojik anlatacaksan; zaman akışında ileri/geri zıplamalar yapmayacaksan yazacağın senaryo ne flashback ne de flasforward sahneler içermis olmaz. Her sahne zaman olarak bir öncekinden ilerideyse, zaten zaman olması gerektiği gibi akıyordur. Bir sinema filminde kahramanımız arabasıyla ilerlemektedir. Sonra kahramanımızı evinin kapısını açarken görürüz. Ee? Aradaki zaman nereye gitti? Bu evin bir bahçesi, merdiven ya da asansör faslı yok mu? Ya da Kahramanımız arabasını park edecek yer bulamadığı için yarım saat evinin etrafında dolandı mı? Hayır. Bu flashforward olarak değerlendirilemez. Senaryo yazarlığı hayattaki gereksiz ayrıntıları ayıklama sanatıdır. Sen yazacağın her sahnenin başlığına (ya da ekranda bir görüntü olarak) sahnenin geçtiği yılı yazarsın, olur biter. Flashback/forward mı diye bocalamaya gerek yok.
      3- Dünyadaki her yapımcı çekingen davranır. “Çuvalla para harcayacağım ama acaba bu parayı fazlasıyla kazanabilecek miyim?” Soru bu. Haliyle insan çekingen olur, normaldir.
      4- Duruma göre değişir. Ama zaten bir senaryo film olana dek çok sayıda insanın elinden geçer duruma göre ekipler kurulur. Ama ilk başta mutlaka bir ilk taslak senaryo yazılması gereklidir. Bunu ister sen tek başına yaz, istersen yeteneklerine inandığın insanlardan oluşan bir ekip kur farketmez. Bu ilk taslağı yaz, yapımcılar beğensin, hadi bunu çekelim desinler, daha neler neler olur.
      5- Bu da çok değişken. Büyük bütçeli bir filmin senaryosuyla senaristlik hayatına başlama ihtimalin sıfır değil ama oldukça zor. Peter Jackson dünyanın en büyük bütçeli filmlerini yapmadan önce kendi ülkesinde nerdeyse sıfır bütçeli deli saçması ama dikkat çekici filmler çekti. Sonra bir Hollywood yapımcısının dikkatini çekti ve “yeteneklerini bir de eli yüzü düzgün bir bütçe ve ekiple göster bakalım” dediler. Bu film (The Frighteners, 1996) de başarılı olduktan sonra “sende Yüzüklerin Efendisi’ni yapacak kumaş var” dediler. Öyle pat diye olmuyor hiç bir şey. Sen projeni beğendir, sana bazı kapıları açsın. İlk senaryon için ücret pazarlığını da bu mantıkla yap. Bazen para değil sonraki projeyi kazanırsın.

      • Ünal der ki:

        Cevabınız için teşekkürler.
        Vaktiniz almayacaksa birkaç sorum daha olacaktı.
        1- Filmlerde telif hakkı konusu nasıl işler. Mesela Atatürk’ün ismini yada uğraştığı bir projeyi filmde kullanmak için nerelerden izin almak gerekir. Yada ölmüş birinin eserini, adını kullanmak sakıncalı olur mu?
        2- Flash ile ilgili olarak, mesela bir şehirde bir olay gerçekleşiyor. olay bitiyor. Sahne değişecek, başka bir şehre gidecekler. O aradaki geçen sürede herhangi bir eylem olmayacak. Sahne de yok ve diğer sahne başka şehirdeki yerden başlayacak. Bu durumda da Flash ile ilgili bişeyler yazmamız gerekir mi?

        Cevaplarınız için peşinen teşekkürler…

        Saygılarımla,

        • Gökhan der ki:

          1- Ölmüş insanların varisleri varsa hak iddia edebilirler. Bu genellikle eser sahipleri için geçerlidir. Yani alıntı yaparsanız, izin almalı hatta telif ödemelisiniz. Ama ölmüş birine bir karakter olarak yer vermek, hayalinizde onu konuşturmak, bir maceraya sokmak telif gerektirmez. Yeter ki varislerini rencide edecek bir şeyler yazmayın. Bu kez size telif değil tazminat davası açabilirler. Atatürk gibi topluma mal olmuş büyük insanlar için bu söylediklerim daha da hassas olmanızı gerektirir. Nitekim Atatürk’ün anısı devletimizin yasalarıyla da korunmaktadır.
          2- Flash çok kısa süreli hatırlama/hatırlatmalar için kullanılır. Seyirci farklı şehirlere ait görüntüleri tanıma şansına sahipse hiç sorun yok. Örneğin sahne 1 Ankara Kocatepe Camii bahçesinde sahne 2 Üsküdar’da Kız Kulesi’nin önünde. Ama sahne 1 Ankara’da bir evde bir odanın içinde sahne 2 İstanbul’da bir evde bir odanın içindeyse seyirci mekan değişikliğini haliyle anlayamaz. Bunun için genellikle filmlerde yeni gidilen şehirle ilgili genel görüntüler kullanılır. Yani Ankara’daki ev sahnesinin ardından İstanbul genel görüntüler girer, sonra İstanbul’daki ev içine geçilir. Ne yapmaya çalıştığınıza bağlı olarak değişecek şeyler tabi bunlar. Bol film izlerseniz çözüm bulma şansınız artar. Çok okuyup çok izleyin. Artık seyirci değilsiniz, değil mi?

  22. Ahmet Berat der ki:

    Hocam merhabalar ben sizlerden bilgi ve öneri almak istiyorum. Birkaç sorum var. Senaryo yazmaktan ziyade biraz sektörel işleyiş ile alakalı çünkü bu işi meslek olarak yapmak istiyorum. Ama freelance olarak değil içerik üreticisi olmak istiyorum. Ve ürettiğim içerikleri bir ekip ya da senaryo yazarı ile birlikte bölümler halinde hikayelestirmek ve senaryosunu yazmak. Yani hem yeni interaktif medyaya (Puhu, Blu) hem kanallara özgün içerikler üretmek veya eserler uyarlamak. 2 kursa gittim senaryo yazma biçem ve biçimlerini biliyorum. Ama senaryonun sahnelere ayrılmış halini yazmaktan zevk alamıyorum. Benim çocukluk hayalim hep hikaye anlatıcılığı idi. Kariyerimi de özgün projeler tasarlayan, tasarladığı projelerin gidişatını izleyen, bölüm hikayelerini tasarlayan, tasarladığı projede oynayacak oyuncuları seçmede veya onaylamada parmağı olan ve bu işin ehli bir yazara işi paslayan kişi olmak istiyorum. Bunun sektördeki karşılığını çok araştırdım. İki karşılık buldum: 1-) Kanalların veya yapımların drama departmanlarinda çalışan drama müdürleri veyahut içerik direktörleri. 2-) Yapımların bünyelerinde çalışan yürütücü yapımcılar. Lakin yürütücü yapımcılar biraz daha işin mali kısmındalar. Yani yapmak istediğim şey Amerika endüstrisine göre “Creative Producer” neredeyse her dizide var bu terim ama biz de pek kullanan yok ben bu işi ciddi anlamda kafaya koydum. Freelance olarak yani sürekli iş alıp iş yapan kişi olmak istemiyorum. Bunun hayalini kuran bir sürü genç var. Senaryo yazmaktan diyalog yazmaktan zevk alan. Ben onlara zevkle, heyecanla yazacakları bir hikaye üreten insan olmak istiyorum. Birlikten güç doğar. Ancak böyle böyle paslaşa paslaşa bu sektörü hak ettiği yere ulaştırırız diye düşünüyorum. Benim isteğim;
    1-) Kanalların veya yapımların drama bölümlerinde çalışan kişilerin sektöre girişleri nasıl oluyor? Bu kişiler önce senaryo yazarı/ yönetmen olarak başlayıp yıllandıkça mı buralara geliyorlar yoksa drama ya da içerik departmanlarında pişerek mi?
    2-) Yaratici yapımcıların Amerika endüstrisinde bütçeye katkısı var mı? Yani bizim burada bu terim gelişse baş yapımcı bu kişiyi ortak yapımcı yaparak bütçeye yardım ister mi yoksa içerik üretmekten, dünyayı kurmaktan, oyuncuyu/yönetmeni secmekten sorumlu bir kişi mi oluyor?
    3-) Yine yaratıcı yapımcılık dışında yürütücü yapımcılar yapımcının bizzat kendisi mi oluyor? Ben sanki hep farklı isimler görüyorum. Ve yürütücü yapımcıların da yine bütçeye katkısı var mı yoksa yapım elemanı olarak belli bir ücret karşılığında mı bu görevi yerine getiriyorlar?

    Kısacası bu sektörde anlattığım hayalime göre benim yapmak istediğim meslek ve ilerlemem gereken yol nedir? Yardımcı olursanız çok çok mutlu olurum, çok ihtiyacım var. Eğer özel olarak yazmak isterseniz mail olarak da dönebilirsiniz. Şimdiden teşekkür ediyorum.

