İkili mantığın sefaleti

Ya hep ya hiç. Siyah ya da beyaz.

Grinin milyonlarca tonundan oluşan bir dünyada ne kadar sefil bir mantık yürütme şekli!.. Oysa politika bu mantıkla çalışır. Özellikle gündelik politik başlıkların neredeyse hepsi medyaya bu mantık çerçevesinde sunulur. Taraflara göre bu ülkede ultra hainler, ultra vatanseverler, ultra faşistler, ultra kahramanlar, ultra bilmem kaç tür insan var. Hal böyle olunca da geri kalan herkese de uyuyor olmak düşüyor. Bu yazıyı taraf olmadan yazmak mümkün değil farkındayım ama konuyu örneklendirmeye kalkarsam da ultra hain ya da ultra kahraman ilan edileceğimi biliyorum. Normal şartlarda umurumda olmazdı ama gelin görün ki yazıdaki mesajın herkese gitmesini istiyorum! O yüzden kimsenin dogmalarına dil uzatmamaya gayret göstermeliyim.

İkili mantık: hain mi kahraman mı?

İkili mantık: hain mi kahraman mı?

Dogmalarınız sizin kesin inançlarınızdır. Ve sizi ikili mantıkla düşünmeye mecbur bırakır. Kendisini politik olarak bir tarafta hisseden birey artık aynı zamanda bir klana da üye olmuş gibidir. Bu da beynimizin en alt katmanlarındaki mekanizmaları çalıştıran bir durum. En ilkel dürtülerimizi yani. Ah, tabii bir de tarafların kendilerini asla… Ama karşıdakini mutlak dogmatik olarak gördüğünü söylemeye bile gerek yok.

Eğer karşınızdaki insanın mutlak kötü olduğunu düşünüyorsanız bilmelisiniz ki mutlak kötü diye bir şey yoktur. Mutlak iyi ve mutlak kötüyü düşünmemek ikili mantık yürütmelere kıyasla çok daha zordur. Emek vermeniz gerekir. Bir şeye inanmak istiyorsanız, inanın, ama inancınız için emek vermeniz gerektiğini de unutmayın. İnancınızı kör inanca yani dogmaya çevirip çevirmediğinizi de her an sınamanız gerekir. Çünkü dogmanın olduğu yerde akıl tutukluk yapar. Bütün rasyonaliteniz uçar buharlaşır gider. Konu, “kendinizi gerçeklemek” gibi ego merkezli bir hal alır kısır döngüye girer. İnsanın egosu, mutlak referansı haline gelirse de her şey iptal olur. İşte böyle bir noktada kişi intihar bombacısı da olabilir. Zihin, düşünmek ve konuşmak yerine slogan üretiyor ya da alay ediyorsa tembelleşmiş demektir ve bu kör inancın en önemli göstergelerinden biridir. Aydın insan; kendi zihnini karşıt görüşlerin savaş alanına çeviremiyorsa ben aydınım diye geçinmesin bir zahmet. Her yol Roma’ya çıkar der gibi karşısına çıkan her şeyi inancına yontan insan aydın olamaz. Böyle bir Tanrı inancı da hakiki inanç değildir. Taklittir. Tahkik değildir. Böyle bir ateizm de ateizm değildir, tanrı dışındaki herhangi bir şeye kör inançla bağlı olmaktır: Bazen kendi egosuna, bazen doğa güçlerine, bazen bilime… Bir atesit, her an inançsızlığı ile inancını sorgulayıp zihninde bir savaş alanı açıyorsa gerçek bir ateist olabilir. İnancın zihnine girmesine bile izin vermiyorsa yukarıda yazdığım gibi kör bir inançsızdır. Slogan üretir, alay eder. Kitle iletişim araçlarının gaz verdiği yaygın kanının aksine bilim, inanılacak bir şey değildir. “Evrensel çekim kanununa inanıyorum” gibi bir cümle ne kadar anlamsız ise “bilime inanıyorum” cümlesi de anlamsızdır (aynı zamanda tembel bir zihnin ürettiği bir slogandır). Bilim evrendeki işleyişi anlama çabasıdır ve her daim değişen modeller üretmemize yarar. Bugün bilim diyerek inandıklarınız yarın yanlışlanabilir ve bilimdışı olabilir. Öte yandan bilimin kendisine de inanılamaz. İnsanlar genellikle inanmadıkları şeyleri tanımlayabilmek için bilime inandıklarını ifade ediyorlar. Böylece inanmak istemediklerini “dışarıda” bırakabiliyorlar ama teknik anlamda bu bir hata. Bilim Ad Hoc (bkz. ad hoc hypothesis) önermelerle üretilemez. Ama popüler bilim-din tartışmalarının neredeyse tümü bu şekilde önermelerle doludur.

Aslında bütün olayın bu yazıdaki bağlamda döndüğünü düşünecek kadar naif de olmamak lazım. Yaşam tarzı, tüketim alışkanlıkları, en basit haliyle çıkar çatışmaları bu bağlamın tetikleyicileridir. Yine de Mutlak iyi ya da Mutlak kötüler olmadığımızı anlayabilecek miyiz bir gün, bilemiyorum…

İnsanları anlamak için bile çaba sarfetmeyen insanların var olduğunu gördükçe başkaları için yaşamak idealinin cennetten yeryüzüne inen bir melek olduğunu düşünüyorum. O, silah namlusundaki bir papatya…

Bu yazı Çeşitli kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to İkili mantığın sefaleti

  1. 09mm der ki:

    Eyvallah. İnsanlar içinde mutlak iyi ve mutlak kötü yoktur. Mutlak iyi’ye tabii olmak, mutlak kötüden kaçınmak vardır. Akli ve vicdani kontrol mekanizması ile yönetilen ‘İnsan imek’ dinamik sürecinde, bulunulan yerin insan olmaya yakınlığı mutlak iyiye yakınlıktır. Bu süreç insan için olduğuna göre penyelere değil papatyalara inanmalıyız.

    http://www.izdiham.com/index.php/osman-konuk-penye-ve-hakikat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.