Film endüstrisinin bilmenizi istemediği 6 Şey

6- Hileli muhasebecilik

İşte bir Hollywood örneği: Bir stüdyo bir film yapar. Stüdyo filmi kendi dağıtır, buna rağmen yapım şirketi ve dağıtım şirketi teknik olarak farklı bir şirkettir ama aynı büyük şirketin altında iş görürler. Aynı zamanda dağıtım şirketi istediği ücreti kendisine biçebilir, isterse bu zilyon dolarlar olsun. Sonrasında film gişeden milyar dolar kazansa teknik olarak borcunu ödeyememiş ve (kendilerine) borçlu olabilir, asla kar edememiş olabilir.

Star Wars serisinin ilk üç filminde Darth Vader’in kostümü altında oyunculuk yapan David Prose Return of the Jedi için asla ücretini alamamıştır çünkü film, neredeyse 30 yıl boyunca “hiç para kazanmamıştır”. Ancak yeniden piyasaya sürümlerden ve dvd pazarından para kazanmış görünmektedir.

Benzer şekilde Harry Potter and the Order of the Phoenix dünya çapında 1 milyar dolar para kazansa da kağıt üstünde 167 milyon dolar zarar etmiştir.

(Türk sinemasında mali ve hukuki konuları düzenleyen doyurucu yasaların olmadığını ve endüstri kelimesinin Türkiye’deki sektörde bir karşılığının olmadığını belirtelim. Ancak kurt dumanlı havayı sever demiş büyüklerimiz. Her fırsatta “nerede bu devlet” diye şikayet eden o kadar çok insan var ki. Hukuk Türk sinemasının belki de en öncelikli ihtiyacı.)

5- Zorlanan sinema salonları

Hiç merak ettiniz mi, dünyanın neresine giderseniz gidin 25 kuruş bile etmeyen patlamış mısır, neden sinema salonlarında 10 liradır?

Sinema salonları gelirlerini artırmak için film öncesinde düzinelerce reklam göstermek gibi yollara başvuruyorlar. Neden her yeni film gişe rekorları kırıyor ve çok büyük paralar kazanıyor? Çünkü stüdyolar sinema salonlarının karnının doymasını istemez.

Sinema salonları gişeden değişken ölçekli pay alırlar. İlk hafta gişe kârı stüdyo lehine sinema salonlarına karşı 80/20 oranındadır. Sonraki hafta 70/30 ve öyle devam eder. Avatar gibi sükseli filmlerde bu oranın 95/5 olduğu bile söyleniyor. Nadiren az sayıdaki film ilk hafta sonrasındaki haftalarda iyi gişe yapar.

Peki neden sinema salonları bu fahiş fiyatları koyuyorlar? Çünkü koymazlarsa stüdyoların salonlara film dağıtmak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Yani eğer isterlerse salonları tamamen boşta bırakabilirler. Gösterecek filmi olmayan sinema salonları nasıl insan çeksinler? Ee, sinema salonlarında gazoz pahalı mı?

(not: Türkiye’de salon-dağıtımcı oranları bu yazıdaki örnekle örtüşmeyebilir, ancak film dağıtımı konusu ile sinema salonlarındaki tekelleşme Türkiye için çok daha vahim bazı problemlerin olduğunu gösteriyor. Daha almamız gereken çok yol var. Hukuk ve haklar korunana dek vurgunu yapan yapıyor. Her zamanki gibi.)

4- Sahte Film Eleştiriler
i

Televizyonda, zırva bir film için “çarpıcı” gibi bir yorumun yüksek sesle seslendirildiğini hiç duymadınız mı? Arkadaşlarınızla şöyle devam etmişsinizdir belki: “Çarpıcı bir şekilde zırva” Pazarlama departmanları film hakkında yapılan eleştirileri yeniden yazar. Örneğin: “Histerik şekilde müsrif ve sürpriz bir şekilde eğlenceli” cümlesi kısaltılır ve “Histerik… Eğlenceli…” oluverir. Bazen başka bir film için yapılmış eleştiriler kullanılır, bazen de filmin türüne ait genel tanımlamalar. Film hakkındaki gerçek düşünceler asla değildir bunlar.