    • Gökhan der ki:

      1- Bol paranız yoksa kimse sizi yapımcı ya da yaratıcı yapımcı vs. gibi görmez. Yapmanız gereken şey hep aynı: rüşdünüzü ispat etmek. Bir yerden başlayacaksınız ve adım adım kendinizi sevdirerek, işinizi çok iyi yaparak, disiplin ve iş ahlakınızla. Daha iyi bir yol yok. Bir film setine gidin, ne iş olsa yaparım para da istemiyorum hatta bana yemek bile vermeyin kendi yemeğimi getirirm deyin. Sonra da setteki en çalışkan insan olun. Sizi bir sonraki projeye çağırmazlarsa ben de bir şey bilmiyorum. (merak etmeyin çalışmaya başlarsanız yemeğinizi verirler, o kadar da değil) Konuyu anlatabiliyor muyum? Uzun süre bonus eleman olarak çalışırsınız. Ne iş olsa yaparsınız. Belki aradan 1 yıl hatta daha fazla geçtikten sonra yeni bir projede hangi pozisyonda çalışacağınızı seçme şansınız olur. Daha kritik olan pozisyonu seçin. Yani daha çok işe yarayın. Bu yeni pozisyonda da işinize hayran olsun insanlar. Artık yapımcılar ve yönetmenler sizi bizzat tanımaya başlarlar. Sonrası Allah kerim. Bu zaman zarfında siz zaten olayı çok iyi kavrayacağınız için ne yapacağınızı benim buraya daha fazla yazmama gerek yok.
      2- Yok. Dizilerde dediğiniz insanlar showrunner olarak adlandırılıyor ve stüdyo yöneticilerinin altında çalışıyorlar. Örnek David Shore, Vince Gilligan.
      3- Executive Producer; hayal edip yapıp yaptıracak güce sahiptir. Sette elinde telefon, sonraki sahnede acil kamyon lazım diye koşuşturan Yapımcı(producer) değildir. Altında Producer’lar çalışır. Bir proje Yapımcılar tarafından yürütülürken ofisinde oturur sonraki projeleri hem finansal hem de kreatif açıdan tasarlar. Executive Producer’lar showrunner’lar gibi kreatif insanlar olmak zorunda değildir. Sadece finans işlerinde mahir olabilirler. Ancak zamanla popüler ve güçlü birer yapımcıya dönüşmüş yönetmenler de Executive Producer koltuğuna oturabilirler. Amerikan film endüstrisinde Producer memurdur. Stüdyonun emrindedir. Ama kendisi de projeyi yapmak için patronları ikna etmeye çalışabilir. Robot değildir. Şu filmi izleyin: What Just Happened (https://www.imdb.com/title/tt0486674/)

      • Ahmet Berat der ki:

        Hocam aslında benim soru biraz eksik kaldı. Tam anlatamadim herhalde. Genel olarak drama departmanları hakkında bilgi almak istiyorum ben. Maalesef bu konuda bilgi kıtlığı var. Araştırıyorum ama hiç bulamıyorum.

        * Bu departman tüm yapımlarda/kanallarda var mı ve görevi senaryo doktorluğu/danismanlik mi yoksa içerik üretme/geliştirme/showrunnerlik ve gerektiğinde mi? Mesela bu işi kariyer olarak düşünüyorum ama aslında bu bir meslek değil danışmanlık mi yani mesela kanal veya yapım bu kişileri tam zamanlı olarak mı çalıştırıyor yoksa sizler gibi senaryo doktorluğu hizmeti veren kişilerden belli ücret karşılığı proje başı danışmanlık mi alıyor?

        * Maddi konularda freelance senaryo yazarı yaptığı işten işe para alırken ya da gecikmeli alırken, drama departmanında çalışan bir yazar maaş usulü mu çalışıyor yapım ve kanal bünyesinde? Eğer tam zamanlı çalışıyor ve maaşları düzenli ise birçok yazar var freelance çalışıp hayatından memnun olmayan neden bu alanları seçmiyor? Türkiye’de oturmuş bir alan değil mi henüz?

        * Senaristlere gelen revizyonlar var bu revizyon kararını kanal veya yapımcı kendi kararına göre mi veriyor (ki Türkiye’de ki yapımcıların çoğu ticaret için yapıyor bu işi yaratıcı yapımcı sayısı bir elin parmağını geçmiyor) bunların içinde tam zamanlı olarak çalışan kreatif direktör ya da (drama müdürü) ve ekibinden mi geliyor bu karar?

        • Gökhan der ki:

          * Drama Departmanı kendi drama yapan ya da yaptıran televizyon kanallarında olur. Kanal drama yaptırmıyorsa satın alma departmanı yayınlanacak dramalara karar verir. Drama departmanı drama adına kanalın en yetkili birimidir. Yani genel müdürü ya da kanal sahibini ezemez ama yapılacak yapılmayacak işlere karar verir. Altında senarist, yönetmen, yapımcı, senaryo doktoru ne isterse çalıştırabilir. Türkiye’de bu tür mesleki iş bölümleri için genel bir şey söyleyemiyoruz. Müdür, patron vs. ne derse o olur. Ben zamanında bir başbakanın showrunner’lık yaptığını gördüm, güzide TV sektörümüzde her şey mümkün. Projeyi beğenip olsun olmasın diyen genelde müdürlerdir. Senaryo doktoru ya da yazar çalışıyorsa kadroda yapacağı iş detayda kalır. TV sektöründe patronlar, müdürler hayallerini gerçekleştirebilir, sanatçılar değil.
          * Duruma göre yine değişkenlik gösterebilir ama genellikle bir proje onay alıp bütçesi çıktıktan sonra yazar yönetmen kim varsa maaşlarını projeden alırlar, yani yapımcıdan. Dolayısıyla TRT hariç, bünyesinde dramaturg, senarist vs. çalıştıran kanal var mı bilemiyorum. Piyasadaki senaryo ekipleri genel itibarla freelance insanlarda oluşmakta. Sigorta vs gibi teknik konularda herkes kendi başınadır. Mutsuzluk belirsizlik ve bu yalnızlıktan kaynaklanıyor. İş olunca iyi para kazanabilirsiniz ama düzenli olacağını kimse garanti edemez.
          * Senaryoda revizyon emrini, reytingleri kim para kaynağı olarak görüyorsa o verebilir. Yani müdür, yani patron. Yönetmen, yapımcının onayını almadan revizyon yaptıramaz. Ufak tefek revizyonlardan bahsetmiyorum; giren çıkan ana karakter, genel anlamda plot değişikliği vs. gibi durumlarda sadece kanala gelecek para konusunu nasıl etkileyeceğine göre verilir.

  23. Orhan der ki:

    Gökhan Bey merhaba,

    Öncelikle samimiyetinizle bilgilerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Bayramınızı da tebrik ederim.

    Bir dizi film senaryosu yazıyorum. Teknik 3 sorum olacak.

    1) Birbiriyle bir dakika sonra karşılaşacak olan iki karakterin ayrı sahneleri var. Görüntü geçişleri çokluğundan dolayı karşılaşmalarını tek bir sahne altında yazabilir miyim ?

    Şöyle ki x karakteri y karakterinin çalıştığı işyerinin yakınındadır ve y karakterinin çalıştığı yerin adresini yoldan geçen birisine sorar. y karakteri de o sırada işyerinde işiyle meşgul. y karakteri adresi bulmaya çalışır, x karakteri işyerinde birisiyle diyalog halinde v.s. böyle 3-4 geçişli iki ayrı mekanlı bir sahneleme olacak.

    Sahne başlığını,

    Sahne 34. X DÜKKANI – DIŞ / GECE
    SOKAK-X DÜKKANI YAKINI – DIŞ / GECE

    şeklinde yazarak iki karakterin de aksiyon ve diyaloglarını tek bir sahne altında belirtebilir miyim ?
    Yoksa aksiyon ve diyalogları geçişlerle her defasında ayrı ayrı sahnelemek mi gerekir ?

    2) Birbiriyle ilgisi olmayan iki konuyu sahneliyorum. Sahne 25’i keserek sahne 26’ya geçtik diyelim. 1 dakika sonra tekrar sahne 25’e dönmek istiyorum. Sahne 25’deki aksiyon ve diyaloglar kaldığı yerden devam edecek. 25’e döndüğümde yeni bir sahne başlığı açıp aksiyon kısmına (sahne 25’den devam) yazabilir miyiz ? Bu yapımcı ya da projeyi değerlendirecek kişiler tarafından gereksiz bir bilgi olarak görülebilir mi ?
    Yoksa hiç yazmayayım mı?

    3) Birbiriyle ilgili konular içeren fakat 2-3 dk. sonra karşılaşma, yüzleşmeye bağlanmayacak, ayrı mekanlarda (semtlerde) geçen iki sahneyi tek bir sahne altında yazabilir miyim ? (Ünlü bir dizinin senaryosunu okurken böyle bir sahnelemeye birkaç kez rastlamıştım.)

    • Gökhan der ki:

      1)
      SAHNE 34 X DÜKKANI
      (sahne 34 ve 35 kesmelerle paralel kurgulanacaktır)
      xxx xxx xxx xxx

      SAHNE 35 X DÜKKAN YAKINLARI
      (sahne 34 ve 35 kesmelerle paralel kurgulanacaktır)
      xxx xxx xxx xxx

      Her iki olayı birer sahne olarak yazıp her iki sahnenin başında nasıl kurgulanacağına dair bir açıklama yapabilirsiniz.

      2)
      İlk soruya verdiğim cevapla aynı. Sahneler çekilirken tek bir sahne gibi çekileceği için, yani bir sahne çekilirken aralarda kesme olacak yerlerde çekim kesintiye uğratılmayacağı için senaryoya gerekli açıklamaları yazmalısınız. Yine de bilmelisiniz ki bu açıklamanız yönetmen için sizden gelen bir öneridir. O istediği gibi kurgular. Eğer isteğiniz yeteri kadar makulse problem çıkmayacaktır.

      3)
      Dizi senaristleri ve ekipler kendi aralarında özel bir dil geliştirmişlerdir. Onların işlerine bakarak ‘doğrusu buymuş demek ki’ demeyiniz. İşi kitabına uygun yapmak istiyorsanız ayrı sahneler yazmalısınız.

  24. Mertcan Ozgan der ki:

    Gökhan Hocam merhabalar. Ben dizi/film telif hakları konusunda bir soru soracağım.
    Ülkemizde izlediğimiz neredeyse bütün diziler ve filmlerin hepsi Amerika ve Avrupa sinemasında oynamış, izlediğimiz dizilerin ta kendisi. Artık Kore uyarlamalarinda başladı. Ancak yazan insanlara gazeteciler ne zaman sorsalar “Asla çalmadim kendi özgün fikrim, filmi/diziyi izlemedim bile, hikayeler birbirine benzer bu doğal.” vs. der geçiştirirler. Ama insan izleyince bu kadar da olmaz dediği yerler oluyor sahne sahne diyaloglara kadar çalanlar da var. Ve kimi projeler yayınlanmadan önce “Şu şu film/diziden alıntı.” yazarken kimisinde göz göre göre çalıntı olmasına rağmen özgün proje gibi ekrana sürülür. Sorum şu uyarlama yapılan projede telif sahibi insanlarla iletişime geçip böyle böyle uyarliyoruz diyip gerekli paralar veriliyor mu yoksa tamamen buraya adapte ediyorlar hikayeyi değiştirip özgün havası vermeye çalışıp telif parasından kaçıyorlar mi?
    Ben ikk kısa film projesini çok beğendim. Çalmak istemiyorum. Ülkemize göre uyarlamak ve ulusal/uluslararası yarışmalara katılmak istiyorum o filmle. Oldu da projenin esas sahiplerine ulaşamadım direk özgün gibi yazıp çektik diyelim yarışmalarda iş anlaşıldığında esas proje sahipleri dünya yasaları gereği büyük bir tazminat açabilir mi bize? Ülkemizde bu konular nasıl ilerliyor bunu merak ediyorum? Adam Amerika’da yapılmış ama tutmamış bir dizinin hikayesini aldı geliştirdi meydana sundu, özgün diye Amerika’da izleyen adam bu benim hikayem dese bizimki hayır bu benim dese dünyadaki yasalar kimi haklı çıkarır? Dünyada da ülkemizdeki gibi bu tip konularda takipsizlik mi veriliyor öngörünüz, bilginiz ne? Saygılar,sevgiler.

