Türkiye’de Nasıl Film Çekilir?

Türkiye'de Film Çekmek

Türkiye’de Film Çekmek

Pixar’ın şu meşhur, seyrine doyum olmayan animasyon filmlerinden Ratatouille’da sık sık geçen bir cümle vardı: “Herkes yemek yapabilir”. Ratatouille’da, bir farenin koku alma yeteneğini kullanarak aşçılık işinde başarı göstermek için katlandığı zorlukları izlemiştik. Yerleşik yargıları yıkarak, bilinen kuralların dışına çıkarak yeni ve yaratıcı fikirlerle bir şeyler yapmaya çabalamak, yapılabilecek şeylerin en iyisidir diyordu film bize. Herkes yemek yapabilir evet ve artık “herkes film çekebilir” de diyebiliyoruz. Çünkü malum, dijital teknolojiler gelişti, kamera elektroniğinde son kullanıcı ile profesyonel kullanıcı arasındaki ayrım gitgide yok oluyor. Kurgu artık sıradan bir ev bilgisayarında kolaylıkla yapılabiliyor. Evet gerçekten de herkes bir film çekebilecek teknik donanıma kolaylıkla erişebiliyor. “Kolaylıkla” çünkü eskinin devasa kameraları, dev ışık ekipmanları ya da pelikül işleme zorluklarıyla yüz göz olmadan elinizde tuttuğunuz mini minnacık bir kamerayla pekala bir film çekebiliyorsunuz.

Peki gerçekten böyle mi? Malesef işin aslı yine öyle değil… Sinema işi maalesef yine büyük miktarlarda bütçeye, çok sayıda insanın emeğine bağlı bir iş kolu olarak kalıyor. Kısa film çekmek kolaylaştı, genç yönetmenler, senaristler kısa filmlerle kendilerini gösterme imkanına artık daha kolay erişebiliyor demek çok daha doğru olacak. Sinema üretim maliyetlerinin azalıp azalmadığı konuşulduğunda her cümlede geçen “sinema” kelimesi yerine “kısa film” derseniz hakikati tam onikiden vurmuş oluyorsunuz.

Bir sinema filmi çekmek için ilk ihtiyacınız olan şey bir fikirdir. Kafanızda dönüp duran bir fikir sizi kendisi için harekete geçmeye zorlamaktadır. Fikrinizle konuşursunuz. Size “Benim için çabala, beni beyazperdede görmek istemez misin?” der durur ve durduk yerde başınıza iş açmanıza neden olan olaylar zinciri bu sayede başlamış olur. Oturup sütlü kahvenizi yudumlarken dünyanın en iyi, en entelektüel, en popüler, en zengin ya en herhangi bir şey olan sinamacılarının filmlerini yorumlamak, burun kıvırmak varken ne demeye insan kendi huzurunu kaçırır ki? İşte bir fikir, sadece basit bir fikir, insana bunu yaptırabilir. Oturur senaryonuzu yazar ya da yazdırırsınız. Birkaç arkadaş bir araya gelip birlikte yazmak en iyisidir ama böyle bir birlikteliği idare etmek çok daha güçtür. Her neyse… Artık senaryonuz da elinizde olduğuna göre “Yahu bunu çekmek bize kaça patlar?” demenin de vakti gelmiştir. Tabi senaryonuzu yazarken Johnny Depp’i hayal ederek yazdınız değil mi? Belki de Brad Pitt? Eh peki, onlar olamayacaklar, anlaşıldı o halde Kenan mı oynasa acaba mı diyorsunuz? Yoksa daha en baştan “Aslında bizim Birol’un tipi de fena değil, hem sempatik çocuk” diyerek mi işe başladınız? Şaka bir yana eğer yeşilçam ya da tv dünyasından bir kişi değilseniz ya da yakın çevrenizden birileri bu işlerin içinde değilse gelecebileceğiniz nokta eninde sonunda gerçekten bu olabilir.

Bir film çekmek için bir fikre sahip olmaktan sonra yapılması gereken ikinci iş kendinizi konumlandırmaktır. Nasıl bir film çekmeyi istiyorsunuz? Festivallerde boy göstermek mi ilginizi çekiyor yoksa filmin gişesinden gelen paraları saymanın zorluklarına katlanmayı mı tercih edersiniz? İkisi birden çok zor. Bunu unutun. En azından ilk filminizde. Ama, “üstad acaba yine ne büyük hikmetler buyurdular” kitlenizi oluşturduktan sonra “hem gişe hem festival” diyebileceksiniz. Kendinizi konumlandırdıktan sonra artık en önemli aşamalardan birine yani senaryo yazma aşamasına geçmeniz daha sağlıklı olacaktır unutmayın. Burada bilmeniz gereken şey ise şudur: Senaryo yazma işi uzmanlık gerektiren bir iştir. Hiçkimsenin senaryo yazmaya karşı doğuştan gelen bir yeteneği olamaz. İyi bir senaryo yazmak için bu konuda yeterince uzmanlaşmış olmanın yanında yaratıcı yeteneğe de sahip olmanız gerekmektedir. Senaryonuz artık elinizde olduğuna göre bir film çekmek için gereken fazlardan birini yani Pre-Prodüksiyon yani Yapım Öncesi fazını tamamlamış oldunuz. Artık yapım aşamasına geçebilirsiniz.