Bununla sınırlı değil. Hollywood’un sevdiği bir şey de olmayan eleştirmenlere olmayan ön gösterimler düzenlemesidir. Earl Dittman isimli Wireless dergisi eleştirmeninin film hakkındaki düşüncelerini görürsünüz. Bu dergiyi internette bulamazsınız ve muhtemelen sıfır abonesi vardır. Earl Dittman adında gerçek bir adam belki de vardır, kim bilir.

David Manning’in hikayesi biraz daha farklı. 2000 yılında Sony Pictures hayali Manning’i gerçek bir gazete olan The Ridgefield Press için çalışan bir eleştirmen olarak gösterdi. Ne var ki gazete okurlarından birinin Manning’i sorabileceğini tahmin etmemişlerdi. Gazetedekiler Manning’i hiç duymamışlardı çünkü öyle biri yoktu. Manning Sony Pictures’in pazarlama departmanı tarafından uydurulmuştu. Fox benzer bir şekilde kendi çalışanlarının görüntülerini rasgele sinema salonu müdavimleri gibi çekip reklam malzemesi olarak kullanmıştı.

(Türkiye’deki film eleştirmenliği konusu zaten apayrı bir vahamet. Büyük film şirketlerinin benzeri manipülasyonları yapmak için sahte isimlere ihtiyacı yok ülkemizde.)

3- Telif Hakları Saçmalığı

Steambot Willie

Steamboat Willie

Telif hakkı konusunun kötü ve gereksiz olduğunu söylemiyorum. Sanatçıların haklarını, sülüklere karşı korumaya yaradığını düşünüyorum. Kötü ve gereksiz olan, film şirketlerinin telif hakları konusunu, insanları entelektüel varlıklarından uzak tutmak için bir sopa gibi kullanmaları.

Telif hakları konusu ilk çıktığında 28 yıl ile sınırlıydı. 28 yıl sonrasında bir sanat eseri halkın malı oluyordu. Sonrasında bu süre defalarca kere uzatıldı. Bir şirket bu konuda hep öncü oldu: Disney.

Steamboat Willie’nin telif süresi her dolmaya yaklaştığında Disney tutuştu ve hükümete lobi yaparak yeni bir telif uzatma yasasını yasa olarak çıkarttırdı. Steamboat Willie halkın malı olursa Disney’in logosu haline gelen Mickey Mouse da bundan etkilenecekti. Gerçek şu ki Disney hala Steamboat Willie ile ilgili dvd satışlarından tonla para kazanmaktadır.

Duke Universitesinin hazırladığı listeye göre eğer Disney 1976’da telif yasasını değiştirmeseydi bu sene örneğin On the Waterfront ve Seven Samurai gibi filmler halkın malı olacaktı. Hatta Yüzüklerin Efendisi’nin ilk iki kitabı herkes için bedava hale gelecekti. Steamboat Willie 2023’e kadar telif korumasında olduğu için pek çok entelektüel birikim halkın malı olamıyor. Bu yıl çıkan filmlerin ne zaman halkın malı olacağını varın siz hesap edin.

Komik olan; bazı hukukçular Steamboat Willie’nin hiçbir şekilde telif konusu olamayabileceğini iddia ediyor. Bugünlerde bir sanat eseri ortaya koyarsanız telif hakkına sahip olmanız için kaydettirmeniz gerekmiyor. Ama eskiden özel olarak kaydettirmeli ve telifin korunması gereken durumları beyan etmeliydiniz. Bir Disney araştırmacısı George Brown, Disney’in Steamboat Willie’nin telifi için uygunsuz davrandığını ve telif konusunun geçersiz olduğunu iddia etti. Başka telif hakları uzmanları da bu iddiayı desteklediler böylece Disney’in dikkatini çekmeyi başardılar. Disney, Brown’ı iftira davası açmakla tehdit etti, konu kapandı.