    • Gökhan der ki:

      Doğru cevabı telif hakları konusunda uzman bir medya avukatından almak en doğrusu olur. Ama bildiğim kadarıyla ‘inspired’ yani esinlenilmiştir deyince telif problemi çıkmıyor. Esinlenildiği halde bunu söylememek, özgün esermiş gibi davranmak eninde sonunda ortaya çıkacaktır. Bir esinlenme varsa etik olarak peşin peşin söylemek lazım (mesela jenerikte bir yerde). Ancak esinlenme ile kopyalama arasındaki sınır nedir? Nasıl ayırt edilir? Uyarlama senaryo ile kopya nerede biter nerede başlar? Matematiksel bir kesinlikle cevaplar veremiyoruz. Ne kadar esinleniyorsunuz, kendinize ait -özgün- ne gibi katkılar yaptınız? Esinlenme işlerde en doğrusu her halükarda orijinal eser sahibini bilgilendirmek, izin istemektir.

      • Mertcan Ozgan der ki:

        Yabancı bir ülkede olduğu için görmüyor ise yine de biz kendisini bilgilendirdiğimiz maili/metni saklayıp bu işe girişmeli miyiz? Ve esinlenmek uyarlamak mi oluyor hikayeden esinlenip ekstra özgün ana/yan hikayeler katarak yeni bir proje oluşturmak mi? Dizilerde de merak ettiğim konu bu. Uyarlama işlerde bir telif veriliyor sanırım ama uyarlama yapılmayan senaristin özgün proje gibi sunduğu ama başka bir projeye çok ama çok benzer proje esinlenilmiş olduğu için bir telif ödenmiyor mu? Örneğin Çukur dizisi özgün proje gibi ama birçok sahne ve birçok hikaye döngüsü resmen Baba filmi ile aynı. Ufak Tefek Cinayetler mesela resmen aynısı bir Amerikan dizisiydi ama yazarı hayır özgün dedi. Yani sektörde dışardan araklayıp esinlendim bile demeden bu benim projem diyerek başkalarının ürettiklerini onlardan böyle kolayca hiçbir telif veya izin istemeden yazıp, yayinlatabiliyor muyuz? Yapımcı falan senaryo eline geldiğinde kontrol etmiyor mu benzeri var mı falan diye yoksa iş tutar mı tutmaz mi ona bakılır dizi projelerinde?

        • Gökhan der ki:

          İşin bir başka gerçeği de hikayeler gerçekten birbirinden habersiz bir şekilde birbirine benzeyebilir. Polti’ye göre zaten topu topu 36 çeşit öykü var. Bir kızla bir bir genç erkek aşık olduklarında çok farklı ne yazabilirsiniz ki? Ayrı düşecekler, hikaye oluşması için mecbursunuz buna. Esinlenilen kişinin adını yazmanız yani duyurmanız size satış ya da popülerlik adına bir kazanç sağlayacaksa izin almanız ve telif ödemeniz gerekir. Yani ‘Bu film John Grisham’in bir öyküsünden uyarlandı’ dediğinizde istediğiniz kadar serbest bir uyarlama yapmış olun satışınızı artırmak için John Grisham’ın adını kullanmış olursunuz. Bir yazarın bir öyküsünden isim vermeden esinlenme konusu ise son derece gri bir alan. Vicdanınızla başbaşasınız. Kopya yapıp da ‘Asla yapmadım!’ diyen çok sayıda yazar biliyoruz.

  25. Kerem Karan der ki:

    Türkiye şartlarında bir sezonluk dizi, dünya endüstrisinde ise bir sinema filmi uzunluğunda kapsama sahip olabilecek bir hikayeyi, kısa film olarak anlatmak istiyorum. Fonlar, pitching sunumları ilk amacım. Daha sonra ise çekildikten sonra festivaller ve yarışmaları düşünüyorum. Biliyorsunuz festivaller ve yarışmalar genellikle 5-15 dakikalık eserlere yoğunlaşıyorlar. Aralarında elbet 25-30 dakikalık olanlarda çıkmıyor değil. Benim o hikayeyi maksimum 25 dakikaya kadar anlatmam lazım. Sizce senaryo yazarken nerede kısmam gerek? Diyalogları azaltıp görüntüye mi önem vermeliyim? Ya da hikayeyi görüntülerle kısa kısa özet geçip hikayenin derinliğine bir dış ses ile mi gireyim yani hikaye anlatıcılığı olarak anlatıp, önemli yerleri mi sahneliyeyim? Sizin tavsiyeniz ne olur bu konuda?

    • Gökhan der ki:

      Görüntü ile anlatmak her zaman daha iyidir (ve tabii daha zordur). Kelimelere gerektiği yerde, sadece gerektiği kadar yer vermelisiniz. İzleyenler bu izlediğimiz şey bir film olsa ne güzel olurdu desinler, amaç bu. Merak ettirin, heyecanlandırın, şaşırtın.

  26. Ahmet Kaan der ki:

    Hocam merhabalar benim TV’ye iş yapan senaryo ekipleri hakkında bildiklerinize ve duyumlarıniza istinaden 2 sorum olacaktı.
    1-) Televizyona dizi yazan senaryo ekiplerindeki kişiler senaryoya sözlü olarak, araştırma yaparak vs. katkıda bulunuyorlar ancak tretman, sahne, diyalog falan da yazıyorlar mı? Yani dizinin bir bölümlük hikayesi baş senarist ile birlikte 4 kişilik ekip oturdu bölümün iskeleti, yapısı, olay örgüsü sahne sahne o masada mi belirleniyor yoksa sözlü olarak dönüm ve doruk noktaları belirlenip aralarından bir/iki kişi mi bu olay örgüsunü, iskeleti,sahneleri kurup senaryoyu yazmak üzere baş senariste/senaristlere pasliyor? Yoksa tretmani yani bölümün iskeletini kuran da sahneleyen de baş senarist mi?

    2-) Tretmanci ya da bolum hikayelerine katkıda bulunan kişi (asistan değil) baş senariste ben X kişisinin X müziği eşliğinde muzikalti bir sahne yazmak ya da olay örgüsune bir aşk sahnesi, tirad, monolog yazmak istiyorum gibi (Olay örgüsune bağlı ve karakter dramatizasyon yapısına uygun biçimde.) bir istekte bulunsa baş senarist ne gibi cevap verir? Bu onun işi mi yani narsistlik mi yapmış oluruz? Bir tretmancı da içinden geçen bir duygu yüklü sahneyi diyaloglu bir şekilde yazamaz mi sonuçta 130-140 sayfalık bir senaryo var ortada ve bunun 4-5 sayfasını tretmancı yazsa ekibin, baş senaristin tepkisi ne olur ya da aksine hoş mu karşılanır ya da cidden şu anda da yazılıyor mu, sahne yazabiliyorlar mi bir bilgilendirir misiniz?

    • Gökhan der ki:

      İki soruyu tek başlık altında cevaplamaya çalışayım: Benim bildiğim/tanıdığım senaryo ekipleri sizin baş senarist dediğiniz kişinin de katıldığı toplantılar yaparlar. Kararlar orada alınır. Baş senaristle her türlü fikrinizi konuşursunuz, kabul eder ya da etmez. İnsanların birbirleriyle kurdukları iletişim tarzları önemli tabii. Her önerilen fikir kabul edilmez, bazıları kabul görür. Ortam yeterince özgür ve açık fikirli insanlardan oluşuyorsa kabul edilmeyenlerin neden kabul edilmedikleri de konuşulur, kimse kimseden bir şey gizlemez. Tamamen ekip çalışmasına uyum sağlayabilmekle ilgili bir durum. Genellikle senaryo ekibindeki bir kişi son sözü söyler. Her ekibin iş bölüm şekli birbirinden farklı olabilir, hatta projeye göre de iş bölümlemesi değiebilir. Yani normal şartlar altında, bir senaryo ekibindeki herkes eline kalemi alır ve yazar. Kimileri düzyazı kimileri sahne sahne senaryo; hangi format nasıl isteniyorsa herkes bir şeyler yazar. Sadece toplantıya latılıp fikir beyan etmek diye bir şey yok yani. Onu herkes yapabilir 🙂 Toplantılarda fikrinizi savunabildiğiniz kadar savunursunuz, insanların sabrını ne kadar zorlayabileceğiniz o an belli olur, bir yerde geri adım atmak zorunda kalabilirsiniz, inatlaşmak ya da diretmek asistanlar ya da stajyerler için hoş bir davranış olmaz. İnsani durumlar. Doğru bildiklerinizi savunmanızı ama uyum sağlanması gereken yerde de uyum sağlamanızı öneririm.

