Sonsuz sayıda tuşu olan piyano

Bu satırları yazdığım dakikanın bir kaç gün gerisinde, yaşayageldiğim evin, sokakların, şehrin sekiz bin beş yüz kilometre uzağında, bambaşka toprakların üzerinde bambaşka insanların arasında idim. Düşündüm ki, eğer uzayın derinliklerinde bir yerde, yeryüzündeki insanları devasa teleskoplarıyla izleyen yaratıklar varsa; bu gezegenin yüzeyinde gezinen bizleri hayretle birbirlerine gösteriyor olmalılar. Nasıl oluyor da her sabah evimizden çıkıp zamanı gelince de binlerce milyonlarca ev arasında aynı evi buluyor ve yuvalarımıza geri dönüyoruz? Hafızamıza yardımcı olsun diye adres denen şeyi ve daha pek çok yardımcı cihazatı icat etmişiz ama bence bu yine de mucizevi bir şey. Bir karıncanın ya da bir bakterinin her gün hep aynı noktaya geri döndüğünü düşünsenize… Sekiz bin beş yüz kilometre öteden, bana aşina insanların arasına ve mekana nasıl oluyor da dönebiliyorum? Kaybolmak ve bir daha geri dönememek çok daha muhtemel iken… Aklımızı, hafızamızı kullanıyoruz, bilgi birikimimiz var, kültürümüz, zaman zaman fetiş haline getirdiğimiz teknolojimiz var ve daha başka binlerce vıdı vıdı, bu mucizevi gerçeği bize unutturuyor. Bizler tıpkı o filmde de geçtiği gibi, sonsuz sayıda tuşu olan bir piyano ile bir melodi çalmaya cesareti olan varlıklarız. Bana sorarsanız bu muhteşem bir şey.

Nasıl yapıyorsunuz yalnızca birisini nasıl seçiyorsunuz? Bir tek kadın, bir tek ev…

“Piyanoyu ele alalım.
Tuşlar başlar, tuşlar biter.
Bilirsin ki onlardan 88 tane vardır.
Hiçbiri sana farklı bir şey söylemez.
Onlar sınırsız değildir,
sınırsız olan sensindir.
Ve bu 88 tuş üzerinde
yapabildiğin müzik sınırsızdır.
Ben bundan hoşlanıyorum.
Bununla yaşayabilirim.
Beni geminin iskelesine
getiriyorsun ve önüme milyonlarca
ama milyonlarca tuşu olan
bir piyanoyu itiyorsun.
Bu piyanonun tuşları sınırsız.
Ama eğer sınırsız sayıda tuşu varsa,
o zaman o piyanoda çalabileceğin
hiçbir müzik yoktur.

Nasıl yapıyorsunuz yalnızca
birisini nasıl seçiyorsunuz?
Bir tek kadın, bir tek ev…
Kendinin olduğunu söyleyebildiğin
bir toprak parçası ve
seyredebileceğin bir tek manzara.
Ölmek için bir tek yol?
Bütün bu dünya nerede biteceğini
bilmeden üstüne yükleniyor.
Nerede sona ereceğini
bile bilmiyorsun.
Yalnızca bunu düşünerek
parçalanacağından hiç korkmadın mı?
Onun içinde yaşamanın muazzamlığını?
Ben bu gemide doğdum.
Ve dünya benim yanımdan gelip geçti,
ama her seferinde iki bin kişi.
Ve burada arzular vardı,
ama asla geminin pruvası ile kıçı
arasına sığabileceğinden
daha fazlası değil.
Mutluluğunu sınırsız olmayan
bir piyano çalarak yaşarsın.
Ben bu şekilde yaşamayı öğrendim.
Kara?
Kara benim için fazla büyük bir gemi,
çok güzel bir kadın,
çok uzun bir yolculuk,
çok yoğun bir parfüm.
Onun müziğini nasıl
yapacağımı bilmiyorum.
Bu gemiden ayrılamam ben. ” (*)

(*) La leggenda del pianista sull’oceano filminden bir monolog. Çeviri divxplanet.com‘dan…

Bu yazı Sinema-TV kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.