Kötü Karakterler Neden Sevilir?

Darth Vader

Sinemada ya da televizyonda gösterilen drama adını verdiğimiz kurmaca filmlerde kötü karakterler daha akılda kalıcı ve daha sevilir oluyor. Bu saptama genel olarak doğrudur. Star Wars deyince akla Darth Vader gelir. Se7en filminde Kevin Spacey’in canlandırdığı obsesif seri katili düşünün. Ya da Olağan Şüpheliler’deki sinema tarihinin en korkutucu (kendisi türk kökenli) kötülerinden birini: Keiser Söze. Yine sinema tarihinin en önemli filmlerinden Godfather’daki Vito Corleone karakterine ne demeli. Nihayetinde mafya babası ve çok sayıda vahşi cinayetin azmettiricisi olmasına rağmen, Marlon Brando’nun parlak performansı sayesinde bütün sinema tarihinin en “sevilen” karakterlerden biri… Son zamanlarda yıldızı parlayan TV dizisi Dexter‘ı düşünün. Adam seri katil ve biz seyirciler onun yakalanmamasını diliyoruz. Hatta onu yakalamaya çalışan polisler “kötü adam”. Örnekleri arttırmak mümkün. Gerçekten de kötü karakterler hem daha akılda kalıcı oluyor hem de daha çok seviliyor.

Peki bunun sebebi ne?
1
Sebeplerden ilki insanın doğasında olan, sansasyon ve “marjinal olan”a duyulan ilgi, merak. Reyting ve box office denen şeyin yaslandığı şey genel anlamda budur. Gişeleri “kasıp kavuran” reytinglerde tavan yapan pek çok yapım sansayonel ve marjinal olay ve karakterleri barındırır. Örnek vereyim: Vito Corleone bir suç örgütünün başı olmasına rağmen son derece erdem sahibi bir insandır. Ailesine bağlıdır. -Adam öldürürken bile olsa da- hak hukuk gözetir. Öngörülüdür. Bir yandan torunu ile oyunlar oynarken düşmanlarını alt etmek için planlar yapabilmektedir. Bir başka örnek: Dexter bir seri katildir ama polis kuvvetleri için çalışarak yaşamını devam ettirmektedir, bir polis rozeti taşımaktadır. Kurbanlarını korkunç ve vahşice öldürmekte kesmekte ve cesetlerini yok etmektedir. “Vay be!” “İlginç!” “Olmaz böyle şey yahu!” dedirtmek için yanıp tutuşan dünyanın en zeki ve yetenekli metin yazarları ve senaristleri, her geçen gün yeni sansasyonlar üretmeye çalışmaktadırlar. Marjinal ve Sansasyon üretebilmek için akla gelen ilk yol da tabii ki seks ve şiddet.
2
Bu daha önemli bir sebep. Batı paradigması; aydınlanma çağında yeni bir dünya kurma idealleriyle yükselmekte olan bir medeniyetin enstrumanı iken “klasik” edebiyatta karşımıza çıkan, kötü karakterler değil iyi karakterler ve iyinin tasviriydi. Tabii ki “çoğunlukla”… Victor Hugo, Sefilleri yazarken kötü karakteri ayrıntılı ve güçlü bir karakter olarak resmetmez. Hangimiz Jean Valjean adını değil de onu kovalayan polis şefinin adını hatırlıyor? Karamazov Kardeşler‘den aklımızda kalan isim Alyoşa mıdır yoksa Smerdyakov mu? Hugo ya da Dostoyevski’nin amacı kötü karakterleri parlatıp reyting yükseltmek değildi. Yazarlar tarafından “erdem” ve “bilgelik” arzulanıyordu. Bugünlerde ise gittikçe vahşileşen kapitalizm yüzünden erdem üretmek zorlaşıyor. Günümüzde Kahramanı yani protagonisti yüceltmek için kötü karakter yani antagonist yüceltiliyor. Ancak Kahraman’ı yüceltecek kadar erdeme sahip olmayan yazarlar, kötüyü öyle güzel ve ayrıntılı tasvir ediyorlar ki kimse artık iyi karakterleri hatırlamıyor bile. Batman’i izleyen herkes Joker’i konuşuyor. Luke Skywalker sönük bir karakter olarak kalırken Darth Vader ve iyilerin safında olmasına rağmen uçarı, haşarı, kural tanımaz Han Solo “star” oluveriyor. Son dönem bol gişeli çalışmalarda, sahip olduğu erdemleri içsel çatışmalarının sonucunda kazanan kahraman karakter, protagonist bulmak çok zor. Protagonistlerin pek çoğu antagonist eylemler sonucunda tepkisel davranarak birer anti-kahramana dönüşüyorlar. Anti-kahraman, popülerlik açısından kahramanın çok önünde olmasına rağmen, kötü karakterin yani antagonistin de gerisinde kalıyor. Bunun sebebi ise erdem ve bilgeliğin artık batı paradigmasında pek yer alma fırsatı bulamaması. Batı -aslında sadece batı değil, kürselleşen dünyada bu “insanlık”a tekabül ediyor- erdemlerini yitiriyor. Elbette ki topyekün halihazırdaki batı paradigması “kaka”dır demiyorum. Box office ve reyting patlaması yapan, üzerinde çok konuşulan yapımlardan bahsediyorum. Oysa David Mamet‘in yazıp yönettiği Winslow Boy ya da The Verdict‘ten bahsetmek isterdim. Eminim ki içimizde Batman’ı izleyenlerin sayısı bu iki filmi izleyenlerin toplamından fazladır. Kitleler erdemsizleşiyor ve kitle psikolojisi bilgelik yerine kapitalizm kuralları tarafından manuple ediliyor. Tıpkı George Orwell‘in 1984’undeki ya da Ray Bradbury‘nin Fahrenheit 451’indeki gibi bir anti ütopya evreninde yaşamaya başladık. Bunu gözden kaçırmayalım. Kitleler big brotherlar ve türevleri tarafından manuple ediliyor. Herşey sokaktaki adamın daha uysal bir tüketici olması için… Çok dağıtmadan özetleyeyim: Kötü ve kötü karakterlerin yüceltilmesi tüketim lordlarının buyruğudur çünkü her şey para kazanmakla ilgili. Erdemler ve bilgelik OUT, reyting ve box office IN bugünlerde (postmoderniteyi bu şekilde de tanımlayabiliriz).
3
Peki gerçek hayatta neden kötülüğü ve kötü karakterleri sevmiyoruz? Çünkü gerçek hayattaki gerçek kötüler, karizmatik değiller. Saw serisindeki ana karakter gibi güçlü karakterler değiller. Gerçek hayattaki gerçek kötüler aciz ve zayıf karakterler aslında. Smerdyakov gibiler. Vito Corleone, Keiser Soze ya da Joker gibi değiller. Gerçek kötülerin onları haklı çıkaracak çok dramatik öyküleri yok. Elinden hiç bir iş gelmeyen beş para etmez adamlar aslında onlar. Ama filmlerdeki kötüler öyle mi? Anakin Skywalker’ı baştan çıkaran ve karizmatik bir kötü yapan şey, zayıflığı ya da işe yaramazlığı değil aşkıydı. Ne kadar asilce değil mi?