      • Ahmet Kaan der ki:

        Hocam her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır ama yinede yoğun olarak kullanılan bir sistem vardır. Dizi ekiplerinde bu hikaye toplantıları genel anlamda nasıl işliyor? Yani madem bu toplantılarda hikaye belirlendi, ekip üyeleri orada yazdı peki tretmancı onu alıp geliştirirken ekstra sahne kurumu gerçekleştirmiyor mu küçük öykücükler, hikaye dönüşleri vs. yani kendinden bir şey katmiyor mu tamamen o toplantıda mi çıkıyor her karar? Ben sektörde tretmancı olarak çalışmak istiyorum aslında tretmancı bir senaristtir ama bazı projelerde tretman başlığı
        olmuyor bazı projelerde yer alıyor. Tretman başlığı olmayan projelerde tretman yazılmıyor mu demek bu yoksa senaryo başlığı altında mi geçer bu kişiler? Senaryo başlığı altında 3 kişi varsa bu 3 kişinin 3’une de sahne ve diyalog yazıyor mu diyoruz diyalog yazmayan bir tretmancıyı oraya ekleyemez miyiz, diyalog yazmadığımız sürece ekiplerde alt bir merkezde mi kalacağız bunu merak ediyorum. Bana göre salt senaryo yazmaktan çok daha yapılı ve zor bir iş. İskeleti kuran kişiler onlar. Ve yapım senaryolardan önce tretman istiyor mu? Amerika endüstrisinde senaryodan önce her projede sahne dökümlü tretman isteniyor diye biliyorum?

        • Gökhan der ki:

          Onerim bir sekilde bir senaryo ekibine gir ve baslangicta sana dusen ne varsa en iyisini yap. Butun bu sorularinin cevabini kendin vereceksin. Soyle olur boyle olur diye cevap vermek istemiyorum cunku standartlasmis bir kural yok. Projeye gore de degisiyor her sey. Tretman ya da hikaye toplantisinda konusulmayan cok fazla ayrinti olur. Sahne yazmak demek butun bu ayrintilari hesaplamak demek. Mizansenler sahne yazarina kalir genellikle. Ama daha ise baslamadan, sifir is tecrubesiyle bu konulara kafa yormanin da gerekli olmadigini dusunuyorum. Siz tecrube etmeden biz ne soylesek bos. Bosverin, bir ekibe girin ve yapabildiginizin en iyisini yapin.

  27. Ferhat Kaya der ki:

    Selamlar. Benim senaryo kitapları ve senaryo yazarının özgün diliyle alakalı iki sorum var.
    Birincisi: Sektörde çok fazla ve birbirinden farklı yerlere değinen senaryo kitabı var. Neredeyse şu an bulabildiklerim olsun PDF olarak indirdiklerim olsun 10’a yakın kitap, sayısız makale okudum. Ama daha fazla okudukça diğer öğrendiklerimi unutturuyor. Mesela John Turby, Syd Field yapısını eleştiriyor doğru değil diyor. Kendine uygun bir yapı kurarak Senaryo Anatomisini yazmış. Linda Seger mesela Turby’e yakın. Ama McKee, John Costello gibi kitaplarına ulaştığımız yazarlar Syd Field senaryo yapısına uyan kitaplar kaleme almış. Ve ikisi arasında yapı olarak temel farklılıklar var. Senaryoda önemli olan gerekli temel bilgileri ve işe yarar ipuçlarını öğrendikten sonra sürekli pratik yapmak, uygulamak, senaryo okumak mı mantıklı kitaplarla, makalelerle yüzmeye devam mi etmeliyim? Ve hangisinin yapısını kendimize uygulamaliyiz? İkisinin yapısını harmanlasak ortaya farklı bir şey çıkar. Sizin öneriniz ne?

    İkincisi: Senaryo yazarının belli bir mecraya yönelik bir dili, yapısı olmalı mı? Mesela, TV dizisini yazan bir yazar her yazacağı dizide kendine özgün bir film dili kurmalı mı? Mesela her projesindeki karakterlerinde sosyal/güncel bir yaraya parmak basan diyaloglar yazmali mi, her bölümde aynı yapıyı, aynı teknikleri uygulayan, izlenildiginde bu senaryo X kişisine ait denilebilecek her projede uygulayacağı bir dil olmalı mı sizce? Yoksa bu bir vakit sonra yazarı köreltir mi her işte aynı teknikleri uygulamak, aynı hikaye dönemeçleri uygulamak, aynı sosyal konuları karakterler aracılığıyla işlemek vs. düşünceniz ne?

    • Gökhan der ki:

      Syd Field, McKee kendini ispatlamış hocalar. Yıllardır kitapları başucu yapılmış. Kendisini ispatlamış yazarların yaklaşımını öğrenmek size fayda sağlar. Zararı olmaz. Ancak senaryo yazarlığı demek o kitaplarda yazdıklarınızı bire bir uygulamak zorundasınız ya da uygulamaya çalışlamısınız demek değil. Bazı hikayelerde size Syd Field’ın yaklaşımı daha mantıklı gelirken bazılarında aynı yaklaşımla zorlanabilirsiniz. İşin aslı yazarlığın kuralları yok. Ana hatlar var. Onu da aslında Aristoteles çizmiş. Geri kalan bütün yazarlar Aristoteles’i yorumlamaktan öte şeyler söylemiyorlar. Çok film izleyin çok okuyun ve saydığınız yazarlardan faydalanın, matematiksel doğruluk aramayın.
      Senaryo yazarının ya da başka bir türde kurmaca yazarının oturmuş bir dile sahip olabilmesi için çok yazması lazım. Doğuştan bir yaklaşımınız olabilir ama o bir dil değildir. Dil seyirciniz ya da okuyucunuzla birlikte geliştirdiğiniz bir şeydir. Coen kardeşlerin ilk filmi Blood Simple’da özgün bir yaklaşım bulabilirsiniz, bir dilin nüvesini de görebilirsiniz ama bir ‘dil’ olduğunu söyleyebilmek için Fargo’ya kadar beklemeniz gerekir.

  28. faruk sümer der ki:

    İyi gunler. senaryo ekipleri ile ilgili yukarıdaki arkadaşın sorduğu soru biraz garibime gitti. dizi temelinde alacak olursak ekipleri, tretman yazan kişi ömrünün sonuna kadar çalışacağı her işte tretman yazacak profesyonelliğe sahip mi olacak? yani benim bildiğim ekiplerde önce asistan olursun sonra hikayeci yaparlar sonra tretman en son senarist olursun. hepsi senarist olsa da tretman yazan bir kişi jenerikte senarist olarak geçiyor mu mesela? senaristlik biraz da itibar meselesi. çok izlenen bir proje var haberlere çıkıyor herkese yayılıyor senarist olarak x ismi geçiyor ama tretmani sen yazıyorsun. medya sektöründe çalışıp tretman ne onu bilmeyen var halk nereden bilsin yani itibarın kaymağını senarist başlığı altında yazan kişi yemiş olur sen iskeleti ben kurdum yapı bende desende. yine maddi olarak da keskin farklar vardır diye düşünüyorum. bir tretmancı yazacağı tüm projelerde tretmancı olarak kalabilir mi? yapim bir senaristin yanına ün salmış bir tretmancı getirebilir mi?? ün almış senarist duydum da ün almış tretmancı duymadım pek. var mı öyle yapımların falan iskelet kurmak için işlerine aldığı tretmancilar??
    senaryo yazacak kabiliyeti var ama adam tretman istiyor sahneyi detaylandirmak, diyalog eklemek istemiyor işi sahnenin yapısını, iskeletini kurmak. e bu adam senarist de sektör, yapım vs. bunu senarist olarak kabul ediyor mu? sahne/diyalog yazarıyla maddi ve manevi olarak (Jenerikte senaryo başlığı altında olmak gibi) aynı haklara sahip oluyor mu sektörde??

    • Gökhan der ki:

      Bir senaryo yazılırken yapılan iş bölümü sonsuza kadar aynı kalacak diye bir şey olamaz. İşinizde çok iyiyseniz, -örneğin çok güzel çay demliyorsunuz- insanlar sizi farkederler. İnsanlar sizin hakkınızda konuşurlar. Çalışkan ve yetenekli insan çok bulunmuyor. Eğer böyle biriyseniz, iş ahlakınız da düzgünse insanlar sizi baş tacı yapacaklardır. Adam kayırma, kıskançlıklar, sudan bahanelerle alıkoymalar sizi sadece yavaşlatır ama durduramaz. Sizin nasıl biri olduğunuz, işinizle sizin ilişkiniz başkalarından her zaman daha önemlidir. Ama biz genellikle kendimizle didişmeyi bırakıp başkalarına suç atmayı ve başkalarıyla didişmeyi seviyoruz. Toplum olarak böyleyiz. Hatasını kabul edip toplum önünde özür dileyebilen birini gördünüz mü hiç? Dersimi aldım bir daha aynı hataları yapmayacağım diye açıktan ifade eden birini? Bu sebeple işin başındaki tüm senarist /yazar adaylarına önerim; kendinize yönelik operasyon yapın. Başkaları sizi o zaman etkileyemez. Size tretman yazma görevi düştüyse en iyisini yazın. On beş gün sonra ‘önümdeki 60 yıl boyunca tretman mı yazacağım ben’ diye kendi huzurunuzu kaçırmanın alemi yok. Yazarlığın psikolojisi yazma eylemini tutkuyla istemeye bağlıdır. Yazma tutkunuzu kaybederseniz yazarlığa devam etmeseniz daha iyi olur diye düşünüyorum.

  29. Cengiz der ki:

    Sahne sürelerinin standart olması (1 dakika ya 2 dakika) ritmi sıkıcı mı yapar. Ve bu sürelerin değişken olması (1. sahne 1 dakika; 2. sahne 2 dakika; 3. sahne 30 saniye; 4. sahne 3 dakika vs.) bozuk bir ritme mi neden olur. Yoksa sürelerin belli bir düzeninin olmasının (biraz abartarak: 1. sahne 1 dakika; 2. sahne 2 dakika; 3. sahne 30 saniye ve aynı sürelerin 4,5,6,7… sahnelerde de kullanılması) ritimle hiçbir ilgisi yok mudur. Özetle söylemek gerekirse bu konuda, ille de uyulması gerekmese de bir şablon var mıdır?

    • Gökhan der ki:

      Hayır bir kural ya da şablon yok. Öykü neyi gerektiriyorsa en doğrusu odur. Ama yazarın yazdığı türe hakim olması gerekmektedir. Çok film izleyip çok okumak bu işi yapan insanların olmazsa olmazıdır. Kötü yazılmış ve ritm duygusu olmayan bir senaryoyu istediğiniz kadar tempolu kurgulayın, sahneleri kısa yapın farketmez. Kamerayla oynamakla da olmaz.