(Telif hakları konusuna saçmalık diyemeyiz ama yapım şirketlerinin koca koca sanatçıları bu konuda vitrine koymaları kanımızca hiç etik değil. Kazancı yapım şirketlerine göre çok daha düşük oranlarda kalan sanatçı ve entelektüelin “eserlerimizi kopyalamayın, çalmayın, hepiniz hırsızsınız” vb. sloganlarla kitle iletişim ortamlarında boy göstermeleri en başta o sanatçılara saygısızlık. Sanatçı normal şartlarda eserinin izleniyor ve seviliyor olmasından memnun olmalı. Para işlerine bulaştırılmamalı. Sanat eserinden emek verenlerin değil korsanların para kazanıyor olması kabul edilemez. Sanatçı ile seyircisi arasına da kimsenin girmeye hakkı yok, sanatçı kendi sanatını satan tüccarlara dönüştürülmemeli.)

2- Tüketicinin boğazına sarılmak

İnternetten abonelik ya da dvd kiralamayı seven bir seyirci iseniz son zamanlardaki iki kata yakın fiyat artışları sizi sinirlenmeye çoktan başlamış olmalı.
Film şirketleri, Netflix, Hulu veya Redbox gibi video kiralama şirketlerini hiç sevmezler. Çünkü bu şirketler filmlerin her izlenişi için para ödenmemesini sağlıyorlar. Gelişen teknolojiye ayak uydurarak yeni yöntemlerle filmleri buluşturuyorlar. Hal böyle olunca bu aracılar sayesinde stüdyoların dvd satış oranları düşüyor ve stüdyolar paniklemeye başlıyorlar. Bu da tüketiciye yansıyan yüksek fiyatlar olarak ortaya çıkıyor.

(Yasal film izleme yollarının küçük bir servete bedel olmasının sonucunda değil midir izinsiz kopyalamalar, korsana rağbet? Maliyeti 1 lira bile olmayan dvd için 30 lira fiyat da neyin nesi?)

1- Çalınan Senaryolar

Problem şu: Senaryoların telif hakları vardır ama fikirlerin yoktur. Bir stüdyo fikrinizi beğendiyse ama sizinle anlaşmak istemiyorsa hemen bir başka yazarı işe alırlar ve “kendi fikirlerini” yazdırırlar. Devasa şirketlerin güçlü avukatlarıyla fikrinizin telifi için savaş verebilecek güçte misiniz? Paramount ve Warner Bros. arasında kalan Art Buchwald başaramadı.

(Hukuk böylesine işlevsizleşebiliyorsa sanatçı ne yapabilir ki? Dumanlı havayı sevenler aynen sistemin devamını istemezler mi? Bir bölümü 2 saate varan dizi filmlerden en çok kim kazançlı çıkıyor olabilir? Sanatçı ve kreatif insanların olmadığı kesin. Fikre saygı, günübirlik vurgun içgüdüsünü bir gün yener mi? Hiç sanmıyorum.)

Ashe Cantrell’in yazısından serbestçe tercüme edilmiştir. Parantez içleri bana ait.

Bu yazı Sinema-TV kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Film endüstrisinin bilmenizi istemediği 6 Şey

  1. Ozan der ki:

    Gökhan Bey öncelikle sinema konusunda bu paylaşımı dilimize çevirdiğiniz için teşekkürler. Şunu belirtmek isterim gerek ülkemiz gerekse dünyada ki sinemacılar kurumsal olsalar bile hala esnaf zihniyetindedir. açıklamam gerekirse Esnafa ne zaman giderseniz gidin hep ağlarlar iş yok diye. Bu da onun gibi film yapımcıları da ağlıyor sinema salon sahipleri de. Ülkemizde sinemalarda gösterim film gösterim bedelleri bilet üzerinden %50 – 50 dir. Bazı filmlerde dağıtımcı firmada sinema salonlarından para talep eder. Bugün salonlarda ki tekelleşme sonrası salonlarda sadece istedikleri filmi oynatabişlirler. 8-9 salonlu sinemalar sadece popüler filmlere yer verip (e haliyle orasıda kar amaçlı bir yer) bir çok filme gösterim şansı vermemektedir.

  2. HUMBALEYO der ki:

    “Art Buchwald başaramadı” demişsin ama dava sonucunda tazminat almaya hak kazanmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.