Senaryonuzun Reddedilmesinin 23 Sebebi

Screencraft'tan bir yazı.

Screencraft’tan bir yazı.

 

  1. Senaryonuzu büyük bir ajansa, yapımcıya ya da yapım şirketine istenmeden gönderdiniz.

    Yapımcılar, menajerler, yapım şirketleri ya da TV kanalları size senaryonuzu okumak istediklerini söylemedikçe okumak istemezler, okumazlar. Tanımadığınız insanların sayfalarca senaryoyu okuyup içindeki hazineye aşık olmalarını bekliyorsunuz. Oysa sadece acemiler arada bir talep isteği olmaksızın senaryo gönderir ve okutmaya çalışırlar.

  2. Yaratıcı fikriniz, senaryonuzun kendisinden çok daha iyi.

    Senaryonun konsepti iyi ama senaryonun kendisi, işçliği o kadar değil. Bu çok yaygın, emin olun.

  3. İlk on sayfanızı karakterlerinizin tanıtımına ayırdınız. Hem de bunu hiç bir vaatte bulunmadan ve çatışma kurgulamadan yaptınız.

    İlk on sayfa senaryonuzu okuyan kişiyi etkilemeli. Sıkıcı tanıtımlar, uzun uzun açılımlar buna engel olur. Hemen açılışta, yani filmin ilk dakikalarında seyircinizi koltuğa bağlamalısınız. Senaryonuzu okuyan kişiler acemi değiller, acemiliği çok kolay tespit edebilirler.

  4. Sahne tasvirleriniz fazlasıyla uzun.

    Senaryonuzun acemi işi olduğunu bas bas bağıran bir durum. Bu bir roman değil. Mekanı ya da karakterleri fotoğraf ya da roman sanatı gerçekliğinde tasvir edemezsiniz. Ederseniz reddedilirsiniz. Sinemanın nasıl işlediğini bilmeniz lazım. O tasvirlere ihtiyaç yok çünkü işi bu tasvirleri yapıp uygulamak olan sinema profesyonelleri zaten projede yer alacaklar. Siz dramatik yapıyı, gerilimi, merakı, çatışmayı iyi kurun. Sizin işiniz bu.

  5. Ya bütün senaryo ya da büyük kısmı diyaloglarla dolu.

    Radyo tiyatrosu değil ki bu? derdinizi sadece konuşan insanlarla anlatabileceğinizi sanıyorsanız acemisiniz demektir. Bir senaryo, sinemanın doğasına uygun, yani görüntünün ana unsur olduğunu unutmadan yazılmalı.

  6. Senaryonuza, senaryo dışında sinopsis, oyuncu önerileri, konsept çizimleri ya da başka materyal koydunuz.

    Bu konu ABD’de geçerli olabilir ama ülkemizde senaryonuzun reddedilmesinin tek sebebi bu olmayacaktır. Hatta çoğu zaman sinopsis iliştirmeniz işinize bile yarayabilir.

  7. Senaryonuzda sahne numaraları vardı.

    Bu konu da ülkemizde senaryonuzun reddedilme sebebi olmayacaktır. Türk sinema geleneğinde sahne numaraları her aşamada kullanılagelmiştir.

  8. BÜYÜK HARF KULLANIMI vs. aracılığıyla önemli(!) bulduğunuz yerleri fazlaca vurguladınız!!!

    Başlığın kendisinde de yapmaya çalıştığımız gibi, anlattığı şeyi fazlaca önemseyen, dikkat çekmek için adeta takla atan satırlar gerçekten de şık durmaz. Acemi duygularınızı temsil etmektedirler. Soğukkanlı olun, iyi yazılmış bir metnin anlaşılmama sorunu diye bir şey olmaz.

  9. Kamera açısı ve insert gibi ögeleri sayfa formatına çok fazla sıkıştırdınız.

    Yönetmen koltuğuna oturmuş gibi kurgu incelikleri ve kamera açılarını tasarlayıp senaryonuza yerleştirmeyin. Senaristler, filmi kendileri yönetecekmiş gibi yazma lüksüne sahip değildirler. Herkes işini yapsın.

  10. Senaryonuz çok uzun (ya da çok kısa).

    Bir sinema filminden bahsediyorsak 80 sayfanın altı ve 120 sayfanın üstü reddedilmenize sebep olabilir. Senaryonuzun içeriği gereği özel bir durumla karşı karşıya değilsek bu böyle. Az ya da çok sayfa sayısında takılıp kaldıysanız bir yerlerde bir hata yapmış olabilirsiniz.

  11. Senaryonuzda çok fazla imla, yazım ve dilbilgisi hatası var.

    Bu kabul edilemez. Yaptığınız işe kendiniz saygı duymuyorsunuz demektir. Şahsen Senaryonun başlığında (yani filmin adında) bile yapılan hatalarla karşılaşmış biri olarak, ne kadar iyi senaryo olursa olsun yazım ve dilbilgisi hataları barındıran senaryolarınız için ‟niye beğenilmiyor” diye daha çok kafa yorarsınız diye düşünüyorum.