  30. Cemre der ki:

    Senaryo yazarken sahnedeki detaylara çok önem verilmeli mi? Bir odadan açıldığında sahne o odanın özelliklerini, bir masa etrafındaysa topluluk masada ne var ne yok, bir sokakta bir çatışma olacaksa o sokağın teknik özelliklerini etrafında nelerin olduğunu vs. gibi dekora bağlı bilgileri yazmali miyiz? Bir sanat yönetmeni bu konuda birçok senarist bizim zihnimizdeki fikirleri öldürüyor. O sahnede salt bir masanın olduğunu söylese ya da odanın detayına girmese ben o sahneyi hayal gücüne göre detaylandıracağım, demişti. Bana da öyle mantıklı geldi. Tıpkı tretmanda yazıldığı gibi detaylı sahne tasvirleri eklemeden aksiyonu yazıp, diyalog eklemek sahne tasarımı için yetmez mi? O sahnenin sanatsal, dekoratif tasvirini de işin diğer ehillerine bıraksak?

    Bir de sahneye başladığımızda şuradan açılıriz, kadraja girer, kapanıriz gibi tabirler kullanmak hata mı? Örneğin:

    İÇ. OFİS – GÜN
    Ahmet’in ofisinden açılıriz. Ahmet masasının hemen başında bir şeyler yazıyor. Yakınlaştığımızda onun bir mektup olduğunu anlıyoruz.

    DIŞ. SOKAK ARASI – GECE
    Şehir eşkıyaları sokağın başını sarmışlar. Sokaktan geçen kişileri durdurarak haraç kesiyorlar. Kadraja bir araç girer, eli silahlı 3 adam araç ile eşkıyaların yanina yaklaşıp, ayaklarına sıkarak hızla sokaktan ayrılırlar. Eşkıyalar acı içinde kıvranırken kapanıriz.

    Bu iki sahnede doğru mu? Yanlış ise neden yanlış?

    • Gökhan der ki:

      Sanat yönetmeni işini en iyi şekilde yapmaya gayret eder, ama bunun için karakterin iyi yazılmış olması gerekir. Örneğin içe dönük bir karakter evini nasıl döşer, ya da kıyafetlerinde hangi renkleri tercih eder? Sanat yönetmeninin senaryonuzu okuyup en uygun tasarımları yapabilmesi için sizin detayları yazmanız değil, hikayeyi ve karakterleri iyi kurmanız gerekmektedir. Yani içe dönük bir karakter ama bu nasıl bir içe dönüklük? ‘İçe dönük’ güzel ama yetersiz bir niteleme. Karakterin davranışları bu içe dönüklüğü bize yeterince gösteriyor olmalı ki sanat yönetmeni de doldurması gereken boşlukları doldurabilsin. Karakter iyi yazılmamışsa sanat yönetmeni insiyatif kullanır ama bu sizin kafanızdaki şeye uyar mı uymaz mı bilinmez. Ancak dekorda ya da kostümlerde sizin için önemli olan bir ayrıntı ya da bir özellik varsa yazmalısınız. Hikayenizi etkileyen gerçekten önemli bir şeyler varsa senaryoda olmalıdır.
      İkinci sorunuza gelince; Kadraja girer, görüntü Ahmet’in masasının üzerindeki dağınıklıktan açılır gibi ifadeler gayet iyi olur. Ne var ki gönderdiğiniz örneklerde birinci çoğul şahıslı ve şimdiki zaman içeren cümlelere çok sık yer vermişsiniz bunlar nadiren kullanılmalıdır. Haber kipinden şaşmayın. Gelir, gider, açılır, kapanır vs.
      ‘yazıyor’ yerine ‘yazmaktadır’. ‘anlıyoruz’ yerine ‘anlaşılmaktadır’. ‘sarmışlar’ yerine ‘sokağın başı sarılmıştır’. ‘kapanırız’ yerine ‘görüntü kararır’… gibi…

      • Cemre der ki:

        Çok teşekkür ederim. Bir de daha önce esere çevrilmemiş ancak ulusal radyo ve TV kanallarında anlatılmış gerçek bir hikayeyi film olarak yazarken bu hikayeyi yaşayan şahıs için telif doğar mı? Herhangi bir kitap, oyun, film, dizi vs. olarak ortaya çıkmamış ulusal radyo ve TV kanallarında anlatılmış yaşanmış bir hikaye. Bu hikayeyi yaşayan ve bu mecralarda anlatan kişi için telif doğar mı? İzin almalı mıyız?

        • Gökhan der ki:

          Film bittiğinde izleyenler hikayenin kaynağını tanıyacaklarsa, hikayeyi yaşayan kişi kendisi ile ilgili bir bağlantı olduğunu düşünürse, bahsekonu kişi size dava açabilir. Davanın sonucu ne olur bilemiyorum ama yaşayan kişinin (ya da varislerinin) rızasını almak -kanımca- etik açıdan da doğru olan davranış olur.

  31. Murat der ki:

    Bir dizide sekans ayrımı var mı? Eğitim aldığım okulda Türk dizilerinde bir sekans yapısı yok tretmani alır sahneleri kafadan dolma yazarlar gibi bir cümle kullandı. A hikayesi, B hikayesi, C hikayesi gibi ayrımlar var. Senaryoyu yazan kişiler bu ayrımı nasıl yapıyorlar? Mesela senaryoyu sahne sahne bölüşüyorlar ama nasıl bölüşüyor nasıl uyum sağlıyorlar olay örgüsüne? Yukardaki arkadaşlara istinaden sektörel değil genel kalıp bir soru olarak düşünün efendim 🙂 Ekipleri görmeden bilemeyiz. Ama bu ayrimlamada genel kural ne onu merak ettim. Tretmani ele alıp 2-27 arası sende Ahmet 28-43 arası sende Ayşe gibi bir durum hem olay örgüsünde farklılıklar yaratıp hem de dramatik gereksinimi zayiflatmaz mi? Ayrım baş rol, yan rol sahneleri üzerinden mi sekans üzerinden mi yoksa aynı bu şekil kafadan sahne belirleme üzerinden mi oluyor?

    • Gökhan der ki:

      Değişik yoğurt yeme şekilleri mevcut olabilir. Sayfa sayfa bölüşmek ekip çalışmasına çok uygun değil ama yapan var. Ekip birbirini çok iyi tanıyorsa, kemikleşmiş bir ekip varsa olabilir.
      Öte yandan karakterleri bölüşmek şeklinde olabilir. Önemli karakterlerin diğer önemli karakterlerle olmayan sahnelerini kişiler bölüşebilirler. Ortak sahneleri birlikte yazabilirler.
      Sahneleri, mizansenleri bir grup, diyalogları bir başka grup yazabilir.
      Ekibi yöneten kişinin muhtemelen kendince geliştirdiği yöntemler vardır, en iyisi olduğunu düşünerek tamamen farklı yöntemler de geliştirmiş olabilir. Ama her zaman dediğim gibi; senaryonun, öykünün gerçek doğasını özümsemek asıl göreviniz. Bunu başarabilirseniz bütün yöntemler size çocuk oyuncağı gibi gelecektir. Asıl mesela blog yazılarımda anlatmaya çalıştığım ‘anlatı’ sanatının ruhunu kavrayabilmek.

  32. Koray Aktepe der ki:

    Merhabalar. Benim size senaryo ile alakalı buradaki birçok arkadaşın da merak edeceği sorum var. Senaryo yazarlığı diyince aklımıza 3 tip senaryo geliyor: sinema, reklam, dizi.

    Senaryo yazarlığını ciddi bir iş olarak yapmak isteyen kişi sadece sinema ile sadece bu dönemde değil ilerde de gününü geçiremez diye düşünüyorum. Senede bir film yazıp yayinlatmak bile büyük başarı sayiliyor neredeyse 10 yıldır. Bu nedenle sinemada senaryo yazarlığı yapan kişinin ek işi olması gerekiyor.

    Dizi senaryosu yazan kişilere baktığımızda da resmen kısıtlı yaratıcılık ile iş üretiyorlar. 140 dakika senaryo yazıyorlar. Elbette 4-5 sene sonra değişiklikler olacaktır ama Türkiye’de TV de dizi sürelerinin asla 90 dakika ve altına düşeceğini bir 10-15 yıl sanmıyorum. PT 1-2 ayrılır 90 dakika o alana 2 reklam kuşağı ile sıkıştırılır kanal yine günü kurtarır. Ekstra pek iş alanı da yok. Ekibe bağlı çalışırsin işin tutmaz o ekip iş bulamaz, o ekipten başka ekine geç oradan oraya, senaryo yaz hayal kur kimse almasın, sürekli sipariş proje üret, istediğin hikayeyi ekip kabul etmesin gibi birçok sorunla cebelleseceksin.

    Geriye reklam kalıyor. Reklamda da senaryo yazmanın pek maddi esprisi yok. Bilginiz vardır kreatif direktör olana kadar bir TV dizisinin senaryo ekibindeki bir kişinin bölüm başı kaşesinden bile düşük alırlar. Kreatif direktör olduklarında da maksimum TV’ye iş yazan senaristin 3 bölümlük parasını ayda alırlar. Ama düzenli işleri olur. Her ay düzenli kazançları olur işten kovuldum, sektör batıyor derdi olmaz reklam bitmez, işten ayrılır birçok ajans sırada bekler reklamcılık sektöründe olup da işten ayrılıp aç kalan görmedim ben.

    Siz bir senaryo yazarı olarak (büyük ihtimal burada sürekli ekip hakkında bilgi alınma sebebi maddiyat.) Bu arkadaşlara ve bana, hem yazarlık tutkusunu yaratıcı bir ruh ve kısıtlı alan olmadan gerçekleştirmek isteyen ve iyi bir maddi gelir elde etmek isteyen kişi reklama mi yönelmeli? Reklam senaryosu yazarlığı veyahut kreatif direktörlük, TV senaryo yazarlığı, Sinema senaryo yazarlığı kıyaslandığında reklamcılık önümüzdeki birkaç yıl daha net olarak sürümden kazanır der misiniz maddi/manevi?