İlk bulmanız gereken kişi bir yönetmendir. Yönetmen kimdir nasıl bir adamdır (ya da kadındır) apayrı bir yazının hatta yazıların konusu olacağından burada bu kadar yetinelim. Filminizi ve kendinizi konumlandırırken yönetmenin kim olacağı konusunu da çözmüş olmanızda fayda var. Yönetmen siz değilseniz filminiz kötü olduğunda suçlayacağınız kişidir, ona göre… Türkiye’de yönetmenlik mesleğinin sırlarını bilmeyen ama bir şekilde bu işlere girip zamanla bu sırları öğrenmeyi umut eden bir grup sinema heveslisi var. Bu kişiler ilk film deneyimlerinden sonra bu işi kendilerinin de yapabileceğini, göründüğü kadar da matah bir şey olmadığını düşünen kişilerdir. Bu yüzden ilk filmini çeken yapımcılarla çalışan bir yönetmenseniz bunu unutmayın. Öte yandan ilk filmini çekecek bir yönetmen olarak tecrübeli yapımcılarla çalışan bir kişiyseniz lütfen bunu nasıl başardığınızı bize de anlatın. Her biri psikolojik birer cendereye dönüşebilecek yapımcı-yönetmen ilişkilerinin sizin projenizde süt liman olduğunu varsayarak ilerleyelim. Yönetmeninizi buldunuz. Artık onun direktifleri sayesinde diğer bütün yapım ekbini kurabilirsiniz. İyi bir yönetmen önerdiği / istediği her kişi için alternatifini de üretebilen ya da alternatifinin bulunması konusunda bir fikri olan yönetmendir. Buna oyuncular ya da teknik ekipten herhangi biri dahildir. Genellikle yapımcı ile yönetmen arasında yapılacak ilk toplantılarda baş rol oyuncuları en yoğun tartışılan konulardır. Yapımcının filmini satmak isteyen biri olduğunu hatırlarsak, yapımcının portföyünü Bülent Ersoy, son dönem bir güzellik kraliçesi, eklemleri fazlaca oynak bir pop şarkıcısı ya da kendini Paris Hilton zanneden yeniyetmelerden bir kaçı işgal etmiş olabilir. Bu konuda çıkabilecek sorunları da aştığınızı varsayıp yönetmen ve yapımcı arasında yapılacak hayati öneme sahip toplantılara dikkatinizi çekmiş olalım. Haddizatında bir film yapım ekibi Yaratıcı Ekip, Kamera Grubu, Yapım Grubu’ndan oluşur. Yönetmen, bu grupların kurulması sırasında fikir beyan eder ve bir fikri vardır, olmalıdır. Bu ekiplerin kurulması aşamasında en önemli rolleri genellikle Reji Asistanı (Yönetmen Yardımcısı) ve Yapım Asistanı (Yapım Koordinatörü ya da Prodüksiyon Amiri de denmektedir) oynar. Reji Asistanı ile Yapım Grubu arasındaki iletişim son derece önemlidir. Hayat kurtarır. Kötü giderse de ölümcül sonuçlar doğurabilir. Yapım Öncesi Aşaması’nda bütün bu ekiplerle anlaşılır, ücret, sigorta, ulaşım vs. gibi her türlü sorun masaya yatırılır ve çözümler aranır. Aynı zaman diliminde Yönetmen ve asistanları senaryodaki mekanların ve kişilerin bir dökümünü çıkartıp tek tek sonuca bağlarlar. Yapım Grubu da mekan ve oyuncu anlaşmalarını sonuçlandırır. Yapımcı ve Yönetmen bir araya geldikten sonra ilk bulmaları gereken kişi Reji Asistanı’dır. Peki bir yönetmen yardımcısı nereden bulunur? Üstlendiği rol hesaba katılacak olursa bu kişinin tecrübeli olması çok fazla önem taşımaktadır. Yönetmen yardımcıları sektörün ilişkiler ağını en iyi bilen ve değerlendirebilen insanlardandır. Bu yüzden biten bir dizi, biten bir film varsa eğer bilinmelidir ki bir yönetmen yardımcısı “müsait”tir. Eğer yeterince hızlı davranırsanız iyi yönetmenler ve zor projelerde çalışan bir yönetmen yardımcısını müsait durumda yakalar ve anlaşma masasına oturursunuz. Bu kişilerden işinde iyi olanları genellikle iki üç proje sonralarını da rezerve etmiş bir vaziyette hayatlarına devam etmektedirler. Tahmin edilebileceği üzere bir reji asistanı (ya da yönetmen yardımcısı deyin farketmez) insan ilişkilerinde çok iyi olmalı, Eyüp Peygamber sabrına sahip olmalıdır. Günah keçisi olmaya da tahammül edebilme gücü varsa iyi bir gelirle hayatına devam edebilir. Ancak kendi içinde mutlu mudur yoksa mutsuz mudur bu insanlar, bilinmez.