  12. Senaryonuz 10 kadar önemli karakterle açılıyor.

    Çok sayıda karakter, çok sayıda karakter ismi demek. Bu da okuyan kişinin kafasının daha senaryonun başında karmakarışık olması demek. Açılışta az sayıda karakter yazın.

  13. Çok sayıda teknik terim ya da sofisitike kelimeler kullandınız.

    Senaryonuzu okuyanlar bir sözlükle okumak zorunda kalmasınlar. Ne kadar kültürlü olduğunuzu göstermenin başka bir yolu olmalı, bu değil.

  14. Çok yumuşak bir giriş yaptınız.

    Ağır aksak başlayan, çatışmadan yoksun başlangıçlar kaybetmenize sebebiyet verebilir. Tamam bir aksiyon filmi yazmıyorsunuz, ancak duygular da önemlidir. Filmin açılışında vaatler, sorunlar, engeller, istekler, güçlü ve çarpıcı özellikleri ile karakterler görmek çok işe yarar.

  15. Senaryonuzda yeteri kadar çatışma yok.

    Lajos Egri’nin deyimiyle mutlu insanların yaşadığı huzurlu bir köydeki sakin bir günü anlatan bir filmi kimse izlemez.

  16. Hangi türde yazdığınızın farkında değilsiniz.

    Bu da ülkemizde çok yaygın bir sorun. Senaryo yazarlığına yeni başlayanlar ya da başlamak isteyenler, genellikle ne sinemaya ne de yazdıkları türe hakim değiller. Fantastik bir film belli bir üslup ister. Polisiye de öyle. Romantik komedi de öyle. Polisiye anlatır gibi romantik komedi üslubu olmaz.

  17. Klasik senaryo formüllere %100 bağımlı olarak yazdınız.

    Senaryo yazarlığını öğreten materyallerin her geçen gün arttığı bir ortamda, bu yazının kendisi gibi maddelerle verilen formüllerden oluşan bilgilerle donanmış acemi ya da kötü bir yazar, bu formülleri senaryosuna kopyalayıp yapıştırır. Kimsenin bunu anlamayacağını zannedebilirsiniz. Ama emin olun anlaşılıyor.

  18. Ana karakterinizin sevilecek bir tarafı yok.

    Bir anti-kahraman bile olsa ana karakterinizin sevilebilir olması zorunludur. Kötü adamlar bile sevilir unutmayın. (Örn. Darth Vader) Burada sevilebilir olmaktan söz ediyoruz. Bu farklı bir şeydir.

  19. Senaryonuzun ortasında hiçbir şey olmuyor.

    Bu senaryonuzun ikinci perdesi, yani asıl hareketin olduğu yer. Karakterlerinizin iç dünyalarında, ya da dış dünyada pek çok şeyin olması gerekiyor. Büyük bir savaşla sonuçlanacak dönüşüm çoktan başlamış olmalı…

  20. Final berbat.

    Başlangıçta ortaya koyduğunuz istekler, çatışmalar, vaatler şık bir finale götürmeli. Aksi takdirde hayal kırıklığı yaratır. Her şey iyi olsa bile final kötüyse film kötü olarak hatırlanır, bunu unutmayın.

  21. Sahneleriniz birbirini takip etmiyor, kopukluk var.

    Bir senaryo yazarı olarak usta satranç oyuncusu gibi olmalısınız. Her hamleniz bir amaca hizmet etmeli ve bu hamleler birbirini destekleyerek gücünüzü artırmalı. Bu da senaryonuz üzerinde, süreklilik-takip edilebilir, bütünsel bir vizyonunuz olması gerektiği anlamına gelir.

  22. Senaryonuz klişe olaylar ve karakterlerle dolu.

    Sinemaya hakim değilseniz, izlediğiniz az sayıdaki filmin size çok orijinal gelmesi normaldir. Daha önce kimsenin yazmadığı şeyler yazdığınızı zannedebilirsiniz. Oysa çok bilindik olabilirler. Klişelerden kaçınmanın en iyi yolu kafanızın içindeki evreni genişletmekten geçer. Çok okuyun çok izleyin. Başka yolu yok.

  23. Finalde bir sürpriziniz var ama sandığınız kadar tahmin edilemez değil.

    6.His gibi final sürprizi üzerine bir senaryonuz varsa sürprizinizin bir sürpriz olarak kalabilmesi çok önemlidir. Unutmayın ki seyircilerin büyük bir çoğunluğu ‟filmin sonunu tahmin etme” oyunu oynarlar.

Bu yazı Screencraft sitesindeki aynı başlıklı yazıdan faydalanılarak ülkemize uyarlanmıştır.