    • Gökhan der ki:

      Öncelikle yazarlıkla geçimini sağlamak kolay değil, hiçbir zaman da olmadı. Bir yazar ‘bestseller’ yazarı ya da popüler dizi/sinema/reklam yazarı değilse genellikle ikinci bir iş yapmak zorunda kalır ya da tuzu bir şekilde kurudur. Öte yandan dizi ekiplerinde bir pozisyon kapabilirseniz, ekibiniz iş yapan bir ekipse geçiminizi çıkartırsınız. Ve hep vurguladığım gibi, ne iş yaparsanız yapın, hangi pozisyonda çalışıyorsanız çalışın insanlar sizin işinizden memnunlarsa da işsiz kalmazsınız. Ülkemizde az bulunan şey disiplin ve iş ahlakı. Farkındaysanız bu konu üzerine soru bile gelmiyor ben hep konuyu buraya getiriyorum. Biz (genel olarak konuşuyorum, herkes üzerine alınabilir) başarılı olmayı çok istiyoruz ama bunun hemen ve kolay olmasını istiyoruz. Yoksa başka sektörlere geçmek hep aklımızın bir köşesinde var. İnşaat sektörü neden çok popüler? Kar marjı yüksek, herkesin ihtiyacı, üretimi kolay (yani iş akışı/workflow dedikleri şey kompleks değil. Kaliteli ustabaşı tanıyorsanız bile yetebiliyor). Senaryo yazarlığı ve sinema alanında çalışan insanların bu sektöre giren çıkanların haddi hesabı yoktur. Tutunan az olur. İş disiplini, işe evet dedikten sonra para konularını arkada bırakıp canla başla çalışmak, uzun yıllara yetecek kadar sabırlı olmak, ahlaklı olmak çok az rastlanan özellikler. Bu saydıklarımdan şaşmayacağınıza söz verin ben de eninde sonunda başarılı olacağınızı öngöreyim. Kısa zamanda başarılı olup dünyalık sorunlardan kurtulmak isteyen, hatırlı ve sürekli tanıdıkları yoksa yazar olmasın. Milyarder amcanız varsa yazarlık tam size göre, hemen başlayın. Yoksa çok ama çok emek vermeniz gerekiyor.
      Reklam yazarlığı işi bulmak da o kadar kolay değil. Sektörün devamlılığı var ama ekonomik krizlerden de ilk etkilenen sektör reklamcılıktır. Ayrıca reklamcıların aradıkları yazar tipiyle, dizi/sinema yazarlığının çok ortak yönü yoktur. Her üçüne birden uygun olduğunuzu, reklamcılar sizden duymasınlar.
      Yazar dış dünyanın kendisine nasıl davranacağına çok aldırmayan bir insandır. Yazar, iç dünyasında neler başarabileceğini daha iyi bilir. Dış dünya bir tür ayrıntıdır onun için. Doğal seleksiyona uğramamak için çevrenize uyum sağlayın, ama orijinal genlerinizi iç ve dış dünyaya göstermek için de çok çalışarak zamanınızı bekleyin. Benim yazarlıktan anladığım budur.

  33. Sevi Saygın der ki:

    Bir film, dizi tasarlarken jenerik, teaser veya fragmanını senaryo ekibi/senarist mi yazıyor? Yönetmen veya kurgucunun inisiyatifine mi bırakılıyor?
    Örneğin bir dizi tasarlayan bir kişi hem teaser hem de ilk bölümün ve ilerleyen bölümlerin fragmanlarını kendi veya ekipten birilerine mi yazdırıyor yoksa yönetmen veya kurgucunun inisiyatifinde mi? Türkiye’de genel olarak nasıl işleniyor bu iş efendim?

    • Gökhan der ki:

      Genellikle senaristler karışmaz o işlere. Ama yaratıcı ekip (yani yazarlar, yönetmen, görüntü yönetmeni ve oyuncular) bir araya gelip çalışabilirler, hatta çalışmalıdırlar. Böyle bir ekip içinde yer alabilmek, böyle bir ekip olabilmek en güzeli. Olmuyorsa da bir fikriniz varsa mutlaka yazmalısınız.

  34. Koray der ki:

    Sekans yazarken sürekli ayrı ayrı sahne mi açmak gerekiyor? Doruk Noktası Sekansı, gibi başlıklar atarak sekans yazmak daha mı mantıklıdır? Mesela 4-5 dakikalık bir aksiyon/çatışma sekansı var ancak sekansta 3-4 mekan var ve hayalimizdeki görüntüyü izlediğimizde her 15 saniyede bir farklı mekanlara geçiyor orada diyalog açıyoruz. Aslında anlatmak istediğimi görüntü yoluyla şöyle aktarayım:
    * Polisler ve hırsızlar arasında bir banka önünde çatışma sahnesi var. Bir mekan çatışmanın geçtiği yer, diğer mekan operasyonu yürüten polislerin amirinin emirler vererek bulunduğu bir merkez, bir mekanda hırsızların başını çeken kişinin bulunduğu ve soygunculara direktif verdiği bir ev. Görüntü de her 15-20 saniyede bir farklı farklı mekanlara geçiyoruz ve geçtiğimiz her mekanda 15-20 saniyelik diyaloglar gerçekleşiyor. Geçilen her sahnede kaç saniye sürerse sürsün farklı sahne mi açmamız gerek?
    Bir de ek olarak mesela “malikhane” düşünün malikhane içinde geçecek bir sekans olsun malikhanenin içi, bahçesi, otoparkı vs. o sekansta birçok başka mekanlar kullanacak yine farklı farklı sahneler mi açacağız? “….. SEKANS” başlığı altında bunu olay örgüsü şeklinde anlatsak sıkıntı mı olur?

    • Gökhan der ki:

      Sekans; senaryo üzerinde görünür değildir. Sekans sizin matematiğinizde var olan bir şey. Senaryo üzerinde bir yerlere içinde ‘Sekans’ geçen bir şey yazmanıza gerek yok. Sahneler var. Sahneleriniz bir sekans olarak tasarlanmıştır ya da tersi, tamamen sizin bileceğiniz iş.

      • Koray der ki:

        Peki içinde birden fazla mekan olan (zihnimizdeki sekansı) tek sahne olarak yazabilir miyiz? Yani o hırsız, polis aksiyon sekansı gibi onu tek bir sahneye sığdırabilir miyiz, sığdırsak sahne başlığına ne yazmamız gerekir?

        • Gökhan der ki:

          Teorik olarak yazılabilir. Ancak sahnelere bölmekteki amacınız çekim ekibine yardımcı olmak. Yani senaryoyu okuyan insanlar kaç mekana kira vereceklerini, mekanlarda, dekorda ya da başka herhangi bir detayda nasıl düzenleme yapacaklarını hesaplayabilmek isterler. Örneğin görüntü yönetmeni kaç kW ışık lazım olacak diye mekanlara göre hesap yapar. Yani mecbur değilseniz sahne=mekan formülünü kullanmalısınız. Peki ne zaman mecbur olunur böyle bir şeye? Mesela araba içindesiniz ama arabanın dışında olan bitenlere karşı da ilgisiz değilsiniz. Araba hareket ettikçe mekan değişiyor. Arka sokak-sokak-cadde-otoyol vs… Bu durumda Sahne başlığına örneğin, YOLLAR-ARABA – İÇ-DIŞ/GÜN diyebilirsiniz. Ama dediğim gibi teknik olarak bir manası olacaksa… Yoksa yine mekan olarak sahneleri yazın ekipteki herkes daha kolay istifade etsin. Unutmayın senaryo kullanma kılavuzu gibi bir metindir, çekimi yapacak olan ekibe yardımcı olmak temel amaçlarınızdan biridir.

          • Koray der ki:

            Peki tretman yazarken (bu tretmanı kendimize değil senaryonun son halini yazacak birine ya da yapımcıya yazmaktan bahsediyorum.) bazı sahneleri bir sahnede birleştirip mizansen aracılığıyla mekansal değişiklikleri belirtme şeklinde yazmak mantıklı mıdır? Bir tv dizisi diyelim 140 dakika, 140 sayfa senaryosu var 130 sahnesi var. Biz tretmanda az çok o 130 aralığını tutturmak zorunda mıyız 90 sahne tretman, 130 sahne senaryo olunca bir hata var mıdır orada en azından? Senaryoyu en son editleyen kişi ya da ekip başı en son bunu yapabilir mi yoksa senaryoyu yazacak kişiler ellerindeki tretmanın tam anlamıyla senaryoya denk gelecek sahne sayısında olmasını mı arzular?

            • Gökhan der ki:

              Tretman normal şartlarda iki türlü. Biri detaylı, (ecnebiler step outline diyorlar buna) diğeri daha özet iki şekilde oluyor. Detaylı tretman sadece diyalogları olmayan senaryo gibidir. Diğeri ise özet. Ülkemizde standart bir anlayış yok. Ne yapsanız gideri var. Sizinle ekip arasındaki iletişime bağlı. Kimsenin bu niye böyle demeyeceği türden sorular bunlar yani.

              • Koray der ki:

                Selamlar hocam yine rahatsız ediyorum ama başka yerlerden başka bilgiler öğrendikçe kafa karışıyor 🙂 Dediğiniz outline akış olarak biliniyormuş. Yani sahne sahne değil (1,2,3) gibi numaralandırarak bir olay örgüsü çıkarıyormuş Amerika’da outline yazarları. Yani 1 numarasının altında 2-3 sahne çıkabiliyormuş. Arabanın içi, arabanın dışı, ya da aynı evde farklı yerlere girildiğinde senaryo üzerinde sahne değişiyorken akışta tek düzen içinde yazılıyormuş. Ve öğrendiğim Türkiye’de senaryo ekiplerinde tretman kullanmak yerine genellikle “AKIŞ” yani outline tercih ediliyormuş. Bu da kabaca senaryo toplantılarında çıkarılan hikayenin sağlam temele oturtulup, olay örgüsüyle birlikte detaylandırılmış yapıtı oluyormuş. Sahne başlığı, mizansen, diyalog vb. şeylerde başka kişi ve gruplara kalıyormuş. Bu öğrendiklerim doğru mudur? Detaylandırılmış olay örgüsüne Tretman desek dahi, yazarken sahne başlıkları yazmaya ve her mekan/zaman geçisinde yeni sahne açmak gerekli midir tretmanda?