Bir görüntü yönetmeni tanımayan yönetmenin işi zordur. Filmini emanet edeceğiniz kişiyi bizzat tanıyor olmak rahatlatıcıdır. Bizzat tanımıyorsanız piyasada araştırma yaparak (ki bu yine yönetmen yardımcıları sayesinde yapılabilir) bir takım isimlere ulaşabilirsiniz.

Artık elinizde bir öngörülenler bir de gerçekleşenler listesi vardır. Artık senaryonuzda hayal edilen mekanlar gerçek birer mekana dönüşmüştür. Artık proje tek kişinin hayali değil bir çok kişinin yükümlülüğü haline gelmiştir. Önüne geçemeyeceğiniz gerçek ise kimileri için sizin projeniz, hatta hayatınızın projesi, sadece “bitse de gitsek”tir.

Newton mekaniğinin yasaları kadar rijit bir başka yasa daha vardır: Prodüksiyon grubu parayı “çarçur” eder. Herkes nohut bulgur yerken yapım grubundaki birkaç kişiyi köfteleri götürürken görürseniz şaşırmayın. Newton’u hatırlayın. Bu gibi “küçük” sorunlar büyür de yönetmen ve yapımcının kulağına giderse işler tatsız bir hale gelmeye başlar. Böyle bir durumda, sık sık kendinize sinemanın bir sanat olduğunu hatırlatmanız gerekecektir. Paralar harcanmaya başladığına, ekipler sabahın erken saatlerinde Taksim ve Kadıköy’ün malum mekanlarından harekete geçmeye başladıklarına göre anlayabilirsiniz ki artık Prodüksiyon (Yapım) fazındasınız. Kamera asistanları, meraklı halkımız tarafından yöneltilen “ne çekimi?” ya da “hangi kanal?” gibi sorularla o kadar sık yüzyüze gelirler ki her seferinde “yerçekimi” ve “süveyş kanalı” demeyi bir zayıflık olarak kabul etmezler.
Bu yazı hayalperdesi‘nin 18.sayısında yayınlanmıştır. Yazının ikinci bölümü burada.

Bu yazı Film Yapımı kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Türkiye’de Nasıl Film Çekilir? için 6 cevap

  1. Engin Firol der ki:

    Uzun ince bir yoldayım…Gidiyorum gündüz gece…Teşekkür ederiz, bir kere daha aydınlandık sevgili hocam…

  2. Lütfen Cevaplayın der ki:

    Diyelim ki yapımcıyı ikna edemedik, parayı nereden bulacağız ?

  3. Gökhan der ki:

    Bu sorunun cevabı projene ne kadar güvendiğine ve ne kadar profesyonel düşündüğüne bağlı. Projene çok fazla güveniyorsan, eş, dost, arkadaş, yastık altındaki altınlar vs. gibi kaynaklara yönelebilirsin. Ancak çoğu yerde sinemacılara altın kural olarak söylenen şu cümleyi unutmamakta fayda var: Asla kendi paranla film çekme. Çünkü projeye para yatıracak kadar inanacak bir başka insan bulamıyorsan projeni yapmaman, senin için daha hayırlı olabilir. Öte yandan sinema pahalı bir sanat deyip daha profesyonel düşünebilirsen, yapımcıları ikna edecek projeler geliştirebilirsin. Bir başka deyişle sanatını kendi bildiğin şekliyle uygulayana kadar, yapımcılara ödünç verirsin…

  4. Tahir A der ki:

    Bu faydalı yazınız için teşekkür ederim.

  5. Mustafa der ki:

    Peki hocam ben şimdi seneryomu Yazdım diyelim ama tv ,sinema vs çevrem yok benim ne yapmam gerekiyor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.