Tsavo Canavarları

1898 yılının mart ayında İngiliz Doğu Afrika’sının Hint Okyanusu kıyısındaki liman kenti Mombasa’dan Uganda’ya kadar uzanacak demiryolu inşaatının Tsavo bölgesindeki Tsavo Nehri üzerindeki köprü inşaatı sırasında, sıradışı ve bir o kadar da korkunç olaylar gerçekleşir. İnşaat süresince çok sayıda işçi iki aslan tarafından yenir. Aslanlar tarafından yenen işçilerin sayısının 135’i bulduğu sanılıyor. İnşaatın başındaki Mühendis yüzbaşı John Henry Patterson’a göre ölenlerin 28’i hint kökenli geri kalanları ise afrikalı işçilerden oluşuyordu.

Patterson, bütün bu ölümler gerçekleşirken defalarca aslanlara tuzak kurar ama aslanlar gecenin karanlığında kaybolurlar. Nihayet Martini-Enfield marka tüfeğiyle aslanlardan birini yaralamayı başarır. Aslan yaralanmasına rağmen yakalanmaz ve kaçmayı başarır. Aynı günün gecesi aslan kampa geri döner ve Patterson kendisini avlamak istemesine rağmen Patterson’u kovalar. Patterson gece boyunca toplam beş kere aslanı vurur. Ertesi sabah aslanı ölmüş olarak bulur. Öteki aslan da defalarca silahla yaralanmasına ve bu yaralardan ötürü topal kalmasına rağmen kolay kolay yakalanmaz. En sonunda kafasından ve göğsünden deflarca vurulan ikinci aslan da Patterson tafından öldürülür.

Aslanların neden bilinen beslenme alışkanlıklarının dışına çıktığı konusu ise hala meçhul olmakla birlikte bazı teoriler ortaya atılmış durumda. Bunlar:

Rinderpest hastalığı adı verilen viral bir hastalık aslanları “sıradışı” avlar bulmaya itmiş olabilir.

Aslanlar Tsavo nehrine atılmış bazı kölelerin cesetlerin tadına bakarak insan eti yemeye alışmış olabilirler, ya da

Hindu işçilerin dini ritüelleri ya da ölüleri yakmaları aslanları iştahlı bir şekilde kampa davet etmiş olabilir…

Olayların bundan sonraki kısmı da hayli ilginç. Patterson 1907 yılında the Man-Eaters of Tsavo (Tsavo’nun İnsan Yiyenleri) adlı kitabını yazar ve aslanların derilerini 25 yıl sonra Şikago’da bir müzeye satar… Mart 1898 yılında yaşanan bu korkunç olaylar, zamanla popüler kültürün ilgisini çeker, Bwana Devil (1952) ve The Ghost and the Darkness (1996) filmlerine kaynak teşkil eder. Bugünlerde ise olay bölgesinde “İnsan Yiyen” adlı beş yıldızlı bir otel, meraklısına hizmet veriyor.

Bu yazı Çeşitli, Sinema-TV kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.