                • Gökhan der ki:

                  Başka sorulara cevaplarda da çok kereler geçti. Türkiye’de filmcilik sektöründe standartlar yok. Amerika’da bu iş artık endüstri. Eğer siz de endüstrinin çarklarındaki insanlarla ve firmalarla iş yapıyorsanız (Amerika’da) bu standartlara uymak zorundasınız. Bağımsız çalışıyorsanız dünya size güzel, kafanıza göre orada da burada da takılabilirsiniz. Türkiye’de ABD’deki gibi bir endüstri yok. Onlardaki Walmart bizdeki Sultanhamam kıyaslamasını filmcilik sektöründe de yaparsanız benzerlikler olduğunu görebilirsiniz. Dolayısıyla Türkiye’de herkes ‘bağımsız’. Herkes kafasına göre takılıyor. Öte yandan yine daha önce yazdım esas olan elinizdeki öyküdür. Biçim bir şekilde hallolur. Son sorunuza kendi yöntemimle cevap vereyim; evet. Ben sahne açıyorum.

  35. Melek der ki:

    merhabalar gökhan bey, senaryoyu hobi amaçlı yazan biriyim. teknik ve cidden öğrenilmesi zaman alan iş, yetenek isteyen, azim isteyen iş ve cidden kurallarıyla yazılması gereken iş diye düşünüyorum. istanbul’da dizi ve ana akım sinemaya iş yapan yazarların atölyelerine katıldım, farklı farklı kişi ve ekiplerin yazdığı dizi ve filmlerin senaryo örneklerine baktık. hiçbiri birbirine uymuyor. bu sahne başlığı gibi basit değişiklikler değil. mesela kimisi her sekansa ayrı ayrı sahne açmış kimisi planlara kadar sahne açmış kimisi arabada geçen tartışmayı yani içerde geçen tartışmayı kişiler arabadan inince de mizansene yazıp aynı sahneden devam etmiş, yeni sahne açmadan. yani böyle çok örnekler var. bu işin dizi ve ana akım sinemada bir kuralı yok heralde. ekip nasıl anlıyorsa, anlaşılır biçimde yazmak yeterli oluyor sanırım. ingilizce, ispanyolca bilen biri olarak onların örnek senaryolarını incelediğimde yapıdan en ince kurallara kadar dikkat ediyorlar. ama bizde hala senaryolarda “şimdiki zaman” ekleri sıklıkla kullanılıyor. sanırım sektöre girmek için pek öyle senaryo tekniğini bilmeye, kuralları öğrenmeye, uymaya gerek yok. anlaşılan her ekip ya da kişi kendi tekniğini geliştirmiş, kendi kuralını koymuş ona göre yazıyor. peki merak ettiğim yapımcılar senaryonun kuralını bilmiyor mu okuyunca ya da yönetmen? çekilebilir seviyede anlaşılması yeterli sanırım onlara göre 🙂 birde birçok ekibin tretmanlarını da okuma şansım oldu örnek de vereyim, x dizisinin 5.bölüm tretmanı için yazan kişi 120 dakikalık dizi için 80 sahne kullanırken, senaryoya çevrildiğinde 120-130 sayfaya kadar çıkıyor. bunun nedeni ne? ben mi bu işi yanlış öğrendim kurslardan 🙂

    • Gökhan der ki:

      Evet gerçekler böyle ama burada işin başındaki insanlara bunu bu şekilde anlatamam. Bana sorulan sorulara doğru şekliyle cevap vermeliyim. Bu sebeple genellikle dediğim şey çok çalışın kendinizi geliştirin gibi şeyler oluyor çünkü hiçbir şartta değeri kaybolmayacak geçer akçe bu. Sektörde herşey karman çorman ama bunun üzerinde durmamalı insan. Çünkü insan dünyayı değiştiremez ama kendini değiştirebilir. Birileri de doğruda ısrar etse ne güzel olurdu değil mi? Herkes böyle gelir böyle gider demeyi bırakmaz evet ama birileri en azından demese artık?

  36. Berat der ki:

    Merhabalar hocam. Bilgi Üniversitesi Sinema – TV 2.sınıf öğrencisiyim. Benim size bir sorum olacak. Sektöre iş yapan, iş alan, iş veren, işinde başarılı bir senaryo yazarının yanında 21-22 yaşlarından itibaren stajyerlikten başlayarak asistanlık yapmak, ekibinde işi öğrenene kadar yapacağı işlerde devam etmek için o yazara ulaşması o ekibe girmesi için genç yazarın ne yapması gerekir? Kaliteli bir yönetmenin yanında asistan olmak için daha doğrusu o kişi tarafından değer görmek için (Asistan var, asistan var siz daha iyi bilirsiniz) o öğrencinin oraya gelene kadar birçok kısa film çekip, ödüller alması gerekiyor. Ancak yazarlarda durum ne? Türkiye’nin en iyi sinema okullarından birinde tam burslu okuyorum. Aynı zamanda sektörel bağları kuvvetli isimlerin (senarist/yapımcı/reklamcı) workshoplarına katılıyorum. Ve her gün düzenli olarak yazıyorum. Fikirler üretmek, hikayeler karalamak, ilerde çağrışım yapar, dönüp yararlanırım diyerek TV dinamikleri üzerine kurulu sahneler yazmak gibi. Ve cidden öyle alelade bir kafada değilim. Ben çok iyi yazar olacağım, hemen yazıyım, hemen proje yazıyım, eser sahibi oluyum gibi, sektörde takdir ettiğim birkaç kişi var onların yanında onlar bu iş olmuş diyene kadar ekiplerinde asistanlıklarını yapmak şu an için ilk hayalim bu. Zanaat’a çok inanan biriyim. TV sektöründe bilirsiniz Syd Field, John Truby’nin üzerine yıllarını harcadığı senaryo yapısı falan yoktur tecrübeli senaristin işi yapa yapa kurduğu bir yapı vardır 🙂 Her usta yanındaki asistanına bir şey katar ve o kişi de ondan öğrendiklerine bir şey katarak kendini sektörde değerli hale getirir. Pes edecek, yoruldum diyecek, alınıp, gücenecek karakterim yok. Bana sadece çay demle, çay getir, götür deseler orada o işi öğrenmek, tecrübe kazanmak için yaparım, yapmalıyım. O yüzden 24-25 yaşlarından itibaren değilde 21-22’li yaşlardan itibaren hayata atılmak istiyorum. Bunun nedeni de çocuk yaşta kader senaryosunun sırtıma yüklediği ailevi ölümler, ağırlıklar sonucu erken büyümem. Velhasıl ben hem bu sene hem de gelecek sene, son sınıfa gelene kadar sizce ne yapmalıyım?

    Sizi veya çevrenizde sektöre iş yapan yazarları düşündüğünüzde, bir genç sinema/tv okumuş sizin/onların yanında asistan olmak istiyor, azimli, hayatta erken yaşta bir şeyler görmüş, büyümüş, olgun karakteri var. Ve sizin ustalık onun asistanlık yapacağı bir ortam, ekip istiyor. O kişiyi ekibinize almak için o kişinin size/arkadaşlarınıza neyle/nasıl gelmesi lazım ki, siz hayır demeyesiniz? Biz yazarlarda çekemesek dahi portfolyoya eklemek için kısa filmler yazmalı mıyız? Bu konuda öneriniz, tavsiyeniz ne? Ben önümdeki bu iki sene ne yapmalı, bu hedef uğruna bu iki seneyi nasıl geçirmeliyim?

    • Gökhan der ki:

      İddianı ispatlayacak ürünler ortaya koyarsan dilediğin gibi bir giriş yapabilirsin ya da giriş sürecini hızlandırabilirsin. Ve tabi kaçınılmaz bir gerekililik daha: çevre edinmelisin. Bir yazar olarak. örneğin popüler fanzin ya da dergilerde yazıların çıksa, insanlar ismine aşina olsa fena olmaz. Öte yandan kurslarda tanıştığın insanlarla iyi iletişim kurmalısın, seni tanımalılar. Kulakların bir yerlerde bir işe dair oluşabilecek söylentilere açık olmalı. Para konusunu başlangıçta dert etmeyeceksin, insanların seni tanımasına fırsat vereceksin. Disiplinli ve çalışkan olacaksın, iş ahlakın üst düzey olacak; bu şartlarda başarılı olmama ihtimalin neredeyse yok. Kısaca: üret ve yayınlat (mümkünse), iş kovala (stajyerlik), çevre edin. Çok çalış diye yazmama gerek yok sanırım. Başarılar.

  37. ugur der ki:

    Bir sinema filminin çekimi için yazılı bir senaryo metninin gereği yoktur.Doğrumu ynalış mı hocam

  38. Kaan der ki:

    Fikir bulup senaryosal bazda hikayeye çevirmekte, karakter yaratmakta, sinopsis ve genel tretman hazırlamakta kısacası “Anlatı” da sıkıntı çekmiyorum. Ancak sahnelemelerde, olay örgüsü oluşturmada, sahnenin tasvirini yapmakta ya da bir nevi mizansenlerde, diyaloglarda ve dizi olarak düşündüğümüzde bir, bölümün yapısını kurmakta eksiklerim var. Yani senaryonun temel bilgilerini biliyorum. Ama profesyonel olarak bu işi yapan insanların ellerindeki bilgileri öğrenmek istiyorum. Bunun için hangi kitabı önerirsiniz yerli olarak? Baktığım bütün senaryo kitapları hep temel senaryo bilgileri vermişler. Fikir bulmak, hikaye yazmak, karakter yaratmak, sinopsis, tretman vs. çok detaylı kitaplarda ise (Öktem Başol) çok kuramsal bilgiler verilmiş. Yani akademik bilgi vermiş, okuyunca pratiğe dökülebilecek bir kitap değil. Sahne en az ve öz haliyle nasıl yazılır, nasıl seyirci üzerinde iz bırakır, yazımındaki ipuçları nelerdir, mekan tasvirlerinde ipuçları nelerdir, diyaloglarda sürükleyicilik nasıl sağlanır, bir dizide bir bölümün yapısı kısmen nasıldır gibi başlıklardaki cevaplara yani profesyonel senaryo yazarının senaryo yazarken kullandığı teknikleri anlatan bir kitaba ihtiyacım var. Öneriniz ne olur? (Türkçe çevirisi olursa çok daha iyi olur.)