Bu yazı Çeşitli, Sinema-TV kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kötü Karakterler Neden Sevilir? için 4 cevap

  1. Geri izleme: Kötü Karakterler Neden Sevilir? | ilk9

  2. M.D. der ki:

    Bende mi bir tuhaflık var nedir? Gerçi bazı kötüleri ben de severim. Salt karizma oldukları için değil, kötülüklerinde bile bir “erdem” barındırdıkları için ama. Alyoşa’yı ne kadar seviyorsam, Smerdyakov’u da onun kadar sevmişimdir. (Sanırım bu ciddi ciddi bir tuhaflık.) Bana kalırsa işe yaramaz da değildi, adama kendini işe yaramaz hissettirdiler; bu yüzden yapacağını yaptı bence, var oluşunu hissedebilmek ve hissettirebilmekti amacı. Bu yönüyle romanda egzistansiyalizmin etkileri vardı bana kalırsa. Aslında salt iyi ve salt kötü karakterlerden etkilenmem ben; “gri” karakterleri severim. Daha gerçekçi olduklarını düşünüyorum zira. 🙂

  3. Gökhan der ki:

    Gri karakterler, gerçek hayattaki karakterlere daha çok benziyorlar hiç şüphesiz. Gerçek hayatta ne iyiler salt iyi, ne de kötüler salt kötü. Karamazov Kardeşler’in varoluşçuluğun hıristiyanlıkla ilgisinden daha çok hıristiyan inancıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Tuhaflık dediğiniz şeyi merak ediyoruz, kurmaca dünyasında insanların kimleri neden sevdiğini merak ediyoruz. Çözümlerimiz de gri. Düşünmeye devam ediyoruz.

  4. gule der ki:

    kötü karakteri sadece güçlüyse seviyorum, ne istediğini biliyorsa. amaçsız ve güçsüz kendini iyi zanneden bir iyiden daha manalı.
    kötü karakteri seviyorum, iyiliğin kötülüğü yenmesi için daha güçlü olması gerektiğini gösterdiği için.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir