İstanbul’dan geçen sürgün bilimadam(lar)ı

Erich Auerbach

Erich Auerbach

İstanbul’un İkinci Dünya Savaşı öncesinde Nazi Almanyası’ndaki baskı ortamından kaçan çok sayıda bilimadamının kaçış noktalarından biri olduğunu biliyordum. Son günlerde okumakta olduğum Kader Konuk‘un Doğu Batı Mimesis isimli çalışmasıyla Erich Auerbach’ın bu bilimadamları arasında olduğunu ve en önemli eseri Mimesis: Dargestellte Wirklichkeit in der abendländischen Literatur (Mimesis: Batı Edebiyatında Gerçekliğin Temsili) isimli kitabını yazarken İstanbul’da bulunduğunu öğrenmiş oldum. Bu kitap karşılaştırmalı edebiyat disiplininde kurucu metin olarak nitelendirilecek kadar önemli bir çalışma. Kader Konuk ilginç çalışmasında, Auerbach’ın kitabını yazarken İstanbul’un o günlerdeki bilimsel ortamından ne derece etkilendiğini, kitaba İstanbul ve İstanbul Üniversitesi atmosferinin hangi şekillerde yansımış olabileceğini araştırıyor. Auerbach’ın İstanbul’a dair bir referansı dillendirmediğini de öğreniyoruz. Yani kitabın yazımı sırasında İstanbul ve dönemin Türkiyesi etkili olduysa bile yazar buna değinmemeyi tercih etmiş.

Dönemin hızlı ve “orijinal” batılılaşma çabaları arasında resmi kültür politikaları üretilmeye çalışılmıştı. Bununla ilgili pek çok eleştirel çalışma mevcut. Ancak Doğu Batı Mimesis konuyu Auerbach ve başyapıtı açısından ele aldığı için çok ilgi çekici bir noktada duruyor.420044

Sömürgeciliğin sonuçlarından biri olarak bilimin ve üniversite kurumunun Avrupa’daki yükselişi İkinci Dünya Savaşı ile son buldu. Avrupa dışına büyük bir beyin göçü yaşandı, göç etmeyen entelektüel birikim ise savaşın tozları arasında kayboldu. ABD’nin nükleer silah gücü ve uzay yarışındaki başarıları İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşanan bu beyin göçü ile büyük oranda ilişkili… Avrupa 19.yy’da elde ettiği bilimsel ve entelektüel üstünlüğü bu şekilde Amerika kıtasına kaptırmış oldu. ABD’nin ise bu bilimsel mirasa aynı seviyede sahip çıktığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bilim ve üniversite 19.yy’daki enerjisinden çok uzak ve çok daha ticari bir seviyede algılanıyor artık. Türkiye’nin ise aynı yıllarda etkin bir politika izleyip bilim insanlarını etkili bir şekilde Türkiye’deki üniversite kurumu faydasına kullanabileceğini ihtimalini düşünmek hem sadece bir hayal olarak kalıyor hem de hiç bir şekilde hazır olmayan bir ülkenin söz konusu birikimle nasıl başedebileceğini tahmin etmek güç bir problem olarak beliriyor.

Velhasıl, eğitim her işin başı. Hangi trenin arkasına takılacağını bilemeyen bomboş vagonlara benziyoruz.

Bu yazı Çeşitli kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.