    • Gökhan der ki:

      Sorduklarınızın çoğu yazarak ve tecrübe kazanarak geliştirilecek yetenekler. Çok film izlemeli, senaryo sanatının imkanları hakkında geniş bir fikre sahip olmalısınız. Kitaplar (normal olarak) teorik olurlar. Sahne sahne tasarım yapmanıza yarayacak bir kitap var mı bilmiyorum. Ama dediğim gibi ne kadar çok izlerseniz hayalgücünüz o kadar zenginleşir.

  39. mehmet der ki:

    hocam benim sorum şu şimdi sahneyi yazarken sahneleri nasıl ayıracam mesela yagmurlu bir günde dagın yamacında yeşillikler içinde bir ev var evin önünde duran bir adam kamera içeri girer ve etrafta bir kaç kadın koşuşturuyodor doğum yapan bir kadın vardır kadın dogum yapar ve ebe oradaki kadınlardan birine git aliye söyle çok güzel bir kızı oldu der kadın kapıyı açıp merdivenlerden hızlı bir şekilde aşağı iner burda kaç sahne yazmam gerekiyor

    • Gökhan der ki:

      1- yagmurlu bir günde dagın yamacında yeşillikler içinde bir ev var evin önünde duran bir adam
      2-kamera içeri girer ve etrafta bir kaç kadın koşuşturuyodor
      3- doğum yapan bir kadın vardır kadın dogum yapar ve ebe oradaki kadınlardan birine git aliye söyle çok güzel bir kızı oldu der kadın kapıyı açıp merdivenlerden hızlı bir şekilde aşağı iner

      2 ve 3 çekim yapılacak mekana ve sahnelerin içerdiği yüke bağlı olarak birleştirilebilir. Yani ev çok büyükse ve doğum sahnesinde çok sayıda şey oluyor, çok zaman geçiyor ya da çok diyalog varsa, doğum odası diye ayrı bir sahne açılabilir (yani benim 3 dediğim sahne). Ama (mesela) kamera hareketiyle bütün ev tek bir mekan olarak kullanılacaksa bu ikisi için tek sahne de yazılabilir.

  40. Cenk der ki:

    Dizi senaryoları yazan bir profesyonel yazar ve yanında çalışan 3-5 kişi aralığında orta tecrübeli ya da genç senaryo yazarları oluyor. Bunların birçoğu hikayeye katkıda bulunuyor, aralarından bir-iki kişi de tretman ve diyalog yazımı üstleniyor demişsiniz.
    Peki projenin esas sahibi, jenerikte ismi geçen o baş yazarın tatminkarlığı ne oluyor bu işten? Örneğin bir dizinin bir bölümünün yapısı, sahnelerin kalitesi
    yazılan tretmana bağlıdır, senaryoya kılavuzdur ve dizilerin tretmanının çoğunu orta tecrübeli yazarlar kaleme alır, proje sahibi kaleme almaz. (Jenerikte geçen isimler aracılığıyla varsayım yapıyorum)
    E peki projenin sahibi adam senaryonun iskeletini sahne sahne başka adama yazdırıyorken nasıl tatmin oluyor işinden? Yazılan tretmanı ufak dokunuşlarla geliştirip diyalog eklemek yeterli oluyor.
    Bu hikaye toplantısı denilen toplantılarda bir olay örgüsü çıkartılıyor mu bunu merak ediyorum? Yoksa dediğiniz üzre düzyazı yazılan bir bölüm sinopsisinin iskeleti tamamen tretmancıya kalıyor, sahne sahne bölümün dünyasını özet haliyle o kuruyor. Diyalog eklemek çorbaya tuz atmak gibi kalıyor yanında. Kafam takıldı buna, aydınlatırsanız çok mutlu olurum. Sevgiler.

    • Gökhan der ki:

      Sinema filmi senaryosu yazmak ile bugünlerde TV dizisi senaryosu yazmak arasında hem yöntem hem de yaklaşım açısından farklılıklar var. TV dizisi senaryoları ‘ticari’dir. Ticaret ürünüdür. Sanatsal hassasiyetler değil basit ticari kaygılar ön plandadır. Aşağılamak için demiyorum; sömürü üzerinden yazılan senaryolar hariç para kazanmak ayıp değil, ucuza mal edip pahalıya satarsınız. Ticaret budur. Yani senaryonun sahibi olan kişi mamulünü kim vitrine koyup satabilecek diye bakar. Yoksa vitrini bir sanatsal alan gibi düşünmez. Hal böyle olunca toplantılarda her ayrıntı konuşulur, ekipler de yaza yaza kimin ne yapabileceğini patronun ne istediğini öğrenirler. Haftada en az yüz sayfa senaryo yazan insanlardan bahsediyoruz. Normal değil mi? Uyumsuzluk gösteren olursa elenir, yerine uyumlu biri gelir (bulunur). Her ekibin yoğurt yiyişi de farklıdır. Kural yok. Kişilerin etrafında şekillenen uygulamalar var. Altın kural; altını olan kuralları koyar. Uyum sağlamak ve verilen görevi iyi anlayarak yerine getirmek. Gençler (yeni başlayanlar) bu sayede bir gün kendi kurallarını keşfedip uygulayabilecek hale gelebilirler. Yoksa hep tek tabanca… Nereye kadar?

  41. Rıfat YILDIZCI der ki:

    Hocam merhaba,
    İki defa mesajla senaryoda geçiş hakkında soru sordum fakat cevap yayınlanmadı. Bana ambargo mu koydunuz yoksa mesajım gitmedi mi?
    Teşekkürler…

    • Gökhan der ki:

      Ben görmedim hatırlamıyorum. Görseydim yayınlar ve cevaplardım. Bazen sadece çok saçma sorular geliyor onları yayınlamıyorum. Ciddi soru soran herkese ciddiyetle cevap veriyorum, vermeye çalışıyorum.

  42. Rıfat YILDIZCI der ki:

    Hocam tekrar merhaba,
    Sorum senaryodaki geçişlerle ilgili olacak. Fade In başlangıç sahnesinde kullanılıyor demiştiniz. Fade Out en sonda. Veya “SON” yazabiliriz. CUT TO’nun kullanımına gelirsek.
    Örnek:
    İÇ. SALON. GÜN
    Ahmet perdeyi çeker, yatağına yatar. Göz kapakları yavaş yavaş kapanır.
    CUT TO:
    DIŞ. GÜN. İSTANBUL
    İstanbul’u Haliç üzerinden genel olarak görürüz.
    DIŞ. GALATA KÖPRÜSÜ .GÜN
    Ahmet Galata Köprüsünde balık tutan kişilere bakarak yürür.

    Bu örnek sanırım doğru. (Değilse belirtirseniz sevinirim.)
    Diğer sorum: Peki böyle sahneler dizisinden sonra geçiş gereken yerlerin tümünde CUT TO’yu kullanabilir miyiz? Örneğin geceden gündüze geçerken, bir mevsimden diğerine geçerken, yıldan yıla geçerken.
    Teşekkürler…

    • Gökhan der ki:

      Senarist bir geçişi gerekli görüyorsa belirtmelidir. Örneğin mutlaka ‘cut’ olmasını istediğiniz bir yer varsa CUT TO: geçişini kullanın. Bir görüş belirtmediğiniz takdirde kurgucu ve yönetmen kendi insiyatiflerini kullanırlar. Sizin belirttiğiniz yerlerde de yine son söz onlara aittir, siz sadece fikrinizi belirtmiş olursunuz. Bir geçiş yazmazsanız da senaryonuzdan bir şey eksilmez.

  43. Yasin der ki:

    Merhabalar. Uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir sinema filmi projesini tanıdıklar vasıtasıyla tam 3 sene sonra yapıma teslim ettim. 3 ay içinde değerlendirdi geri döndü ve revizyon istediler bazı yerler için bir araya geldik yanıma ek bir yazar daha vereceklerini söylediler. Bana da herhangi bir sektörel sorun olmaması için verilen ücretler konusunda araştırma yapma ve bilgilenme konusunda tavsiyeler verdiler. Araştırma yaptım Öktem hocanın kitabında Türkiye’de yeni işe başlamış genç yazardan tecrübeli bir yazara kadar 20-50 bin oranında ücret alındıği yazılmış. SenDer ise bir sinema filminde asgari olarak 100 bin talep edilmesi doğrudur demişler. Bu benim ilk işim. Daha önce set tecrübem oldu ama senaryo ücretlerinde bilgim yoktu. Belirlenen bir rakam varsa benim minimum ön çalışma ile birlikte toplam ne kadar ücret talep etmem gerekir? Eğer gizli mühim bir konu diyorsanız;
    mailin üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Ne hakkımın yenmesini ne de hak yemeyi istemiyorum sevgiyle kalın.

    • Gökhan der ki:

      Tebrikler önemli bir aşamayı geçmişsiniz, umarım devamı da sizin için iyi gelişir. SenDer’in rakamları tecrübeli, daha önce yazdığı işler filme çeken yazarlar için daha uygun rakamlar. 20 bin gibi bir rakam ise, yeni başlayan olsanız da sinema filmi için az kaçar düşüncesindeyim. Tabi hemen her yapımcı-yazar görüşmesinde pazarlık yapılır. Rakam konusunda size üç parametre söyleyebilirim: 1- İlk işiniz olduğu için standart ücret almamanız normaldir. 2- Yapımcı ile ilişkiniz belirleyicidir. Sizin (yazarın) olduğu kadar yapımcının ücret konusuna yaklaşımı etkili olacaktır. Yapımcılar doğal olarak bütçeyi kısmak isterler. İşlerinin temel gereği budur. Karşılıklı güven ve saygı ilkelerini resmi imzalı anlaşmalarla desteklemelisiniz. 3- Filmin toplam bütçesi de az buçuk belli ise size bir fikir verecektir. Toplam bütçesi 300bin TL olan film de var, 10 milyon TL olan film de var. Haliyle her iki filmin senaryosunun mali değeri aynı olmamalı. Bu durumda bu üç parametreyi hesaba katarak pazarlık payınızı ekleyin ve bir rakam söyleyin. Yapımcının senaryonuzu ne kadar sevdiğini filme çekmeyi ne kadar istediğini de öğrenirseniz pazarlığınıza faydası olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.