Patton

Patton, 7 oscarlı büyük bir film. II. Dünya Savaşı’nda amerikan ordusunda önemli komuta görevleri alan amerikalı general George S. Patton‘ın savaş güncesi; kendisini Kartaca’lı Hannibal ile kıyaslayan bu adamın, savaşın başlangıcındaki bakış açısını müthiş bir şekilde tanıtarak başlıyor. Bu bakış açısı, Patton’ın savaşçı egosunu ortaya koyduğu gibi, yakın geçmişte (ve belki de halen) kendini Roma imparatorları ile kıyaslayan ve egemenliğini silah zoruyla dünyaya kabul ettirmeye çalışan bir grup emperyalist yöneticiyi de çağrıştırıyor. Ne acı ki, aynı bakış açısı amerikan kimliğinden sıyrıldığında, değişik şekillerde her yerde, mesela Türkiye’de de görebileceğiniz türden bir bakış açısı. Patton çok şey anlatan, büyük bir film. Aşağıdaki alıntı filmin açılışından… Metnin üzerine günümüz dünyasından görüntülerle bir kolaj yapmak son derece mümkün görünüyor.

Patton II. Dünya Savaşı’nda Afrika cephesine gönderilecek amerikan acemi birliklerine konuşuyor:
Şunu unutmayın ki, hiç kimse ülkesi uğruna ölerek savaşı kazanmamıştır. Savaşı ancak başka aptalların ölmesini sağlayarak, kazanabilirsiniz. Beyler Amerika’nın savaşmak istememesi ve savaştan uzak duracağı şeklindeki sözler tamamiyle yalandır. Amerikalılar geleneksel olarak savaşı sever. Bütün gerçek Amerikalılar, çarpışmaya katılmayı sever. Siz çocukken en iyi bilye atıcısını ve en iyi koşanı tutardınız. En iyi top atıcısını,en güçlü boksörü. Amerika kazananı sever kaybetmeye tahammül edemeyiz. Amerika hep kazanmaya oynar. Kaybettikten sonra gülen bir adamı, ben ne yapayım? Bu yüzden, Amerikalılar hiç kaybetmedi ve hiç savaş kaybetmeyeceğiz çünkü kaybetme düşüncesi, Amerikalılar için bir utançtır. Şimdi ordu bir takımdır. Takım gibi, yer, içer ve yaşar. Bireysellik diye bir şey yoktur. Saturday Evening Post’ta bireyselliği yazan, o züppe salakların gerçek savaş hakkında, hiç bir fikirleri yok. Bizde, en iyi yemek ve malzeme en iyi moral ve dünyanın en iyi askeri var. Biliyor musunuz aslında karşımıza çıkacak, o zavallılara çok acıyorum. Tanrı şahidimdir. Pislikleri vurmakla kalmayacağız canlı canlı ciğerlerini sökeceğiz ve onları, tanklarda gres yağı olarak, kullanacağız. Bu zavallı zevk düşkünlerini, utanç içinde öldüreceğiz. Evet bazılarınızın merak ettiğini biliyorum ateş altında kaçacak mısınız? Bunu hiç düşünmeyin. Sizi temin ederim üstünüze düşeni yapacaksınız. Naziler bizim düşmanımız. Onlara saldırın! Kanlarını ortaya saçın! Karınlarından vurun! Çatışmaya girince en iyi arkadaşınızın yüzündeki ifadeyi görünce gerekeni yapacaksınız. Ve şunu hep hatırlayın. Bana sakın, “yerimizi koruyoruz” şeklinde mesaj yollamayın. Hiç bir şeyi korumuyoruz. Bırakın onlar yapsın. Biz sürekli ilerleyecek ve düşman dışında hiç bir şeyi elde tutmaya çalışmayacağız. Biz onları burunlarından yakalayacağız ve kıçlarını tekmeleyeceğiz. Onları, aman vermeden tekmeleyeceğiz ve sonunda, kaçışan kaz sürüsünden farkları kalmayacak! Şimdi evinize döndüğünüzde söyleyebileceğiniz tek şey olacak. Bunun için şükredeceksiniz. Bundan otuz yıl sonra, şöminenin önünde otururken torununuz yanınıza gelip size şunu soracak: “2.Dünya Savaşı’nda ne yaptın, dede?” Şunu söylemeyeceksin: “Evet Louisiana’da gübre kürekledim.” Pekala, aşağılık herifler… Duygularım belli. Sizlere her zaman her yerde, liderlik etmekten gurur duyacağım her zaman. Hepsi bu. Çeviri Divxplanet’ten.

Bu yazı Sinema-TV kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.