Bu yazı Senaryo Yazarlığı kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Senaryonuzun Reddedilmesinin 23 Sebebi için 5 cevap

  1. Onur Çakaloz der ki:

    O kadar Türkiye sinema sektöründen kopuk ve tamamen amerikan kaynaklı metinlerin tercümesine dayalı bir yazı olmuş ki ne desem bilemedim. Ama özellikle 5, 7, 11, 16, 22 maddelere baya güldüm.
    Şaka bir yana, umarım bir gün bu kıstaslar bizim yapımcıların da senaryo değerlendirme kıstasları olur. Ya da belki Hollywood’u taklit etmek zorunda değilizdir kendi özel sinemamızı oluştururuz. Kim bilir.
    Sevgiler.

  2. gökhan der ki:

    Randevu alma durumları hakkında da biraz bilgi sunabilir misiniz?
    Nasıl randevu talebinde bulunuyoruz? Bizi ciddiye alma durumları nedir ?

  3. Emin der ki:

    Senaryonun büyük bir kısmının diyaloglarla dolu olması her zaman kötü değildir. “12 Kızgın Adam” filmi diyaloglardan ibaret olan sağlam bir filmdir. “Çok diyalog varsa senaryo iyi değildir” sözü klişe bir senaryo deyimi haline geldi ama istisnaları gözden kaçırmamak, yaratıcılığı engellememek lazım.

  4. Yaprak der ki:

    Merhaba, senaryo satımında asgari bir ücret var mı? Senaryo yazmaya gönül vermiş ve piyasaya uzak kişiler senaryoları için imza atmadan önce neye dikkat etmelidirler? İlk defa senaryosu çekilecek kişilerin özellikle yapımcı firmalar tarafından fiyat öldürme konusundaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Benim gibi pek çok arkadaşın da bu konuyu merak ettiğini sanıyorum. Teşekkürler.

  5. Gökhan der ki:

    Yapımcıların temel motivasyonu zarar etmemek, olursa da kar etmektir. Çoğu yapımcı için sinema para kazanma yoludur. Bu haliyle ayıplanacak bir şey değil elbette. Ne var ki zarar etmeyip kar etmek demek hiç riske girmeden başkalarının risk almasını sağlayarak çalışmak demek değildir. Her film projesi risklidir. Bir yapımcının parasal riski minimize etmek istemesi gayet normaldir. Bir yapımcıya her şeyden önce lazım olan şey senaryodur. Senaryo üzerine bina yapılacak arsa gibidir. Bir müteahhitin başlangıçta arsaya para vermeden bina yapıp daireleri satıp, arsanın parasını en sonda ödemek istemesi ne kadar saçma ise bir yapımcının senaryoya para vermeden bir filme başlaması o kadar saçmadır. Yapımcılık işinin riski budur. Ama malesef iyi senaryoyu anlayabilecek çok fazla yapımcı yok. Bu sebeple senariste güvenemezler. Güvenmedikleri için de para vermek istemezler. İlk senaryoları ile var olma savaşı çeken yazarlar için felaket burada başlar. Ya diretip para olmadan senaryoyu koklatmayacak ya da bu benim ilk işim hırslı olmamalıyım deyip yapımcı ne derse evet diyecek. Senarist karakteri de genel olarak tüccar bir karakter olmadığı için sonuç tahmin edilebilir oluyor.

    İş hukukunun yerleştiği ülklerde bu sorunları çözmek için sistemler kurulmuş ve tıkır tıkır çalışıyor. Ülkemizde de benzeri kurumlar mevcut. Yeni başlayan senaristlerin hakkını onların yerine savunacak meslek birliklerine üye olabilir, düşük bir aidat karşılığında haklarınızı savunma konusunda yalnız kalmayabilirsiniz. Ancak korkarım yapımcılar için sizin alternatifsiz olma ihtimaliniz yok. Siz gidersiniz kapıyı yeni bir senarist adayı çalar. Cepten hiç para harcamadan film çekmeye hazırlanan yapımcılar olduğu sürece sistem böyle devam edecektir. Fiyat öldürme değil fiyatı yok etmek isteyen yapımcılar göreceksiniz. Direnmelisiniz. Sinirlenmeden direnin. Yapımcı parayı düşünüyor deyip kendi haklarınızı yedirmeyin. Tecrübeli senaristmiş gibi de davranmayın. Ama mutlaka emeğinizin hakkını alın. Geriye dönüp baktığınızda ‘hakkımı yediler, hakettiğim parayı vermediler’ demeyeceğiniz rakama razı olun. Ve tabi en önemlisi iyi senaryolar yazın ki yapımcılar sizin altın yumurtlayan tavuk olduğunuzu düşünsünler. Yoksa yapımcının ofisinde hemen arkanızdan yeni bir ‘hevesli senarist’ belirecektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir